enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

YAŞADIĞIMIZ KENTİN TARİHİNİ BİLMEK…

16.10.2014
0
A+
A-
Reyhan Bayındır GÖNENÇ

Reyhan Bayındır GÖNENÇ

“Yaşadıkları şehrin tarihini bilmeyenler, şehri yaşanır mekan kılmak için tarih gerekliliğinin bilincinde olmayanlar, o şehri yalnızca tüketeceklerdir.” Benim sözüm değil, İlhan Pınar, ‘Gezginlerin Gözüyle İzmir’ adlı kitabının önsözünde böyle diyor.

Bir turizm sezonunu daha bitirmekte olduğumuz bu günlerde; gözlerimi açtığım, büyüdüğüm, kültürüyle yoğrulduğum, gönül verdiğim Bodrum’a baktığımda, bu sözü doğrulayan pek çok kanıt görmek, bana üzülmekten daha derin duygular yaşatıyor. Çaresizliğimin getirdiği boş vermeğe çalışmalarım, ruhumda onarılmayan yaralar açmakta. Bodrum avuçlarımın içinden kayıp giderken bir şey yapamamanın hüznü sarıyor her yanımı…

Dün sabah büyüdüğüm Kumbahçe mahallesinin Belediye kahvesinde, burcu burcu kokan çayımı içerken;duvar kuytuları boş olmasına rağmen tam İstanköy manzaramı engeller biçimde konulmuş ATM’yi ve denizdeki kazıkları ‘çaresizlikten görmezden gelme’ denemelerimle bertaraf etmek için sandalyemi Kale’ye karşı çevirdim. Sandalyem artık ahşap değildi, bastığım yerde toprak değil. Olsun dedim içimden. Karşımda “Kale”m, çevremdeki masalardan yükselen Bodrumlu sesler var hala! Bu tutumum, Bodrumlu olmanın getirdiği ayrımcı bir yaklaşım olarak algılanmasın. Van’a ve ya Prag’a gittiğimde de aynı. O kentin insanı ile konuşmak, o bölgenin ürünleri ile hazırlanmış bir kahvaltı sofrasına oturmak, yörenin müziği eşliğinde tüm havasını içime çekmek isterim. Küba’ya gidip, Ankara havası söylüyorsak, sizce de bir sorun yok mu?

Bodrum’un dev reklam panolarında “Van Kahvaltısı” reklamını görmek kadar, belediye çay bahçesinin menüsünde su böreği yerine kayseri mantısı görmek de ürpertiyor beni. Ya “Barba’nın mezeleri İstanbul Nişantaşı’ndan sonra Bodrum’da” reklamına ne demeli. Ben söyleyeyim: siz Nişantaşı’nda oturup afiyetle yiyin Barba’nın mezelerini, biz de İstanbul’a gelince zevkle yeriz. Ama Bodrum’a gelince fıstıklı-üzümlü iri yaprak sarmanızı aramayıp, taze yeşilliklerle çiğden yapılmış mis gibi kokan Bodrum dolmalarını tadın, ne dersiniz?

Bir ülkeyi, bir kenti değiştirmeğe değil, tanımaya gittiğimizi ne zaman öğreneceğiz…

Bodrum’u tatil yapmak veya yaşamak için seçmiş isek, Bodrum kültürünü eleştirmek ve değiştirmek değil, korumak zorundayız. Bizi bir zamanlar Bodrum’a çeken değerleri , şimdi yok etmeğe çalışıyoruz. Farkında mısınız?

Bu yaz Bodrum’da büyük bir süpermarkette çok da uzun olmayan bir kasa kuyruğunda beklerken, İstanbullu olduğunu söyleyen bir kadın, genç görevli arkadaşa “Öğreneceksiniz, öğreneceksiniz Bodrumlular! ” diye bağırmaya başladı. Komik olan, ne o genç görevli ne de firma Bodrumluydu. Bağırması, ‘büyük kentli stresi hoşgörü limitimi’ aşınca, bağırmaması gerektiğini söylediğimde, bu kez ben mimarım diye bağırmaya başladı(?)

Arabama bindim, kırmızı ışıkta bekliyorum.Yolun en sağındayım. Yeşil ışığın yanmasıyla sağımdaki toprak boşluktan 34 plakalı bir otomobil önüme fırladı. Tek yönlü Atatürk Caddesi’nin hafif rampasını çıkarken, önümdeki araba yol üstündeki bir otele mal bırakmak için durduğunda, arkamdaki başka bir 34 plakalı araç sürücüsü kendini camdan aşağı sarkıtıp, kornaya basmaya başladı. O an ortalığı daha çok karıştırmamak adına aracımdan inmedim. Şimdi seslenmek istiyorum. Ey, Bodrum’u tatil yapmak için seçen İstanbullu konuğum; bizim yollarımız dar, insanımız geniştir. Birbirimiz anlar, bekleriz. Hem tatilde olan sizsiniz, vaktiniz var; unutmayın ki biz çalışıyoruz. Buralarda bir söz vardır:” Acelen varsa Bodrum’da ne işin var!” derler.İnsanımız iklimimiz gibi yumuşak, hoşgörümüz yüksektir. Siz de bu yüzden bize gelmediniz mi?

Küçük İstanbul olmak istemiyoruz, siz de istemezsiniz değil mi?

Ben bu yaz reklamlara fena taktım.

Kumbahçe’den marinaya kadar sahil boyunca konulan ışıklı panoların Bodrum’un güzelliğini gölgelemesi yetmezmiş gibi, 500 yıllık Bodrum kalesinin reklam panosu olarak kullanılmasının, bir tarihi eser üzerine yazı kazınarak tahrip edilmesinden hiçbir farkı yoktur.

Reklam panolarında yer alan “Adam gibi tıraş, tek şubemiz İstanbul’da” reklamı için de, parayı veren düdüğü çalar demeyin sakın bana. Bu; tarihini bilmeyenlerin, Bodrum umurlarında olmayanların, Bodrum’u kullanmaları, bizimde göz yummamızdır. Başka bir şey değil.

Reyhan Bayındır Gönenç

Ekim 2014 purchase metoclopramide

rbgbodrum@gmail.com get Naltrexone

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
  1. Neriman Alpagut dedi ki:

    Farkindaliginizdan ve sorumlulugunuzdan dolayi sizi tebrik ediyorum.

  2. eser dedi ki:

    Teşekkürler dile getirdiğiniz için sevgiler.

  3. Cahit Biliroğlu dedi ki:

    Reyhan Hanım’a duyarlılığından ötürü teşekkür etmelidir herkes. Zira doğası, tarihi, gelenek ve görenekleri yok olmakta olan bir tatil kasabasının geleceğinden bahsetmektedir. Unutulmasın bu değerler yok edildiği noktada, Bodrum’ da ne tatil yapılır, ne dinlenilir, ne eğlenilir, ne öğrenilir. Ve burada mutlu olunmaz. Hadi size Bodrum’da iyi tatiller. Bodrum’u sömüren ve sömürtenlere duyurulur.

  4. gul ilalan dedi ki:

    Yurekten katiliyorum