enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

YAŞADIKLARIM ve BUGÜN… BODRUM/Yüksek Mimar Umur Aysal

YAŞADIKLARIM ve BUGÜN… BODRUM/Yüksek Mimar Umur Aysal

umur-aysal-1111“Biraz yavaşla” demek geldi içimden…

Sonra düşündüm… Bir sonbahar günü, adam saatlerdir otobüsün direksiyonunda bizleri İzmir’den alıp Bodrum’a getirmeye çalışıyordu. Akşam olmak üzereydi, ılık ve basıcı dediğimiz bunaltan bir havada… İzmir’den sonra buralara gelirken, dar ve inişli çıkışlı yollardan geçmiştik. Çok da güzeldi yolculuk, ormanları, göl kenarı güzellikleri ile…

Bodrum’u ilk o tepeden görmüştüm; etrafında bembeyaz şirin binalar, mor çiçekler ve yeşillikler içindeki kalesi bütün güzelliği ile bana “Ben bu kasabayı hep korudum, hadi biraz acele edin siz de gelin” diyordu.

Ben yine de tepede biraz durup, gördüğüm bu şirinliği sindirerek yola devam etmek istemiştim. Ama adam iyi ki bizi bir an önce Bodrum’a getirmişti de, tertemiz ve huzur veren havasına kavuşmuştuk.

Evet, düşündüğünüz gibi, Bodrum’la ilk tanışmamdı bu… Dolu geçen meslek hayatımın ilk günleriydi. Yeni mezun bir mimar olarak, ilk defa fikrim sorulmuştu. O zamanlar küçük ve şirin bir pansiyon olarak çalışan bir binanın yapılması düşünülen minicik (!) oda ilaveleri için…

Buraya İstanbul, Caddebostan’dan genelde yazlıkçıların kullandığı ve de ailemin devamlı yaşadığı deniz kenarı bir semtten gelmiştim. Yine de ilk gördüğüm andan beri, genel görünümü, denizi, koyları ve en önemlisi yaşayanları ile sanki yepyeni güzel bir büyü hep yanımdaydı artık…

Bodrum 03  Sizlere bu satırlarda meslek hayatımı uzun uzadıya anlatmayacağım; sadece değişik zamanlarda bu bölgede yaptığım tasarım ve uygulama çalışmalarımda, hep yanımdaki olan bu güzel büyünün kulaklarıma söylediklerini ve yaptırdıklarını anlatmaya çalışacağım.

Niyetim, sizlere Bodrum’un tarihini anlatmak veya yeni yapılara yatırım yapacak olanları yönlendirme çabası da değil… Belki az da olsa boş kalan yerlerde düşünülen yeni yapılaşmaların, Bodrum’u Bodrum yapmış olan folkloruna uygun olmasını, buna katkıda bulunmayı ve bunu ümit etmeyi istememdir.

Mesleki çalışmalarımda folklorun yanı sıra halk yapı sanatı ile de tanıştım. İkisi de anonim ve kolektif bir olaydı. Folklor zaman içinde oluşurdu, halk yapı sanatı da… Folklor katkılardan korkmaz, halk yapı sanatı da… İkisi de her zaman çeşitlemeye açıktır. Bir de derler ki “Folklor yaşamla birlikte yürür, halk yapı sanatı da”…

İyi de, günümüzde Bodrum’daki yerleşimi ve yoğunluğu düşününce…

Belki de tam burada, uzun ve derin bir konu olan, imar alanları, yönetmelikler, rant kavgaları, kıyıların işgal edilircesine kötü kullanımı, politik baskılar gibi konulara da girmek  gerekiyor. Ama kendimi zorla olsa da tutarak, aşağıdaki dizeleri düşünmek, belki de sadece benim değil, sizin de düşünceleriniz, hatta ortak önemli eleştirilerimizin yoluna ışık tutacaktır.

‘’Dün Bodrum’a gelenler

Bugün Bodrum değişti diyorlar.

Daha eskiler, kimi geçmiş özlemiyle,

Kimi herkesin erişemediği bir Bodrum’u

Yaşamış olmanın satır arası övüncüyle,

Kimi eski bir sevgiliyi hayatından

Artık söküp atma kararlılığıyla,

Sonuçta aynı kanıyı paylaşıyorlar,

Bodrum değişti.

Büyük şehirden taşınan hırslar,

Yaşam biçimleri, hevesler, özentiler,

Onların doğada açtığı izler, sesler

Bodrum’u – doğrusu arsızca – değiştirmeye

Devam ede dursun,

Hoyrat akıntının dışına birkaç kulaç atmak

Ya da kıyametin ortasında,

Durup şöyle bir bakmak

Fotoğrafı görmek için yetebiliyor:

Aslında güngörmüş coğrafyaya özgü hayat,

Yerli yerinde, soluk alıp vermeyi sürdürüyor.

