Mutlak Butlan: Türkiye’nin Yeni “Meşhuru” Mu?

Tandoğan Uysal; 1985 yılında Anka Haber Ajans’ında muhabir olarak başlayan basın hayatı sırasıyla, Ulusal Basın AJANSI (UBA) Anadolu Ajansı İsveç Bürosu ve Hürriyet Gazetesi’nde 25 yıl süren İsveç Temsilcisi olarak çalıştı. İsveç Devlet Radyosu Türkçe bölümünde serbest gazeteci olarak çalıştı.

    Bir hukuk terimi bir gecede halkın diline düştü. Peki tartıştığımız gerçekten hukuk mu, siyaset mi?

    Türkiye dün sabah yeni bir isimle uyandı.

    Adı ne bir siyasetçi, ne bir sanatçı, ne de bir futbolcu…

    Adı: Mutlak Butlan.

    Hayatında hukuk fakültesinin kapısından geçmemiş milyonlarca insan ilk kez bu kavramı duydu. Öyle ki, kulağa biraz garip gelen bu hukuk terimi kısa sürede kahvehanelerin, çay ocaklarının ve sosyal medyanın en çok konuşulan konusu haline geldi.

    Hatta önümüzdeki günlerde pazarlarda bile duysak şaşırmam.

    Yetenekli pazarcılarımızın dilinde belki şöyle bir çağrı yankılanır:

    “Gel abla gel… Mutlak butlan gibi iptal olmadan bitmeden al git!”

    Türkiye böyledir.

    Bir kavram önce hukukun raflarında doğar, sonra halkın mizahında yeniden hayat bulur.

    Fakat işin esprili tarafını bir yana bırakırsak, bu kez yaşanan tartışma sıradan bir tartışma değil.

    Çünkü mesele Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin en önemli partilerinden biri olan CHP’nin kurultayıyla ilgilidir.

    HUKUK TARTIŞMASI MI, SİYASİ DEPREM Mİ?

    CHP’de yaşanan kurultay tartışması artık yalnızca parti içi bir mesele olmaktan çıktı.

    Bu tartışma ekonomiyi etkiledi.

    Piyasaları etkiledi.

    Yatırımcı psikolojisini etkiledi.

    Siyasetin merkezine oturdu.

    Üstelik bunun yarattığı siyasi deprem Türkiye’de daha önce benzeri görülmemiş bir tabloyu da beraberinde getirdi.

    Muhalefetin önemli bir bölümü, yaşanan sürecin iktidarın planı olduğunu ileri sürüyor.

    Daha açık ifadeyle, bazı CHP’liler ve muhalif çevreler yargının siyasi baskı altında hareket ettiğini iddia ediyor.

    Bu son derece ağır bir suçlamadır.

    Çünkü böyle bir iddia yalnızca bir mahkeme kararını değil, doğrudan hukuk sisteminin tarafsızlığını sorgulamaktadır.

    Ancak burada şu soru da ortaya çıkıyor:

    Eğer gerçekten böyleyse, CHP’nin yaptığı itirazlar neden sonuç vermedi?

    Ve daha önemlisi, bundan sonra ne olacak?

    CHP İKTİDARIN OYUNUNA MI GELDİ?

    Muhalefet cephesinin önemli bir bölümü yaşananları “iktidarın planı” olarak yorumluyor.

    Peki öyleyse…

    Ortaya çıkan sonuç kimin işine yaradı?

    Bugün bakıyoruz;

    CHP tabanı daha da kenetleniyor.

    Muhalif seçmen daha da öfkeleniyor.

    Erken seçim çağrıları yükseliyor.

    Baskın seçim senaryoları konuşuluyor.

    İktidara karşı tepki büyüyor.

    Eğer gerçekten iddia edildiği gibi siyasi bir mühendislik varsa, bunun sonunda ortaya çıkan mağduriyet duygusu muhalefetin elini güçlendirmiyor mu?

    Siyasette mağduriyet bazen en güçlü seçim kampanyasından daha etkili olabilir.

    Bu nedenle bazı seçmenlerin aklında şu soru oluşuyor:

    “Eğer bu bir operasyon ise, sonunda kime yarıyor?”

    KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA KIZANLARA BİR SORU

    Şimdi gelelim yıllardır süren tartışmaya.

    “Kemal Kılıçdaroğlu seçim kazanamadı.”

