Yellowstone Süper Volkanında Çatlak – Ronald Karel Bodrum Gündem Yazıları…

Ronald Karel
Ronald Karel
  • 20.06.2020
  • 7.361 kez okundu

Son aylarda yanardağ patlamaları gündeme gelmeye başladı. Lakin coronavirüs yüzünden dünya basını bu patlamalara pek önem vermedi.

Guatemala daki Fuego volkanı lav püskürtmeye başladı. Santiagido da ufaktan lav püskürtmeye başladı. Meksika nın göbeğindeki Popocatepeti volkanı devamlı ateş püskürtüyor. Halmahera daki Dukono volkanı aynen faaliyette. Java, Endonezya daki Semeru volkanı da lav püskürtüyor, yani faaliyette. Kamchatka daki Klyuchevskoy volkanı aktif halde, aynen İzlanda nın ortasındaki Bardarbunga yanardağı yine faaliyete geçti. Ekvator daki Sangay yanardağı ve Peru daki Sabancaya yanardağlarından ateşler püskürüyor.

Bunların yanısıra bugün faaliyette olan yanardağları şöyle sıralayabiliriz.

Aso, Kyushu, (Japonya), Erebus (Antarctika) Erta Ale (Habeşistan), Nishino-shima,Volcano adaları, (Japonya), Nyiragongo, (Kongo), Sakurajima, Kyushu, (Japonya), Stromboli, Eolian adaları, (Italya), Yasur, Tanna adaları,(Vanuatu)…

Tehlike çanların çalan volkanlar şöyle

Barren Island (Hint Okyanusu), Cleveland (Aleutian adaları, Alaska), Karymsky (Kamchatka)

Kerinci (Sumatra), Krakatau (Sunda Strait, Indonesia), Kuchinoerabu-jima (Ryukyu adaları)

Nevado del Ruiz (Colombia), Nevados de Chillán (Şili), Nyamuragira (Kongo), Rincón de la Vieja (Costa Rica), Sangeang Api (Indonesia), Suwanose-jima (Ryukyu adaları), Villarrica (Şili)…

Yukarda saydığım volkanlarda hareketlilikler başlamış ama daha tehlike arz etmiyorlar.

Ama, aşağıdaki volkan başka volkanlara benzemiyor.

YELLOWSTONE SÜPER VOLKANI

Amerika Birleşik Devletleri’nin Idaho, Montana ve Wyoming eyaletlerinde yer alan Yellowstone milli parkı 1 Mart 1872’de Devlet Başkanı Ulysses S. Grant’ın imzasıyla kuruldu. Dünyanın ilk ve en eski ulusal parkı olma özelliğini taşıyan bu parkta sıcak su kaynakları bakımından da oldukça zengindir.

Yellowstone Ulusal Parkı’ndan yalnızca 16 km uzaklıkta yer alan Grand Teton Ulusal Parkı’nda, 30 metre uzunluğunda çatlak oluştu. Dev çatlak, dünyanın en büyük yanardağı Yellowstone patlayacak mı sorularını da beraberinde getirdi. NASA araştırmacıları burada dev bir yanardağ potansiyeli olabileceğini ve bunun insan medeniyetine en büyük tehdit oluşturabileceğini söylüyor.

Çeşitli kaynaklardan okuduğum haberlere göre, uzmanlar 600 bin yıldır uyku halinde olan  Yellowstone Yanardağı’nın patlaması durumunda, ABD’nin yaklaşık üçte ikisi yaşanamaz hale gelebilir. Olası süper patlama durumundaysa tüm gezegen kül bulutları ile çevrelenebilir ve bu durumda Güneş’ten gelen ışıklar yeryüzüne ulaşamaz. Güneş ışığının yokluğu da yaşamın son bulması demektir.

Yani kısacası dünyanın hemen hemen sonu demektir.

Bu korkunç senaryonun gerçeğe dönüşmesi an meselesi diye yazıyor bazı basın  mensupları. Yellowstone Ulusal Parkı’na yalnızca 16 km uzaklıkta yer alan Grand Teton Ulusal Parkı’nda, 30 metrelik dev bir çatlak oluştuğu raporlandı.

30 metrelik çatlakla beraber parkın bazı bölgeleri kapatıldı. Park yönetimi tarafından yapılan açıklamada, çatlağın oluştuğu Hidden Falls ve Inspiration Point noktalarının süresiz ziyarete kapatıldığı, jeologların bölgede çalışma yaptığı belirtildi.