Karada ve denizde, biraz derinde.”

Burada beni en çok etkileyen “biraz derinde”…

Bu dizeler, değerli arkadaşım Sayın Sıtkı Kösemen’in (Fotoğraf Sanatçısı / Mimar) Derin Bodrum adlı kitabında yer alan, Sayın Bülent Korman’a ait.

Bodrum ve folklor konusunda, aklıma ilk gelen halk yapı sanatı olmuştu, ama Bodrum denilince deniz, kum, güneş, tarih ve kültürün de düşünülmesi gerektiğini ilk tanışmamda anlamıştım artık.

Bir de, bir döneme simge olmuş halk el sanatlarından, Bodrum sandaleti de bunların başında gelirdi, tabii ki bana göre…

Sonraki dönemlerde tatil için gittiğim bu bölgede dar sokaklarda küçük atölyesinde, deri işleyenler sadece sandalet değil, ona uygun askılı, önünde iki cebi olan deri çantalar yaparlardı. Kokusu aylarca çıkmaz ve bana hep Bodrum’u hatırlatırdı. Ayrıca kullandıkça rengi kızıllaşır, ayrı bir havası olurdu.
ali özsuBirkaç usta kalmıştı o günlerden. Biri de Ali Özsu… Bir yandan sandalet yapar, bir yandan da mahallenin muhtarlığını… Bir yıldız daha kaymıştı Bodrum esnaflarından… Sandalet yapacak deri bulamıyordu artık. Küçük dükkânında her sabah toplanır dostları; gündem değerlendirilir, eskiler anılır, sıcacık bir çay yudumlanırdı.
Anlattıkları, benim de sanatın her kolu için düşündüklerimdir.

Sanat yanında disiplin ve dürüstlüğü, esnaflığı öğrendik. Eski Rum evleri vardı orada. Sonra dükkânı çarşı içine açtık. 1971 senesinde ben daha halen ayakkabı yapıyordum. Baktım herkes sandalete dönüyor. Bende sandalete dönmek zorunda kaldım ve başladık. O zamanlar daha güzeldi. İnsanlar memnundu ev pansiyonculuğunda… Yerli yabancı turistler gelirdi. Daha sıcaktı o zamanlar. İnsanlar arasında bir kaynaşma falan oluyordu. Şimdi her şey para oldu.”
  İşte yine aynı şey; sözleri hepimize uzanan bir özetti aslıda…
Bodrum 02  Tam da bu düşüncelerin ışığında, Bodrum’un geçmişi ile bugünü ve geleceği ile ilgili değerlendirme yapma zamanı… Bodrum büyüyecek, gelişecek elbet, buna kimse engel de olamaz, karşı da olamaz. Lakin kontrolsüz büyüme Ali Usta gibi Bodrum kültürüne mal olmuş zanaatkârları da yok etmişti, yenilerin yetiştirilmesini de engellemişti. Bir dönem, bir kültür yok olup gidiyordu, kontrolsüz ve endüstriyel büyümenin karşısında…

Birçok kişinin farkına varamadığı şeyi o yaşayarak görmüş, biliyordu. 70’li, 80’li yıllarda Bodrum ve Bodrumlular daha huzurluymuş. Şimdi bir telaş, bir kargaşa içinde kayboluyorlar bir bir… Bodrum’u Bodrum yapan değerler tükendikçe, başka bir yer oluyor buralar. Kaygıları, isyanları buna… Aslında doğma büyüme Bodrumlular da azalıyordu artık.

Şimdi, Sanatkârlara “70-80’li yılların Bodrum’unu anlatır mısınız bize; turizmle birlikte para da girmeye başlamış, nasıldı Bodrum o dönemde, değişim nasıl oldu?” diye sorsak, belki de şöyle bir yanıt alırdık;
  “Daha güzeldi. İnsanlık arkadaşlık dostluk vardı. İşler büyüdükçe dostluklar kalmadı. Her şey para oldu. Tabii nüfusla birlikte yapılaşma da arttı. Yeni yeni binalar olmaya başladı. Nefes alacak yer kalmadı. Aslında daha çok para giriyor Bodrum’a, daha çok maddi güç giriyor. Ama nereye gidiyor para? Valla bilmiyorum. Dışarı gidiyor. Buraya yaramıyor. Hepsi dışarı gidiyor.”

