Bodrum Gündem

SOFİST! SİMİT SAT ONURLU YAŞA!

Sofist-Simit-sat-onurlu-yaşa-serdar-anlağanSerbest düşünür Artemis Kibar’ın kaleminden paylaşıyorum :

İlineğe Karşı Nelik

Varolanı dilde temel olarak iki biçimde açık kılmaktayız: varolanın neliği ve varolanın ilinekleri.

İlinek, varolması için bir taşıyıcıya ihtiyaç duyan, kendi başına varolmayan, ayrı başına gerçekliği olmayan şeydir. Bu anlamda ilineksel olanlar bir varolanın rastlantısal özellikleridir. Nesnemiz insan ise; bir insanın Türk veya Kürt olması, beyaz veya siyah tenli olması, zengin ya da fakir olması ilinekseldir. İlinekler çekilip çıkarıldığında, o varolan “o” olmaklığından hiçbir şey kaybetmez. İnsandan ten rengini çekip çıkardığımızda, insan olmaklığından hiçbir şey yitirmez. Nelik ise “bir şey nedir?” sorusuna verilen yanıttır; bu “nedir? sorusunun yöneltildiği varolan ne ise odur bir varolanın neliği. İnsanın neliği rastlantısal özellikleri çıkarıldığında geriye ne kalıyorsa odur. Bütün felsefe etkinliğinin, yani theoria etkinliğinin üzerine inşa edildiği temeldir bu soru. Biri “felsefenin işi (ergon, telos) nedir?” diye sorsa: Varolanın to ti en einai‘ı, neliğidir diyebiliriz.

YK-Enerji-14062024
YK-Enerji-14062024
previous arrow
next arrow

Önce ilinekleri atacağız, daha doğrusu ilineğin ilinek olduğunun ayırdına varacağız; ancak o zaman akıl yürütme için sağlam bir temelden söz edebiliriz.

Felsefenin, arkhe’si (başlangıcı) ilineksel olan akıl yürütmelerle mücadelesi çok eskiye dayanır; yani Sofistlerle. Sofistik çıkarımların sağlam bilgisel temelden yoksunluğunu göstermeye çabalarken birçok filozof oldukça değerli yapıtlar ortaya koydular. Sofistler…Güçsüz  argümanı (logos) güçlü göstermeye çalışan, “bilgi” satan, erdemi öğrettiklerini iddia eden “entelektüel”ler. Sofist, felsefeyi ve retoriği bir araç kullanır, bir amaç olarak değil. Protagoras ilk sofistlerdendir ve “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” ifadesinin sahibidir.  Bu ifade hem epistemolojik hem de etik yargılara ilişkin bir ifadedir. Temel olarak şu anlama gelmekte: Aynı varolana ilişkin, iki karşıt önerme mevcuttur. Bilgisel anlamda, kişinin kendi algısına bağlı olarak, karşıt olan bu iki önermenin ikisi de doğru olabilir. Ölçü kişinin kendisi, kişinin duyumsamasıdır. Öte yandan, bu bizi “etik” ilkeler söz konusu olduğunda, söz gelimi adil olan-olmayan, göreciliğe götürmektedir; yani adaletin neliği dışarıda bırakılır, o belli kişi ya da belli topluluk için adil olan ya da olmayan ne ise adaletli olan veya olmayan olarak o alınır.

Sokrates Platon’un Theaetetus’unda Protagoras’a şöyle yanıt verir:

“Eğer her insan için duyumsama aracılığı ile elde ettiği sanı (doxa) doğru ise – ve hiç kimse başkasının durumunu o kişinin kendisinden daha iyi yargılayamazsa ve hiçbir insan kendi görüşü dışında hiç kimsenin görüşünün doğru veya yanlış olması ile ilgili akıl yürütecek konumda değilse, ama birçok kez dile getirdiğimiz gibi, her insan kendi sanılarını oluşturacak ve bu sanılar her zaman haklı (orthos) ve doğru (alethes) olacaktır, öyleyse dostum, nasıl oluyor da Protagoras kendisinin başkalarına öğretmeye ve yüksek bir ödemeye değer olduğunu düşünecek kadar bilge oluyor? Ve nasıl oluyor da biz, eğer her kişi kendi bilgeliğinin ölçüsü ise, onun okuluna gidecek kadar cahil oluyoruz?” (161D)