Çatlağın nasıl oluştuğuna dair henüz bir bilgi olmasa da uzmanlar, parkta meydana gelen normal sismik hareketlerin sonucu olduğunu düşünüyor.

Grand Teton Ulusal Parkı, Yellowstone Ulusal Parkı’ndan 16 km uzaklıkta yer alsa da, Yellowstone Süper Yanardağı’nın üzerinde oturuyor.

TEHLİKE!

Çatlak, Grand Teton Ulusal Parkı’nda meydana gelen sismik hareket sonucu oluşmuşsa, bu durum yanardağın patlama sürecinin başlangıcı olabilir.

Yellowstone Süper Yanardağı’nın patlaması durumunda ilk etapta 87 bin kişinin yaşamını yitirmesi öngörülüyor. İkinci etapta ise ABD’nin üçte ikilik kısmı yaşanamaz hale gelecek.

Atmosfere püskürülen kül bulutu, Güneş ışıklarının Dünya’ya ulaşmasını engelleyerek nükleer kış koşulları ortaya çıkaracak. Güneş’ten gelen ışıkları emme özelliğine sahip sülfürdioksit, iklimler üzerinde çok ciddi etkiler yaratacak.

Yine basınımızın çeşitli makalelerinden faydalanarak bazı bilgileri sizlerle paylaşayım. Dünyanın ilk ve en eski ulusal parkı olma özelliğini taşımaktadır. Yellowstone Ulusal Parkı’nın büyüklüğü yaklaşık olarak 8987 km2’dir. Amerika’nın Idaho, Wyoming ve Montana eyaletlerinin kesiştiği yerde bulunur. Büyük bir kısmı (%96) Wyoming’de olmakla birlikte %3’ü Montana ve %1 i ldaho eyaletine kadar uzanmaktadır. Özellikle içinde bulunan çok büyük gayzerleri ile tanınır. Dünyadaki sıcak su kaynaklarının yarısı burada bulunur ve sayıları 10000’i aşmaktadır. Yellowstone da 300 den fazla gayzer, 290 dan fazla da irili ufaklı şelale bulunmaktadır.

Yellowstone Ulusal Parkı Memeliler, kuşlar, balıklar ve sürüngenlerin yüzlerce türüne ev sahipliği yapmaktadır. Yellowstone’da özellikle Kuzey Amerika boz ayısı, Amerikan kara ayısı, bizon, Kanada geyiği, antilop, çakal ve vaşaklar yoğun olarak bulunmaktadır. 1960’ların sonuna doğru Yellowstone da özellikle ayı populasyonu oldukça artmıştır. Ayılar insanlardan korkmadıkları için, park ve piknik alanlarındaki çöpleri karıştırarak yiyecek temin etmeye çalışmaktadırlar. Sonunda bunu önlemek için parktaki tüm çöp kutuları tamamen kapalı ve onların erişemeyecegi şekilde yeniden dizayn edilmiştir.

Parktaki termal aktivite de hayvanların yiyecek teminine büyük ölçüde yardımcı olmaktadir. Gayzerlerin yaydığı ısı sayesinde otlar daha iyi gelişmekte ve bu ısı otların kışın karlarla örtülmesini dahi önlemektedir. Bu sayede kış aylarında genellikle güneye göç eden su kuşları ise parkta kışın da yaşamlarını sürdürebilmektedirler.

Bunun yanı sıra Yellowstone da yaklaşık 1100 çeşit yerli bitki,200 den fazla egzotik bitki bulunmaktadır.

Göktaşı ve kuyrukluyıldız çarpmasına karşı Dünya’nın nasıl savunulabileceği konusunda NASA için çalışmalar yürüten California Teknoloji Enstitüsü’nden Brian Wilcox’a göre, “süper yanardağ tehlikesi göktaşı ve kuyrukluyıldız riskinden çok daha büyük”.

BBC kaynaklarına göre, NASA araştırmacıları, bu sorunu çözmenin en mantıklı yolunun süper yanardağı soğutmaktan geçtiğine inanıyor.

