Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Dakikalarla yarışan, yorgun ama yılmayan sağlık emekçileri…
Paramediklik, dünyanın en zor mesleklerinden biri. Olay yerine ilk ulaşan, hayat kurtarmak için saniyelerle yarışan, yeri geldiğinde ölümün tam ortasında soğukkanlı kalmaya çalışanlardan bahsediyorum. Bir çocuk nefessiz kaldığında, bir annenin kalbi durduğunda ya da hepimizin başına gelme olasılığı olan kazaya müdahil olanlardan bahsediyorum. Ne zaman bir felaket olsa, çoğu insan kaçarken onlar aksi yönde olayın içine dalarlar.
Bilmeyenler için paramedik’in kısa açıklamasını da yapalım… Paramedik, acil sağlık hizmetleri alanında uzmanlaşmış, ileri düzey tıbbi müdahaleleri yapabilen sağlık personelidir. Ambulans ekiplerinde görev alırlar ve hastaneye ulaşmadan önce hastaya ilk ve en kritik müdahaleyi yaparlar.
Niye durup dururken böyle bir konuyu köşeme taşıdığıma gelince; genç iki paramedikle ayaküstü yaptığım sohbette öğrendiklerimin şaşkınlığı neden oldu bu yazıyı yazmama… Yarımada genelinde Kumbahçe, Konacık, Ortakent, Turgutreis, Akyarlar, Yalıkavak, Gündoğan, Türkbükü de dahil sadece 9 noktada istasyonları var. Turgutreis ekibi aynı zamanda Gümüşlük bölgesine de bakıyormuş. Bu da yaz temposunda ve trafiğinde müdahale alanına zamanında ulaşım bakımından sorunlara yol açar mı? Bence açar. Malum Bodrum’da artık bir arka caddeye giderken bile süre tahmininde bulunamaz olduk.
Her ekipte ortalama 25 kişi görev alıyor, dediler. Doktorlar, ATT’ler (Acil Tıp Teknisyeni), ambulans şoförleri ve diğer görevliler… Ortalama maaşları 40 bin liraymış. Gecesi gündüzü yok, yazı kışı yok. Vakadan vakaya koşuyorlar. Koşmak derken mecaz yapmıyorum, gerçekten koşuyorlar. Gençlerden öğrendiğim kadarıyla bir ekip Bodrum’da kışın ortalama 12, yazın ise 20’ye yakın vakaya gidiyormuş. Bu tempoda yazın bırakın dinlenmeyi, yemek yemeye hatta nefes almaya bile zamanları kalmadığına eminim. Acil müdahaleye gittikleri ambulans aynı zamanda yaşam alanları da oluyordur. “Eşiniz, aileniz bu duruma ne diyor?” diye sormak gafletinde bulundum; 112 ekibinde çalışanların büyük kısmı bekarmış. “Abla, kiramızı zor ödüyoruz, nasıl evlenelim?” diye dert yandılar.
Aslına bakarsanız onlar işlerini seviyorlar ama 112’ye sağlık için gelen ihbarların ciddi bir kısmının asılsız oluşu ve insanların acil çağrı hizmetini amacı dışında kullanmaları, onları en çok üzen şey. Bir gün içinde bir ekibe gelen 15 ihbarın 5’i asılsız çıkarken, ciddi bir kısmı hastane randevusu, kalanı da genel durum bozukluğu oluyormuş. Tabii ki her günün ve birimin oranı değişkendir. Gerçekten acil vaka sayılan kalp krizleri, trafik kazaları, hayati tehlikesi olan insanlar onları beklerken karşılaştıkları tablonun ortalaması bu yöndeymiş. Üstüne bir de bazı noktalara gelen özel misafirlerin talepleri olmasa, daha iyi olurdu demeden de edemediler…
Hastanede normal randevusu olan bazı vatandaşlar meselesini sorduğumda, bizim uyanık spor kulüp üyeleri 112’yi arayıp acil çağrı bırakıyormuş. Gelen ekip, hastanın durumunun acillik olmadığını fark edip evden ayrılmak istediğinde hasta “Zaten randevum vardı, madem geldiniz, beni de hastaneye bırakın” diyormuş. Kazara ekiptekiler “hayır” derse hemen CİMER’e şikâyet… Ardından soruşturma. Sarı zarf… “Gel bakayım çocuğum, yaz savunmanı” durumları anlayacağınız.
Yani bir yanda gerçekten acil müdahale bekleyen insanlar, diğer yanda bu sistemi suiistimal eden “uyanıklar”… Yahu ambulans ne zaman hastaneye gitmek için günlük servis aracı haline döndü?
Madem konumuz ambulans çalışanlarının yaşadıkları, Bodrumlu şoförler artık ambulansa yol vermeyi öğrenmiş. Tam “Hadi gözümüz aydın” diyecektim ama bu kez de ambulansın arkasına takılan ve bunu yapınca da kendisini diğerlerinden daha zeki zanneden arsızlardan bahsetmeden bu konuyu kapatmak istemiyorum. Ekipler de bu duruma çok tepkili. Çünkü atlatmışlar. Eğer içindeki senin hastan değilse, ne işin var o ambulansın peşinde?
Bir gün o ambulansa gerçekten ihtiyacımız olmadan, vicdanlarınızın da siren sesi kadar hızlı çalışmasını diliyorum…