enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

3YA gezileri ve yöre örneğinden kalkarak turizmde sorunlar…

21.03.2010
0
A+
A-

Bu çocukluk, gençlik, yaşlılık olarak tanımlanan insan ömrünün artık dünyadaki herşey gibi evrimleşmiş olan üçüncü evresi.

Bu yeni tarz yaşlılık, ihtiyarlamadan yaş alma olarak  da tanımlanabilir. Şimdiki yaşlılar, gençlere iş olanakları sağlamak için zorunlu olarak ya da usandıkları için  çalışma alanlarını terk etseler de köşesine çekilmek, toplum dışı kalmak  gibi bir niyetleri yok ve işe yaramak, yararlı olmak ve çocuklar gibi, gençler gibi bir şeyler öğrenmek, hareketli olmak istiyorlar. 3.cü yaşta kişiler tüm dünyada örgütlenerek gruplar oluşturuyorlar. Bu grupların hayata bakışı aynı olsa da,  amaçladıkları ve faaliyet alanları aynı değil,  varolduklarının altını  çizmek için çeşit çeşit etkinlikler yapıyorlar. Enerji kaynayan bir kent olan  Bodrum′umuzun da son yıllarda bir emekli cenneti olması da artık yaşlanmakta olan kişilerin hayat dolu olmasındandır.


Ve bugün Bodrum′da ′′HERODOT ÜÇÜNCÜ YAŞ AKADEMİSİ′′ nin kurulması da Bodrum′da yaşayan  yerli yabancı üçüncü yaş grubundaki insanın buy Robaxin   bu yaşam gücünü yararlı etkinliklere çevirmek amacını taşıyor. Doğrusu böyle bir grubun sonra da derneğinin kurulması, 10 yıla yakın bir süredir Bodrum′da yaşayan eski iş adamı, elektrik mühendisi Selçuk Şahin′in dünyaya açıklığı ve öngörüsü sayesinde oldu. Burada Selçuk Şahin′in enerjisi, ısrarı, vazgeçmemesi ve sürekli motivasyonla insanları istim üstünde tutmasının da altını çizmek gerekir.


Evet, Bodrumda bir ÜÇÜNCÜ YAŞ  etkinlik grubunun kuruluşunu müjdeleyen bu ilk bölümden sonra aynı derneğin 2.ci etkinliği olan (birincisi 27 martta Turgutreis′te Deve Güreşi Yarışmaları′na izleyici olarak katılımdı) Labranda, Çomakdağ gezisine geçmek istiyorum.


 

price of Asacol

Labranda gezisinin beni hayal kırıklığına uğrattığını söyleyebilirim. 10 yıl önce buraları gezmiştim. Madde eskimesi kavramını, kimya okumuş olup molekül ayrışmasını bilen herkes bilir. Ancak molekküller Labranda′da gerçekten çok hızlı bir dağılma sürecine girmiş, o güzelim mermer eserlerin üzerindeki oyuklar, oluklar, oymalar bütünüyle yok olmaya yüz tuttuğu gibi, on yıl önce ayakta olanların çoğu yerle bir, Titanik gibi bir çiçek ve çimen deryasına yavaş yavaş gömülmekte. Bir on yıla kalmaz kireçli topraklara dönüşür hepsi de. Buna neden olan, zaman, erozyon gibi önüne geçilemez  kavramlar olsa dahi tarihi eserlerin yok olmasını engellemek için daha pek çok şey yapılabileceği kanaatindeyim. Böyle yerleri ne olursa olsun ayakta tutmayı başarmak için kaderine terketmek yerine, her yıl düzenli bakım ve elden geçirme gereklidir. Tarihi eserlerin toprak ve bitkisel saldırıyla çok fazla içiçe olmalarını engellemek için böyle alanlara bir çeki düzen verilmeli sonra da  bakımını sürekli kılmalı ardından da takibini  öncelikler sırasında öne almalı. Bunun için baş şart buralara tayin edilecek bekçilerin az çok bir bilinç düzeyinde olmaları için onlara ne yaptıklarını anlatacak bir temel eğitime tabii tutulmaları, sonra da bu görevi nasıl yaptıklarının sürekli denetlenmesidir.