Sofistleri tek bir kategori altında toplamak zordur, her biri farklı alanlarda farklı kavramlar üzerinde çalışmıştır. Ne ki, felsefenin mücadele ettiği sofistik çıkarımların temel özelliği güçsüz argümanı güçlü olarak göstermeleridir; çünkü bunu yapan Sofist’in amacı bilgi  (episteme) ve doğruluk (alethes Natrexone without a prescription ) değil ikna etmektir (persuasive pistis). Bu nedenle “çoğunlukla” ilineklerle iş görür. Diflucan cheap Her şey nelik ve ilinek ayırımında saklı. Böyle bir sofist “tüccardır”. Manipüle eder; bu bakımdan dil aracılığıyla “kaba kuvvet” kullanır. Doxa’larla (sanı) konuşur. Aklı, yürütmek için değil, ikna etmek için kullanır. Olmayanı olan olarak gösterir. Belli bilgi alanının nesnesinin yapısıyla, “nedir”i ile ilgilenmez. Sözgelimi böyle bir sofist diyebileceğimiz kişi politika ile uğraşan biriyse insanı bilmez, bilmekle de ilgilenmez. Politik anlamda ilineksel olanı politika etkinliğinin amacı gibi sunar; akıl karıştırır, dinleyeni suskunluğa terk eder. Felsefenin bu tarzdaki sofistik çıkarımlara yanıtı “to ti en einai”dır; felsefe ilineği nelik ile karşılamış, galip gelmiştir.

Buraya nereden geldik? Politik ve dolayısıyla etik alandaki ilinekselcilerle başımız büyük dertte. “Nedir?” sorusuna yanıt vermek kolay iş değil; özellikle nesnesi insan olan bilgi alanlarında (etik, politika) karşımıza tek, kesin bir yanıt çıkmaz. Bu doğaldır; bir kere, bir nesne olarak insan ve insan eylemleri “olduğundan başka türlü olabilecek” bir yapıya sahiptir. Ne ki, yine de ulaşmaya çalıştığımız şu: insanın, insan olmaklığı bakımından ona özgü olanakların “bilgisi”. Yani; din, milliyet, “ırk”, cinsiyet vb. dışarıda bırakılarak tüm insanlarda ortak olan olanakların bilgisi. İnsan hakları tam da bu olanakların bilgisi üzerine, yani insanın ilineksel özellikleri, yüklemleri atıldığında geriye kalan temel üzerinedir. Tam da bu nedenle bilgisel temellidir, evrenseldir. Öyleyse sorulması gereken şu: Politikanın işi nedir? Politikanın işi insandır, insanın neliğinin bilgisidir. Politikacı insanın neliğini araştıran, politik birlikteliği insanın neliğinin bilgisi üzerine organize eden/edebilme erdemine iye kişidir. Politika etkinliği söz konusu olduğunda ilineksel olanla iş gören kimdir? O politikacı değildir; faşisttir, ırkçıdır, cinsiyet ayırımcısıdır ve belki diktatördür. Uğraşı da politika etkinliği değildir. Faşizm ve ırkçılık, “insan nedir?” sorusu karşısında ilineksel olanları temel alır; ilineksel olanları insanın neliğiymiş gibi gösterir; yani ilineklerle çalışır, propagandasını ilinekler üzerinden yürütür. Kamusal alanı ilinek yağmuruna tutar, ilineklerden çok ekmek yer. İnsanı insan kılanın milliyet, din – o da yetmez mezhep- , “ırk”, gelenek görenek gibi ilineksel olanlar olduğunu savunur, gürûhları da buna ikna eder. Faşizme yoğunlaşalım…Faşizm insanın neliği ile ilgilenmez, ilgilenmek işine de gelmez. İnsanın neliğini sorsa, bu yola baş koysa, faşist olmaz. Yoksa insan hakları savunucusu falan oluverir. Faşizm bir yandan gücünü, baskısını arttırabilmek için “nedir?” sorusunu soran “kişi”leri bastırır, öteler, yok etmeye çabalar, diğer yandan da “nedir?” sorusunu sormayan “birey”ler yaratmaya çalışır. Kitle toplumu biraz da böyle ortaya çıkar.