Bu konu ile günlük yaşantıda, çarşıda, sahilde, plajlarda, gece hayatında, sonrasında evlerde, otellerde, caddelerde, sokaklarda karşılaştığımızda “Biz ne yaptık, ne yapıyoruz?” diye birazcık da olsa düşünerek neler başarabileceğimizi anlamaya çalışmamız da faydalı olacaktır düşüncesindeyim.

Mesleki konumuza dönecek olursak; folklor belgeleri olarak halk yapı sanatının gerçek ürünlerini kıskançlıkla korumamız gerekiyor. Yalnız bu koruma olayı, bizi durağanlığa, giderek tutuculuğa götürmemelidir. Bozulmaktan korku, değişmekten korkuya da varmamalıdır. Değişme olmazsa korkulmalıdır.

Bodrum 04  Balıkçı barınaklarından marinalara, dağınık çarşılardan güzel alış veriş merkezlerine, pansiyonlardan seviyeli uluslararası otellere,  plaj tesislerine kavuşmak da bu değişimin güzel yanları…

Sonraki çalışmalarımda, bu fikirlerin ışığında; konut veya otel, konu ne olursa olsun eski yapıları, yolları inceledim, eskizler yaptım, köylerde yaşayanlar ile konuştum, güzel sohbetler edip, güncel yaşantılarında evi kullanım şekilleri ve kolaylıklarını tespit etmeye çalıştım. Ne kadarı faydalı oldu sorusuna tam yanıt vermem zor olsa da, elimden geleni yapmaya çalışmıştım.
Yapılarda, taş duvarlar kalın, yarı yığma dediğimiz türden… Kalınlık, doğal bir ısı izolasyonu… Çatı kenarlarındaki çıkıntılar… Kimine göre adı “Gumbille” olan ve eskilere göre mazgal anlamına da gelen bu çıkıntılar, bazı inanışlara göre dua eden eller ya da korunma amaçlı surlardaki gibi tüfek namlusu dayama yeri… Pencere üstlerinde yuvarlak delikler, içi sinek telli, ev içi tabii havalandırmayı sağlıyor. Pencerelerde ahşap kepenkler, etrafındaki mavi boyalı söveler, ocak bacasındaki delik yönleri… Bodrum evi veya daha büyük yapıların dış cephe tasarımında sessizce yol gösterici olmuştu bana.

Bodrum 01  Yapıların içinde ise, duvarların kalın olması ev içinde girintiler yapılmasına imkân sağlıyordu, dolap girintisi olarak kullanılıyor, salonda raflar, biblo kitap yerleri, mutfakta tencere tava rafları, yatak odaklarında elbise dolabı, zemin altı bodrum katlarında kiler dolabı, şarap kavı… Yer döşemeleri rabıta da denilen tabii ahşap tahtalar. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Az da olsa, kalan eski mimar-usta gibi çalışan halk yapı sanatı ustalarının yaptığı yapılardan esinlenmelerin faydalı olacağına inanıyorum.

Değerli hocam Sayın Cengiz Bektaş bu konuları güzel özetlemiş. “Bodrum’un en güzel yönlerinden biri, belki de başlıcası evlerin birbiriyle saygılıca bir araya gelişleri, kümelenmeleri, bütünleşmeleridir. Bir sokağın kesiti, açılım olarak da perspektif olarak da, doyumsuz güzellikler ortaya koyar. Yere uyan, dar, gölgeli, çoğunlukla taş kaplı sokaklar, iki metreyi geçen beyaz bahçe duvarları, güzel oranlı pencereler, kapılar; duvarlardan sarkan mor konsolos çiçekleri, zakkum ve başka çiçekler; nar, inci, dut gibi ağaçlarla, en az ev içlerince güzel, Akdeniz’i yansıtırlar. Dış oylumlar, kişilerin doğaya katkısına saygı uyandırırlar.”

Ben sadece, bitkilere, palmiye, papirüs ve kudret narı da denilen üzerinde meyveleri olan dev kaktüsleri eklemek isterim bu arada…

Yazımın başlarına dönecek olursak… Anlaşıldığı gibi; o zamanlar Bodrum’a ulaşmak pek kolay değildi. Sahil yolu yoktu. Havalimanına da, İzmir’den sonra ince uzun dönemeçli orman yolları ile ulaşılıyordu. Bu da Bodrum’un o dönemler için kendi halinde kalışını sağlamıştı.

Bu hal; az dokunulmuşluk, az bozulmuşluk ya da büyük yanlışların henüz yapılmamışlığı anlamında da algılanabilir. (1970 yılında nüfus 6.100, bugünlerde 160.000 kişi)

Günümüzden geçmişe bakarak, aradaki yaklaşık 50 yılın hesabını sorgulamak, düşünmek gerekirse…

“Biraz yavaşla” demek geldi içimden…

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.