Oysa Milas′ın en değerli ören yerlerinden biri olan Labranda′da gördüğümüz manzara tam bir kaderine terkedilmişliktir. Buna ısrarla vurgu yapıyorum. Çünkü Labranda hakkında yaptığım araştırmalardan yaz aylarında, neredeyse her yaz düzenli olarak burada özellikle İsveçli arkeologların çalıştığını biliyorum. Meraklı okuyucular için web sitesinin adresini de burada verelim ki nasıl bir değerin heba edilmekte olduğu daha iyi anlaşılsın (http://www.labraunda.org/Labraunda.org/Foreword_tr.html). Her yıl muntazam olarak burada yeni yeni buluntular gün ışığına çıkarılıyor. Maalesef! Keşke hiç çıkarılmasa! Toprak altında eminim daha güvende olurlar! Bilim adamları uluslarası sponsorlar buluyor zahmet edip gelip uğraşıyor, kazıyor ortaya çıkarıyor! Buralarda çıkanlar bir dünya mirası, bir ulusal servet! Ve biz servetimize, Milas′a turist ve para akışını sağlayacak bu değerli yere nasıl sahip çıkıyoruz? Anlatayım:  Burada elektrik çekilmemiş ufacık gecekondumsu bir evde fukara bir bekçi yaşamakta. Gidip gezeceğimiz kendisine bildirilmiş, elinden geldiği kadar otları yolmuş, ortalığı hazırlamış. Biz yerli gruplar hoşgörmeye yabancılardan çok daha hazırızdır. Örneğin yemek için soyulmuş soğanların oracıktaki kayaların üzerine atılıvermiş olduğunu, tavuklar yesin diyedir diye anlarız ama yabancılar, tarihi eserleri çöp içinde diye bakarlar. Tarihi eser bekçiliği  sadece  orada bulunmaktan ibaret olmamalı. Burada görevli kişi devletten asgari de olsa aldığı maaşın karşılığını vermeli. Bu karşılık da sadece birileri geleceği zaman değil sürekli olarak hergün birkaç saat olsa bile, çalışarak oraların düzenli bakımını yapması olmalıdır.  Ama ne kadar para o kadar  ekmek!  Ancak kabul edelim ki kabahati orada yaşam savaşı veren, bunu kabul eden yoksul bekçiye yıkma kolaycılığına düşmemeliyiz. Sit alanlarının korunması büyük bütçe işidir. Kültür bakanlığının ise bütçesi belli, kalemleri belli. O zaman ne yapmalı? Yabancı üniversitelerin sırf kazılar için uluslararası sponsor bulma çabalarının yanısıra buraların sürekli korunması ve bakımı için de sponsorlar bulunması acil gerekliliktir.


Milas valisi haklı olarak iş adamları nezdinde girişimlerde bulunmuş buralarda tesisler kursunlar, bölgeyi şenlendirsinler diye. Labranda yolunu asfaltlamışlar. Ama bu sit alanına çok yakın  bir felspat madeni var. Ve aşağıdaki Güllüğe felspat madeni taşıyan ve durmadan gidip gelen ağır vasıtalar bu yolu sürekli bozuyor. Nitekim bizler de aramızda bulunan ve  bastonuyla yürüyen Amerikalıları, İngilizleri balçığa dönmüş yol otobüsümüzün daha fazla ilerlemesine izin vermediğinden bir km. kadar yürütmek zorunda kaldık. Hadi bizler iyi niyetli ve cok istekliydik bu yeri görmeye de normal bir tur dahilindeki insanlara böyle bir zorlama olası mıdır? Feldspat madeni Türkiye′de kültür ve sanat alanına verdiği destekle tanınan Eczacıbaşı′na aitmiş.  Akla şöyle bir soru geliyor? Eczacıbaşı gerçekten kültüre verdiği destekte samimi midir yoksa medyatik midir? Yani göze çarpan, parlak gösterilerle göz mü boyamaktadır yoksa gerçekten sanat-kültür dostu mudur? Öyle ise kendi kamyonlarının bozduğu bu tarihi ören yerinin yolunu yapmak ya da yaptırmak için kaç kuruş harcamış ya da katkıda bulunmuştur. Ben Eczacıbaşı olsam o madenin hatırına değil yolunu yapmak Labranda′nın sponsoru olurum. Ama dağ başında it ürümez kervan geçmez bir yerin ne gibi bir prestij getirisi olur ki? buy albuterol online


 


Bir günlük bir tur dahilinde Bodrum ve çevresinde tesbit ettiğimiz turistik sorunları anlatmaya sayfalar yetmez! Bir dahaki yazımda yol üzeri saptamalar ve Çomakdağ  köyü üzerindeki düşüncelerimi dile getireceğim.


 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.