Yellowstone gibi bir yanardağ, altı elektrik santrali gücünde ısı üretir. Yellowstone bu ısının yüzde 60-7’ini, çatlaklardan magma ocağına sızan ve sonra dışarı püskürtülen su yoluyla atmosfere salıyor. Geri kalan kısmı ise magma içinde birikerek uçucu gazların ve kayaların çözülmesine neden oluyor. Bu ısı belli bir noktaya ulaştığında patlama kaçınılmaz oluyor.

İşte bu ısı birikmesi önlendiğinde süper yanardağın patlama tehlikesi de ortadan kalkabilecektir.

NASA tahminlerine göre, bunun için magma ocağından ısı transferinin yüzde 35 oranında artması gerekiyor. Peki bu nasıl yapılabilir?

Bunun yollarından biri, süper yanardağ içine sızan su miktarını artırmak olabilir. Ancak böyle bir girişimi siyasetçilerin desteklemesi zor görünüyor.

“Dağlık bir bölgeye su kemerleriyle su taşımak zor ve masraflı bir iş olduğu gibi, insanlar suyun böyle bir şeye harcanmasını da istemez” diyor Wilcox.

NASA başka bir yöntem üzerinde duruyor: Yanardağa 10 km derinliğinde sondaj yapıp basınçlı su püskürtmek. Bu şekilde dolaşan su ısıyı yavaş yavaş emerek 350 dereceye ulaşır. Maliyeti 3,4 milyar doları bulması beklenen bu projeye siyasetçileri ve yatırımcıları ikna etmek daha kolay görünüyor. Zira bu şekilde jeotermal santral yoluyla ucuz elektrik üretilebilir. Ayrıca insanlığı mahvedecek bir felaketin önüne de geçilmiş olur.

Ancak süper yanardağda sondaj riskli bir iş; önlemeye çalıştığınız patlamayı tetikleme ihtimali var.

“Magma ocağının üzerini delip oradan soğutmaya çalışmak çok riskli olur. Ocağın tavanını daha kırılgan hale getirip çatlamayı kolaylaştırabilir, ayrıca zararlı uçucu gazların dışarı sızmasına neden olabilirsiniz” diye açıklıyor tehlikeyi Wilcox.

Bunun yerine Yellowstone Milli Parkı’nın dışından başlayarak magma ocağının tabanında sondaj yapıp ısıyı bu şekilde dışarı çıkarmanın tehlikeyi ortadan kaldıracağını söylüyor.

Fakat bu projenin tamamlanması çok uzun zaman alacaktır. Yellowstone süper yanardağını bu şekilde soğutmak ancak yılda bir metre hızıyla olabilir. Yani bu çabanın başarılı olup olmadığını görmek için binlerce yıl beklemek gerekiyor.

Projenin kısa dönemli yararı elektrik enerjisi üretimi şeklinde görülebilir.

Bu yöntem diğer süper yanardağlara da uygulanabilir. NASA araştırmacıları, bu çalışmaların ayrıca bu konudaki pratik bilimsel tartışmaları da canlandıracağına inanıyor.

Wilcox bu konuda şunları söylüyor: “Dünyayı göktaşlarından koruma fikri ilk gündeme geldiğinde de süper yanardağ tehdidine benzer bir tepki olmuş, insanın göktaşı çarpmasını önlemesi mümkün görülmemişti.

“Oysa çok uzun süre boyunca hafifçe itme gücüne sahip bir şey yaparsanız göktaşının Dünya’ya çarpmasını önleyebilirsiniz. Yani sorun insanların sandığı kadar zor değil. Bilim dünyasında bu işe bir an önce başlanıp beyin gücünün harekete geçirilmesi gerekiyor.

“Ama Yellowstone yaklaşık 600 bin yılda bir patlıyor ve en son 600 bin yıl önce patlamıştı; yani bu işin gereği bir an önce yapılmalı.”

Bilim adamları normal volkanlardan 100 kat daha güçlü olan süper volkanların deprem gibi herhangi bir dış etkene gerek kalmadan da patlayabileceğini söyledi.

Zürih’teki bir sismoloji araştırma ekibine göre volkanın magma ocağında eriyik halde bulunan büyük hacimdeki lava, basınç artması durumunda yeryüzü kabuğunu kırabilir.

Bir süper volkan patlaması, dev bir meteorun dünyaya çarpmasından sonra yeryüzünün karşılaşabileceği en büyük doğal felaket olarak görülüyor.

Bu tür olaylar her 100 bin yılda bir gibi çok nadiren gerçekleşse de, olduğu zaman dünyanın iklimini ve ekolojisini alt üst ediyor.

