enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Bayram Gelmiş Neyime? Can Pulak Bodrum Gündem yazıları…

     Eskinin bayramlarını nasıl özlüyorum bilemezsiniz.

Hani sabah sevinçle kalkıp, dini vecibeleri yerine getirip, tüm aileyi sofrada buluşturup, büyüklerin ellerini öpüp, hayır dualarını aldığımız bayramları unutamıyorum. Hele eş dostla bayramlaşma, kucaklaşma, dargınlarla barışma filan ne güzeldi. Günler önce tebrikleri yazıp, zarflayıp postaya verirdik. Bayramını kutlardık akrabaların, dostların ve tanıdıkların. Küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öper, sevgiler saygılar sunardık hepsine.

Sonraları erozyona uğradı bu adetler. Bayramlar çoğumuzca tatil gibi algılanmaya başlandı. Hemen sayfiye yerlerine, deniz kenarlarına, yazlık evlere, otellere motellere gitmeye başladı millet. Şehirlerarası yollarda trafik günlerce kilitlendi. Tebrik kartlarının, bayram ziyaretlerinin yerini akıllı telefonlar aldı. Görüntülü tebrikler devri de böylece başlamış oldu. Şeker bayramında şeker, lokum, çikolata ikram edilirdi misafirlere. Yıllar sonra zayıflama çabaları, perhiz ve rejim gerekçesiyle bunlar da eski iştahla yenilmiyor artık. Kurbanda hali vakti yerinde olanlar mutlaka koyun, koç, sığır keserlerdi. Yine kesiliyor ama eskisi kadar fazla değil. Aydın kesim, hayvanın öldürülmesini görmektense, kurban parasını Kızılay, Vakıflar, Çocuk Esirgeme Kurumuna filan bağışlıyorlar.

Eskinin bayramlarında çocuklara mendil içinde çikolatalar ve bahşişler verilirdi. O paralarla lunaparka gider, salıncaklara ve atlıkarıncalara biner, elma şekeri ya da pamuk helva alırdı çocuklar. O dönemlerde çocuklar gerçekten çok şendi, hep gülerdi yüzleri, hep sevinç çığlıkları atarlardı. Bugünün çocukları öyle mi? Bilgisayar oyunlarından, cep telefonlarından kaldıramıyorlar kafalarını. Saatlerce oynayıp, seyredip duruyorlar. Ahhh ahhh, nerede o eski bayramlar? Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı demeyin. Bugünün dertli ve sorunlu bayramları mı güzel, yoksa geçmişin sevinç ve coşku dolu bayramları mı?

     Çok isterdim şöyle huzur ve güven içinde, fikirlerimi rahatça söyleyeceğim, gelecek endişesi taşımadan, ülkemin başına gelebilecek kötü şeyleri düşünmeden bir bayram geçirmeyi. Yıllardır buna hasret yaşıyoruz. Onun için eski bayramları özlüyoruz ya… Hergün azarlanmaktan, siyasi kavgalardan bıktık. Bizi yönetmeye çabalayanların yanlışları, inatları dünyamızı kararttı. Heran başımıza bir şey gelecekmiş gibi tetikteyiz. Hazinemizde para kalmadı, borçlarımız torunlarımızın bile ödeyemeyecekleri kadar kabardı. Zengini daha çok zengin oldu milletin, fakiri iyice dibe vurdu. Piyasa kontrolsüz, fiyatlar aldı başını gitti. Enflasyon gırtlağına yapıştı ülkenin. Bu durumda bile pembe tablolar çiziliyor hala, sabır bekleniyor halktan.

Deneme tahtasına çevirdik güzelim Türkiye’yi. Tepetaklak ettik tüm düzenini. Yeni Türkiye diyerek, akılalmaz işler yaptık ve geriye götürdük devletimizi. Ayakları baş ettik, ehliyeti ve liyakatı sıfırladık adeta. Öyle tayinler yaptık ki, evlere şenlik. En önemli makamlara bilgi, beceri ve donanımına bakmadan, siyasi yandaşlığını mükafatlandırdığımız insanları getirdik. İktidarıyla muhalefetiyle elele geldik bugünlere. Şimdi eleştirdiğimize filan bakmayın, hepimiz suçluyuz ülkenin bu hale gelmesinden. Bugün lanetlediğimiz Fetö ile beraber ıslanmadık mı yağmurda, ne istediler de vermedik mi?

