Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Gazetecilik güzel meslektir. Hele masa başında oturup ekonomiyi, turizmi, ticareti ve işletmeciliği birkaç rakamla yorumlamak daha da kolaydır. Fakat işin mutfağına girince gerçekler farklıdır. Çünkü ticaret, köşe yazılarında birkaç cümleyle çözülecek kadar basit değildir.
Ben hem gazetecilik yaptım hem de yıllardır işletmecilikle uğraşıyorum. Türkiye’de de çalıştım, Avrupa’da da yaşadım. Bu nedenle ekonomik gelişmeleri sadece raporlardan değil, kasanın başından ve müşterinin gözünden de okuyabiliyorum.
Bugün bazı yorumcular Bodrum’daki otellerin doluluk oranlarını, restoranların boş masalarını ya da turizmdeki durgunluğu yerel yöneticilere veya işletmecilere fatura etmeye çalışıyor. Oysa tabloyu doğru okumak için dünyanın nereye gittiğine bakmak gerekiyor.
Refahın Başkenti İsveç Bile Eski İsveç Değil
Yıllarca dünyanın örnek gösterilen sosyal refah ülkelerinden biri olan İsveç’te yaşıyorum.
Bir zamanlar İsveçli aileler hafta sonlarını restoranlarda geçirir, sık sık seyahate çıkar, sosyal hayatın tadını çıkarırdı. Bugün ise tablo değişmiş durumda.
Artan enerji maliyetleri, yükselen faizler, gıda fiyatlarındaki artış ve ekonomik belirsizlik nedeniyle İsveçli vatandaş harcamalarını kısmaya başladı. Eskiden dışarıda yemek yiyen aileler artık evlerinde yemek yapıyor. Restoran ziyaretleri azaldı. Eğlence harcamaları kısıldı. İnsanlar zorunlu olmayan harcamaları ertelemeyi tercih ediyor.
Kısacası, bir zamanların refah sembolü İsveç bile ekonomik sıkıntıları hissediyor. Türkiye’nin deyimiyle söylersek; ekonomi açısından olmasa bile tüketim alışkanlıkları bakımından “hasta adam” görüntüsü vermeye başladı.
Turist Gelmiyorsa Sebep Sadece Bodrum Değildir
Şimdi gelelim herkesin sorduğu soruya:
“Neden yabancılar eskisi kadar Bodrum’a gelmiyor?”
Bunun cevabı ne Bodrum Belediyesi’nde ne otelcide ne de esnafta aranmalıdır.
Sorunun temelinde iki önemli neden bulunuyor.
Birincisi, Avrupa’daki alım gücünün düşmesi.
İkincisi ise Türkiye’nin uyguladığı kur politikası.
Avrupa’da vatandaşın cebindeki para küçülürken Türkiye’de dövizin Türk Lirası karşısındaki değerinin uzun süre baskılanması Türkiye’yi yabancılar açısından pahalı ülkeler sınıfına taşıdı.
Birkaç yıl önce Türkiye’ye gelen Avrupalı turist kendisini ekonomik olarak güçlü hissederken bugün aynı turist İspanya, Yunanistan, Mısır veya Tunus ile Türkiye arasındaki fiyatları karşılaştırıyor ve artık Türkiye’nin eskisi kadar avantajlı olmadığını görüyor.
Otelci de Esnaf da Mucize Yapamaz
Türkiye’deki işletmelerin karşı karşıya olduğu tablo da kolay değil.
Elektrik maliyetleri yükseliyor.
Gıda fiyatları artıyor.
Kira bedelleri katlanıyor.
Personel ücretleri yükseliyor.
İthal ürün ve ara girdi maliyetleri sürekli artıyor.
Bu şartlarda otelci de restoran sahibi de fiyatlarını belirlerken maliyet gerçeğinden kaçamıyor.
Dolayısıyla ortaya çıkan fiyatlar sadece işletmecinin tercihi değil, ekonomik şartların sonucudur.
Bu yüzden bugün Bodrum’da yaşanan sıkıntıları sadece yerel yönetime ya da turizm sektörüne yüklemek gerçekçi değildir.
Dünya Daralıyor, Türkiye Bunun İçinde Mücadele Veriyor
Gerçek şu ki dünya ekonomisi son yılların en zorlu dönemlerinden geçiyor.
Avrupa’da büyüme yavaşlıyor.
Tüketim azalıyor.
Tasarruf eğilimi artıyor.
Turizm harcamaları kısılıyor.
Türkiye ise aynı dönemde düşük kur politikası, yüksek maliyet artışları ve küresel ekonomik daralma arasında denge kurmaya çalışıyor.
Bodrum’daki otel sahibi de, restoran işletmecisi de, esnaf da bu tablonun içinde ayakta kalmaya çalışıyor.
Suçlu Aramak Yerine Gerçeği Görmek Gerekir
Ekonomik sıkıntıların yaşandığı her dönemde suçlu aramak kolaydır.
Zor olan, gerçeği bütün yönleriyle görebilmektir.
Bugün Bodrum’da yaşanan durgunluğun nedeni tek başına bir belediye başkanı, bir otel sahibi veya bir esnaf değildir.
Sorun küreseldir.
Sorun ekonomik dengelerdedir.
Sorun insanların cebindeki paranın her geçen gün biraz daha küçülmesidir.
Bodrum hâlâ dünyanın en güzel turizm merkezlerinden biridir. Ancak turistin önce cebine, sonra valizine baktığı bir dönemde yaşıyoruz.
Gerçeği görmek istiyorsak, boş masalara değil, boşalan ceplere bakmamız gerekiyor.
Tandoğan Uysal