İlineklerle iş görme etkinliği politika etkinliği değildir. Politika kamusal alana ilişkindir. Kamusal alan başkalarıyla, ötekiyle paylaşılan alandır ve yalnızca şimdinin şimdikiyle paylaşıldığı alan değildir; geçmiş ve gelecek nesillerle paylaşılan ortak dünyadır. Politikanın, kamusal alanın önemi ve gücü de buradan gelir. Kamusal alanın ilinekler üzerine inşa edilmesi “ötekini” yok eder; oysa herkes “ötekidir”. İnsanın insan olmaklığının yok sayılması…Kamusal alanın ilineksel olanlar üzerine inşa edilmesi geçmişten gelen bir yara, şimdideki acı, korku, baskı ve geleceğe devredilen kötülüktür.

Tekrarlayalım…İlinekçi varolanın neliğini sormaz; varolanın (olay, olgu, durum, nesne, tek tek varolanlar) ne olduğu ile ilgilenmez. Argümanlarının Xenical pills arkhe‘si ilineksel olandır, tam da bu nedenle sağlam değildir; ne ki sağlammış gibi davranır. Kimi ya aptallığından ilinekselcidir, kafası basmaz ya da tembelliğinden. Kimi ise neliğin önemini gerekliliğini bilir de bilinçli olarak ilinekleri kullanır: kafa karıştırır, amaç varolanı varolan olarak ele almak değil (olanı olduğu gibi ele almak ya da sunmak değil) zihinleri ilineksel olana yönlendirip gerçekliği bozmak, çarpıtmak ve buradan ekmek yemektir. Öte yandan, özellikle kamusal alanı ilinekler üzerine inşa edilmiş toplumlarda, ilineklerle savaşmayı kendine dava edinmiş kişiler bile kimi zaman ilinek tuzağına düşer. Feminist, erkek egemen yapıya, eril dünyanın kadına uygun gördüğü konuma, tanıma, statüye karşı çıkarken erkek düşmanı oluverir; davasının kadını, erkek egemen yapı karşısında insanın neliği temeli üzerinde yerine yerleştirmek olduğunu unutur. Temelimiz insan. İlkelerini insanın neliği üzerinden değil de, birilerinin – erkeklerin – erkek ve kadına ilişkin uylaşımsal olarak ortaya koyduğu varolmaklık belirlenimleri üzerinden belirlemeye çalışırken bir bakmışsın cinsiyet ayrımcısına dönüşmüş. Eril yapılanmanın kadını dünya ve kamusal alan içinde konumlandırırken, onu tanımlarken kullandığı araç/araçlar hali hazırda ilineksel olandır. Kadın kadınlığından önce insandır, sonra bal gibi de kadındır. Ne ki kamusal alanda kadınlık, erkeklik, Türklük, Kürtlük, Alevilik, Sünnilik temel alınamaz; kamusal alan söz konusu olduğunda bunların hepsi birer kategoridir, ilinekseldir. Temelimiz insan. Bu biçimde, ilineksel olanların hiçbiri kişi veya topluluk için, kamusal alanda, herhangi üstün ya da aşağı bir konuma yol açmaz, açmamalıdır. Yani, ilineğe ilinekle karşılık verilmez; ilinek ile ilinekselci ile mücadele etmenin en etkili yolu “nedir?” sorusunu sormaktır, nelik bilgisini elde etme yoluna baş koymaktır. İlineğe ilinekle karşı koymaya çalışan bunu huy edinir, ilinekselci olur çıkar.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.