    Bu cümleyi yıllardır duyuyoruz.

    Doğrudur.

    Seçim sonuçları ortadadır.

    Fakat aynı seçmene şu soruyu sormak da gerekmez mi?

    Madem kazanamıyordu…

    Madem başarısızdı…

    Madem ülkenin değişmesini istiyordunuz…

    O halde neden onu desteklemediniz?

    Sonuçta seçimleri yalnızca liderler kaybetmez.

    Seçmen de kazandırır ya da kaybettirir.

    Bir genel başkan on üç yıl boyunca partisinin başında kalabiliyorsa, bunun sorumluluğu yalnızca o kişiye ait değildir.

    Partiye oy verenlerin de, vermeyenlerin de bu hikâyede payı vardır.

    Bugün bütün yükü tek bir kişinin sırtına yüklemek kolaydır.

    Ama gerçekler bundan daha karmaşıktır.

    DENİZ BAYKAL’I DA SİZ İSTEMEMİŞTİNİZ

    Aslında bu tartışma yeni değildir.

    Aynı sözler yıllar önce Deniz Baykal için de söyleniyordu.

    “Baykal’dan Başbakan olmaz.”

    “Baykal seçim kazanamaz.”

    “Baykal halkta karşılık bulmuyor.”

    Bu eleştirileri yapanlar bugün farklı isimleri eleştiriyor.

    Fakat değişmeyen bir gerçek var:

    Sandıkta son sözü yine seçmen söylüyor.

    Bir siyasetçiyi zirveye çıkaran da seçmendir.

    Onu aşağıya indiren de.

    ASIL TARTIŞMA BAŞKA YERDE

    Bütün bunların ötesinde asıl tartışılması gereken konu başka.

    Eğer bir genel başkan gerçekten demokratik yollarla seçilmişse mesele kapanır.

    Ama eğer bir genel başkanın görevden uzaklaştırılmasında usulsüzlük, baskı veya hile olduğu iddia ediliyorsa, işte o zaman konu yalnızca bir kişinin kariyeri olmaktan çıkar.

    O zaman mesele CHP’nin meselesi olmaktan da çıkar.

    O zaman mesele demokrasi olur.

    Çünkü Atatürk’ün kurduğu bir partide delege iradesinin tartışmalı hale gelmesi, ister iktidar ister muhalefet açısından olsun, kimseyi mutlu etmemelidir.

    Demokrasilerde kişiler gelir geçer.

    Kurumlar kalır.

    İsimler değişir.

    Ama seçimlere duyulan güven sarsılırsa onu yeniden inşa etmek yıllar alır.

    FUTBOL KULÜBÜ BAŞKANLIĞI DEĞİL

    Bugün bazı CHP’lilerin tavrına baktığımda sanki Türkiye’nin geleceği değil de bir futbol kulübünün başkanlık seçimi konuşuluyor gibi geliyor.

    Bir taraf slogan atıyor.

    Diğer taraf tezahürat yapıyor.

    Kim daha çok alkış aldı hesabı yapılıyor.

    Oysa mesele çok daha büyüktür.

    Türkiye’nin ana muhalefet partisinin geleceği konuşulmaktadır.

    Bu nedenle öfkeyle değil akılla hareket etmek gerekir.

    Çünkü siyaset tribünlerden değil, milletin vicdanından kazanılır.

    Mutlak Butlan…

    Dün kimsenin bilmediği bir hukuk terimiydi.

    Bugün milyonların konuştuğu bir kavram haline geldi.

    Ama unutulmaması gereken bir gerçek var:

    Sorun kavramın adı değildir.

    Sorun, onun etrafında oluşan güvensizliktir.

    Eğer ortada bir hukuksuzluk varsa ortaya çıkarılmalıdır.

    Eğer suç varsa sorumlusu belirlenmelidir.

    Eğer iddialar doğru değilse, kamuoyu açık ve net biçimde bilgilendirilmelidir.

    Çünkü demokrasi söylentilerle değil, şeffaflıkla yaşar.

    Ve hiçbir siyasi parti, kendi iç tartışmaları yüzünden ülkenin geleceğini ikinci plana itme lüksüne sahip değildir.

    Tandoğan Uysal

    REKLAM ALANI
    Bir Yorum Yazın

    Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

    Henüz yorum yapılmamış.