enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

“8 Mart Kadınların hediye beklediği gün değildir”

Muğla Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu ile Muğla Barosu İlçe Temsilciliği ortak açıklaması yaptı. Baro İlçe Temsilcisi Av. Cavidan Karaöz Özyiğit’in okuduğu açıklamada “8 Mart Kadınların hediye beklediği, erkeklerinse bu beklentilere cevap vermeye çalıştığı bir gün değildir. 8 Mart, bir eğlence ,yeme içme günü değildir, 8 Mart, bir  kutlama günü değildir.  8 Mart, bir farkındalık,bir anma günüdür.” İfadeleri yer aldı.

Bodrum Gündem Haber

Muğla Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu ile Muğla Barosu İlçe Temsilciliği Bodrum Adliye binası önünde ortak bir basın açıklaması yaptı. Yazılı basın açıklamasını Baro İlçe Temsilcisi Av. Cavidan Karaöz Özyiğit okudu. Özyiğit’in okuduğu açıklamanın detayları şöyle;

8 Mart, Kadının haklı mücadelesinin ve dayanışmasının günüdür.

8 Mart Kadınların hediye beklediği, erkeklerinse bu beklentilere cevap vermeye çalıştığı bir gün değildir.

8 Mart, bir eğlence ,yeme içme günü değildir,

8 Mart, bir  kutlama günü değildir.

8 mart, bir farkındalık, bir anma günüdür.

1857 yılında kadın işçilerin “Kazanana kadar mücadele edeceğiz” diyerek çıktıkları ve canlarını ortaya koydukları bu mücadele, bugün de haklarımıza sahip çıkmak adına savaşın ve yoksulluğun gölgesinde devam etmektedir.

Kadının cinsel kimliğinden dolayı uğradığı ayrımcılık, bütün tarihsel süreçlerde ve tüm dünya coğrafyasında farklı biçimlerde kendini gösteren evrensel bir sorundur. Kadınlar yaşama hakkı başta olmak üzere, eğitim, sağlık, çalışma sosyal ve siyasal yaşama katılma gibi birçok alanda ihlallere maruz kalmaktadır.

Evde, sokakta, işyerinde, tarlada, fabrikada emeği ve bedeni sömürülmekte, ezilmekte ve şiddetin her türüyle karşı karşıya kalmaktadır.

Erkek egemen sistemin yarattığı savaşın mağduru olan, savaşta neslin devamı gerekçesi ile çocuk doğurmasına yönelik baskılanan, yaşam hakkı gasp edilen, göçe zorlanan, köleleştirilmeye çalışılan kadınlar; kendilerine dayatılan tüm bu sistematik şiddete karşı, devlet politikalarında ve karar alma mercilerinde yer alarak dünyada barışı ve toplumsal eşitliği sağlayanlar olma gücüne sahiptir.

Kadınlar, 21. yüzyılda hala cinsiyet eşitliği, ekonomik eşitlik ve evrensel temel hak ve özgürlükler için mücadele verirken, Türkiye, kadının insan hakları ihlalini önlemek için devletlere yükümlülük getiren İstanbul Sözleşmesinden çekildiğini açıklamıştır.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddetin ve ayrımcılığın yok edilmesi için taraf devletlere koruyucu ve önleyici tedbirler alma yükümlülüğü veren İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı tarihi bir hata olduğu gibi hukuka da aykırıdır. Unutulmamalıdır ki; İstanbul Sözleşmesi, temelinde bir insan hakları sözleşmesidir ve kadınların şiddetten uzak ve ayrımcılığa uğramadan yaşaması için vazgeçilmezdir.

İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararı ile bütünsel varlığı tehlikeye atılan kadınlar şimdi de nafaka haklarının ellerinden alınması tehlikesi ile karşılaşmışlardır. Medeni Kanun’da düzenlenen nafaka konusunda kadın-erkek ayrımı yapılmamıştır. Kamuoyuna süresiz gibi lanse edilen yoksulluk nafakasının hangi durumlarda kendiliğinden sona ereceği, azaltılacağı ve kaldırılacağı da mevcut kanunda düzenlenmiştir. Kadın erkek ayrımı yapılmayan yoksulluk nafakasından daha çok kadınların yararlanmasının sebebi, kadının ev içi emeğe mecbur bırakılması, istihdam edilmemesi ve eşit işe eşit ücret alamamasıdır.

Yargı reformunda yer verilen aile hukukuna ilişkin ihtilaflarda öngörülen aile arabuluculuğu kadınlar açısından tehlikeli sonuçlara yol açacağı gibi çekilme kararı alınmışsa da mevcut hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olan uluslararası sözleşmelere göre de mümkün değildir. Aynı zamanda 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 1/2 maddesinde “Aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir” ifadesi yer almaktadır. Zira aile hukuku kapsamındaki uyuşmazlıklara fiziksel, cinsel, ekonomik veya psikolojik şiddet kaçınılmaz şekilde eşlik etmektedir. Bu olgular yargılamaya muhtaç olup tüm delillerin toplanması gerekmektedir. Kaldı ki mağdur edilen kadının arabulucu karşısında şiddet uygulayıcısı ile yeniden karşı karşıya gelmesi ikincil mağduriyetlere sebep olduğu gibi kadının adalete erişimini de kısıtlayacaktır.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde çok önemli bir güvence sağlayan ve Türkiye’nin ev sahipliği yaparak imzaladığı İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı çekilmek, nafakayı tartışılır bir müesseseye dönüştürmek, evlilik yaşını çocuk yaşa indirgemeye çalışmak, kadını arabuluculuk kurumlarına mecbur bırakmak gibi uygulamalarla kadınlar sistematik olarak güçsüzleştirilmeye çalışılmaktadır.

Kadına Yönelik Şiddetin önlenmesi konusunda son açıklanan “reform” ise tam bir hayal kırıklığı olmuştur. Halihazırda uygulanmakta olan CMK ve Adli Yardım müesseseleri yeni bir uygulamaymış gibi sunulmuştur. Mevcut uygulamada ısrarlı takip fiili TCK madde 96’da yer verilen eziyet suçu kapsamında değerlendirilmekteyken yeni paketle bu suça öngörülen ceza artırılmış değil bilakis azaltılmış olmaktadır. Cumhurbaşkanlığı nezdinde kabul edilen kravat indirimi ise yıllardır ifade ettiğimiz eril yargının ilk defa dile gelişidir ve dinmez mücadelemizin kazanımıdır. Kadınlar duyulmayanı söylemeye, görülmeyeni göstermeye devam edeceklerdir. Ta ki devletin her kademesinde ve tüm eril zihniyetlerde tek tek kabul görene dek!

Unutulmamalıdır ki; kadının güçsüz olduğu bir toplumun kalkınması ve güçlenmesi mümkün değildir.

YÜZYILLAR BOYU VERİLEN MÜCADELE SONUCU KAZANDIĞIMIZ HAKLARIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİMİZİ, BU KONUDA GERİ ADIM ATILMASINA İZİN VERMEYECEĞİMİZİ KAMUOYUNA DUYURUYORUZ.

Muğla Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu

Muğla Barosu İlçe Temsilciliği ortak açıklaması

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.