Son bilinen süper volkan patlaması 70 bin yıl önce Endonezya’nın Sumatra bölgesinde bulunan Toba gölünde meydana gelmiş.

Patlama sonucu dünyada altı ya da sekiz yıl boyunca “volkanik kış” hakim olmuş ve yer kabuğunun ısısı 3C ila 5C derece azalmış.

Bilimadamları yakın bir gelecekte bilinen herhangi bir süper volkanın patlamasının beklenmediğini, ama patladığı zaman da yıkıcı sonuçlarını bilmekte yarar olduğunu söylüyorlar.

Dünyanın en çok bilinen altı süper volkanından üçü ABD’de, biri Endonezya’da, biri Yeni Zelanda’da ve biri de Japonya’da bulunuyor.

DÜNYADAKİ SÜPERVOLKANLAR

Jeoloji’de yayınlanan yakın tarihli bir çalışmaya göre süpervolkanlar tüm bölgeleri yok etme ve iklimi değiştirmek için havaya yeterli kül ve gaz gönderme yeteneğine sahiptir. Bilim adamlarının Yellowstone’daki inancına göre, gezegenin derinliklerinde ortaya çıkan bir sıcak kaya sütunu var.

İngiltere’deki Leicester Üniversitesi’nden jeokimyacı Thomas Knott liderliğindeki araştırmacılar öncelikle daha küçük ayrık patlamalara ait olduğuna inanılan volkanik yatakları analiz ettiler. Ancak Knott ve meslektaşları, kimyasal bileşimlerini ve yaşlarını belirleyen kayalara daha yakından baktıklarında, aynı kökenleri paylaştıkları açıktı. Washington State Üniversitesi’nden volkanolog John Wolff, yeni makaleyi inceledi ancak araştırmaya doğrudan dahil olmadı, kaya eşleştirme çalışmasını “birinci sınıf” olarak adlandırdı. Knott’un ekibinden, aylarca sahada ve laboratuvarda kullanılan bir dizi analitik teknikle önemli bir çaba harcandı.

Volkanik yataklar on binlerce kilometrekareye dağıldı. Şimdiye kadar yalnızca bir süper-patlama gaz ve kül yaydı. “Haritalarınızı çıkardığınızda ve ölçeği ölçtüğünüzde,“ Bu doğru olamaz. Muhtemelen bu kadar uzak olamazlar ve aynı volkanik patlamadan olamazlar ”diyor Knott. “Ve onların olduğunu anladığınızda, doğanın bize verebileceği şeylerin muazzam gücü açısından ne kadar önemsiz olduğunuzu anlıyorsunuz.”

Kendisiyle birkaç kere sohbet ettiğim Prof Dr Mikdat Kadıoğlu nun bir makalesi de volkanlar hakkında bizleri çok iyi aydınlatıyor.

Beni en çok korkutan afet, “Süper Volkan Patlaması”dır, diyor Mikdat hoca. ABD’de de olmasından korkulan en kötü 10 doğal afet listesinde de volkan var.

Bizdeki volkan korkusu eskiden patlayarak iklim değişimine neden olmuş süper volkanlardan kaynaklanıyor. İşte size bir kaç örnek.

8 Mayıs 1902’de, Pasifik Okyanusu’ndaki Martinik Adası üzerindeki Peleé Dağı şiddetle patladı. Yamaçlarında aşağı zehirli gazlar ve küller yayıldı, bunlar St. Pierre kentine ulaştı. Kalın duvarlarla korunan zindandaki bir mahkum kurtuldu sadece. 30 bin kişi öldü.

Volkanik patlamaların arazinin yapısını değiştirmesi, havayı kirletmesi ve etrafında neden olduğu yıkımı biliriz. Fakat volkanlar aynı zamanda iklimde de önemli değişimlere neden olabilir. Atmosferi büyük miktarda silikat (kuvars kumu) ve sülfürik asit aerosollarıyla bombalayarak yapar bunu. Sülfürik asit aerosollarının özellikle stratosfere girmesi küresel iklimde kısa dönemde fakat önemli değişimlere neden olur.