Bugün Fetö yok zannediyoruz, diyelim ki öyle… Peki onca tarikatlara cemaatlere ne diyelim? İyice devlete bulaşmış durumdalar hepsi. Diyanet Teşkilatımız bile siyasallaştı. Geçmişte aldatılmıştık. Hala mı aldatılıyoruz yani..? Bunları düşündükçe, aklı başında insanların hepsi karamsar oluyorlar. Toplum huzursuz, sermaye yurt dışına kaçtı. Gençler işsiz, iyi yetişmiş teknik insanlarımız ve eziyet ettiğimiz doktorlarımız başka ülkelerde alıyorlar soluğu. Kötü yönetimimizle soğuttuk bu değerli insanlarımızı ülkeden. Geleceklerini başka yerlerde aramaya başladılar. Hergün kadınlarımızı öldürüyoruz, hergün doktorlarımıza saldırıyoruz. Konya’da öldürülen meslektaşları için yürüyüş yapmak isteyen doktorlarımızı polisle engelliyoruz, biber gazı sıkıyoruz suratlarına. Sokaklar yürümekle aşınmaz diyordu rahmetli Demirel. O günlerin hoşgörüsünden ve demokrasisinden, bakın ne günlere geldik?

Ülkenin en köklü Üniversitelerinde mezuniyet töreni bile yapamıyoruz. Çatlak bir ses çıkacak diye yönetimin ödü kopuyor. Hem korkuyor, hem de esip gürlemekten ve kendisi gibi düşünmeyenleri korkutmaktan da geri durmuyor yönetim. Koruma ordularıyla, çakarlı araba filolarıyla dolaşıyorlar hep.

Hapishanelerimiz ağzına kadar dolu, mahkemelerin devamlı suçluları salıvermelerine kızmayın. Yatıracak yer yok onları, bu yüzden seçim arifesinde genel af söylentileri bile dolaşıyor. Türkiye tarihinin en büyük mahkum kalabalığını yaşıyor. Suç ve suçlu oranında rekorlar kırıyoruz. Külhanbeyliğin, kabadayılığın prim yaptığı uzunca bir dönemden geçiyoruz. Herkesin belinde silah var. Kafası kızan basıyor tetiğe. Pompalı tüfekler, av tüfekleri, mermi atan oyuncak tabancalar serbestçe satılıyor piyasada.

Bunlar akla geldikçe, huzur ve güven içinde bayram geçirebilir mi insanımız? Çocuğunu evinin karşısındaki okula kaydettiremiyor veliler. Şehrin öbür yakasına kayıt yaptırmak ya da özel okula vermek zorunda evlatlarını. Devlet okullarının çoğu imam hatibe çevrildi. 3-4 yaşında minikleri kuran kursuna gitmeye zorluyorlar. Camilerin bahçelerine çocuk parkları kuruldu. Neymiş, çocuk orada oynarsa camiye alışır, dinle barışık yaşarmış. Bunlarla uğraşıyorlar, kafayı molla eğitimine takıyorlar. Suriyelilerle doldurdular şehirleri. Afgan, Irak, İran ve Afrikalıları sorgusuz sualsiz aldılar içimize. Huzuru kaçtı milletin. 300-400 bin dolara vatandaşlık verdiler isteyene. Türklüğü pazara çıkardılar. Kimsenin kılı bile kıpırdamadı. Ümit Özdağ olmasa, iyice küllenecek bu hassas konu.

Çok kötü yönetiliyoruz. Duble yollara, alt-üst geçitlere- tünellere-havaalanlarına, gökdelenlere bakıp böbürleniyoruz. Onlara bakarak karın doymuyor. Tüm paraları buralara yatırdık, şimdi meteliğe kurşun atıyoruz. Emeklilerin çoğu ilk defa bayrama maaşlarını almadan girdiler. Hastalar hastanelerden randevu alamıyorlar. İlaçların çoğu piyasadan çekildi. Bulunanlara ise zam geldi. Pandemi tekrar tırmanıyor. Aşı olacak mıyız, elde aşımız var mı, maskeleri yine takalım mı? Kimsenin bir şey bildiği yok, ayrıca hala ciddi bir açıklama yapılmış değil.

Neyse, aslında yazacak çok şey var ama buluttan nem kapanları fazla kızdırmamak lazım. İktidardan çok şikayetçiyiz. Ama bu demek değil ki, 6’lı masadan çok umutluyuz. Bu masanın ayakları sallantıda gibi. Üstelik bu kritik ortamda, Parlamento’muz da tatilde. İşte onun için diyorum ya, böyle bir durumda coşkuyla nasıl kutlarız bayramı. Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime…

Gazeteciler

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.