EL CHICHON PATLAMASI DÜNYAYI SOĞUTMUŞTU

Farklı tipteki volkanlar, farklı gazlar üretir. Bazalt lavları (İzlanda’da olduğu gibi) atmosfere daha fazla kükürt salarak silikatlı patlamalardan daha fazla iklimi etkiler. Örneğin, 1980’de St. Helens Dağı’nın volkanik patlaması ile Meksika El Chichon patlamasının büyüklükleri aynıydı, buna rağmen etkileri farklı oldu. Her iki patlama küçük miktarda magmayı atmosfere saçmıştı ama El Chichon patlaması çok daha fazla kükürt üretmişti. Böylece St. Helens Dağı önemli bir iklim değişimine neden olmazken, El Chichon stratosfere 20 milyon ton sülfürik asit göndererek Kuzey Yarım Küre’de yaklaşık olarak bir yıl boyunca hava sıcaklığının birkaç derece düşmesine neden oldu.

Volkanik patlamalar ile ilişkin iklim değişimlerinin farkına varılması 1783’de Benjamin Franklin’in Avrupa’daki (İzlanda) Laki patlamasının artından “kuru sis” gözlemine kadar geri gider. Gerçekte tarihsel kayıtlar, geçmişteki volkanik patlamaların iklime etkisini ortaya çıkartmak için çok kullanışlıdır. Tarih kitaplarında yazsız geçen yıllar, soğuk geçen yaz ve kış ayları, düşük tarım rekoltesi, kıtlık, açlıkların ve isyanların bir kısmı volkanik patlamaların ardından ortaya çıkmıştır.

İZLANDA NÜFUSUNUN YÜZDE 25’İ ÖLDÜ

Geçmişteki volkanik patlamaların iklime etkisi üzerine başka bir örnek: 1815’te Endenozya’daki Sumbawa Adasında bulunan Tambora Volkanı’nın patlamasının ardından 1816 yılı dünyadaki yazsız bir yıldır. Geçmiş 10 bin yılda Tambora, bilinen en büyük volkan patlamasıdır. Bu patlama 4×105 kilometre karelik bir alanı kaplayacak kadar kül üretmiş ve iki gün boyunca volkanın çevresinde 600 kilometrelik alanda hava karanlık geçmiştir. Ağaç yaş halkalarının gösterdiğine göre 1816 yazı, 1815 yazından 1,5 derece daha soğuk olmuştur. Yazın Avrupa’da soğuk ve yağışlı geçmesi tarım alanlarını tahrip ederek açlık, salgın hastalıklar ve iç karışıklıklara neden olmuştur.

Benjamin Franklin’in 1783’de fark ettiği İzlanda Laki Yanardağı’ndan olan püskürme olağan dışı bir olaydı. Püskürme haziranda başladı ve yaklaşık sekiz ay devam etti. Püskürme sürekli olarak şiddetli bir şekilde sürmedi, daha çok lav akışı şeklinde gerçekleşti. Franklin’in tarif ettiği sis, Asya ve Kuzey Afrika’da da gözlenmişti. Her ne kadar büyük bir volkanik patlama gerçekleşmemişse de etkileri çok dramatik oldu. İzlanda da tarım alanları tahrip oldu, evcil hayvanları yüzde 75’i öldü, açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle ülke nüfusunun dörtte biri öldü. Bu volkanik aktivitelerden sonra, 225 yılın en soğuk kışı yaşandı. Böylece, volkanik patlamaların dünyadaki iklim değişiminin en önemli nedenlerinden biri olduğu görüldü.

Şimdi ben İzlanda’daki küçük volkanın neden olduğu toz, kül ve asit yağışlarından hiç korkmuyorum ama Osmanlı tarihinde 1783 ve 1816 yıllarında neler olduğunu çok merak ediyorum. Bu yıllarda Anadolu’da neler yaşandığını bilen var mı?..

SONUÇ

Ümit edelim şu ne olduğu tam olarak belli olmayan pandemi olayı bittikten sonra bu yıl sonunda veya 2021 yılında dünyamız yeni bir korkuyla karşı karşıya kalmasın… Volkan patlaması depremlerden çok daha tehlikelidirler. Çünkü yeryüzünde meydana getirecekleri hasar dışında, (yıkım, yangın, ölüm gibi) alçak ve yüksek atmosfere zehir saçarlar… Güneş ışınlarının yeryüzüne inmesine mani olurlar.. İnsan sağlığına orta ve uzun vaadede büyük zararlar veririler.

Biz tabiatı rahat bırakalım ki tabiat da biz, canlıları rahat bıraksın.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