Eylül’ün Dayanılmaz Ağırlığı ve Atatürk

NURAN YÜKSEL
NURAN YÜKSEL
  • 16.09.2020
  • 7.380 kez okundu

Yaşamın boyunca her zaman umutlarımı diri tutmaya ve umut aşılamaya çalıştım. Ancak bugün üzülerek ve utanç içinde özellikle gençlerin karşısında umutlu söylemlerde bulunamıyorum. Dünyanın iyiye gitmekte olmadığını çok net görüyorum. Artık insana daha az ihtiyaç duyulan bir sürecin içindeyiz. Her şey programlaştırılıyor. Yapay zekanın hızla tüm dünyayı sarmaya başladığını görmek açıkçası beni çok mutlu etmiyor. Belki biraz bu nedenle de insanlar inanılmaz bir şekilde bencilleşiyor ve zalimleşiyor. Günümüzde artık kimse kimsenin mutluluğundan mutluluk duymuyor. Bu da beni derinden üzüyor.

Pandemi  ile geçirdiğimiz 2020’nin Eylül’ü beni kendimle, yaşananlarla ve çevremle daha fazla hesaplaşmaya, sorgulamaya yöneltti. İçimdeki derin bir yaranın tekrar acıdığı ve sızladığı hüzünlü bir aydır benim için Eylül. 12 Eylül 1980’de bir ülkenin dönüşümüne tanıklık eden bir kuşağın genç kadını olarak, yaramı sarmanın telaşı içinde geçirdiğim yılların sonunda “bu günlere nasıl geldik” derken gençlerin tarihi dönüşümün gerçeklerini asla unutmamaları için bir kez daha hatırlatmak istedim. Aslında sadece gençlerin değil esas büyüklerinde bu gerçekleri unutmamaları ve ona göre kendileriyle yüzleşerek hareket etmeleri gerekir diye düşünüyorum. Özellikle siyaset kurumlarının ve siyaset insanlarının.

12 EYLÜL askeri darbesinden sonra bir kez daha anımsayalım

650 bin kişi gözaltına alındı. Hemen hepsi işkenceden geçirildi. Gözaltında kuşkulu ölüm sayısı 144 kişi. 650 bin kişi düşüncelerinden ötürü yargılandı. 1 milyon 683 kişi fişlendi. TCK 141 ve 142 maddelerinden 14 bin kişi (solcular) yargılandılar. Bu davalardan 50 kişi idam edildi. En gençleri henüz 17 yaşında olan ERDAL EREN’di. 1402 sayılı yasayla 14 binden fazla kişi işlerinden oldu. İşkence ve baskılardan kurtulmak için 30 bin den fazla insan yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. SEKA’da imha edilen kitap, dergi ve gazete 40 tonu geçti. Liselerde din dersi zorunlu, felsefe seçmeli ders oldu. Tüm ders kitaplarına “türk İslam sentezi” yerleştirildi. İmam hatip kursları, okulları katlanarak çoğaldı. Cemaatler ve şeriat örgütleri açık açık desteklendi.

Evet sevgili gençler ve bu günleri yaşayanlar, özellikle günümüz siyasetçileri, 12 EYLÜL 1980 in 40. Yılında “bu günlere nasıl geldik” diye sorguladığımızda geriye dönüp bakmak zorundayız. ATATÜRK’ü sadece kullanan, irticayı, karşı devrimi dincileri kışkırtarak tarikatlara, cemaatlere, kimlerle nasıl geçit verildiğini görmek ve ona göre hareket etmek zorundayız.

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu kaosun sebebi toplumun üzerine kabus gibi çöken siyasal İslam anlayışıdır. Tarihin ve düşünenlerin artık çok net olarak ortaya koyduğu gerçek bugünkü iktidar AKP’nin 12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olduğudur ve o anlayışın iktidardan gönderilmeden çıkışını olamayacağı gerçeğidir.

Peki bugünlerin tek sorumlusu sadece iktidar mıdır?

Hayır.

Tüm bu gerçekleri yaşayan, bilen, gören muhalefetin hiç mi sorumluluğu, hiç mi suçu yoktur. Tarih hızla akıyor. Bu arada muhalefet yani cumhur ittifakının karşısındaki tüm siyaset ve STK güçleri unutmasınlar ki yaptıkları ya da yapmadıkları ile kendi tarihlerini yazacaklardır.

Muhalefetin bir parçası olarak hangi partide olursak olalım geçmişte ve bugün yapılmakta olan hataların sonunda bugünlere gelindiğini asla unutmayalım.

Dört bir yandan kuşatıldığımız ve yalnızlaştırıldığımız,

Cumhuriyet değerlerinin birer birer yok edildiğini gördüğümüz,

Milyonlarca çocuğun eğitimsiz kaldığı,

Geceleri yatağa aç giren çocukların çoğaldığı,

Dış politikada yerlerde süründürüldüğümüz böylesi,

Sıkıntılı zorlu günlerden geçerken, özellikle ana muhalefet in içinde gelecek için umut vadedenler tarafından yapılan bazı konuşmalar gerçekten çok can sıkıcı ve umut karartıcı nitelikte.

ATATÜRK, büyük aydınlanma devrimcisi yüzyılların, kulluk, kölelik korkularını çok iyi bildiği için topluma özgür uygar insan kimliği kazandırma iradesini gösteren CHP’nin kurucu ve daimi tek genel başkanı olarak kalacak olan lider. Özellikle CHP’liyim diyen herkesin “kendini iliklerine kadar ait hissederek ATATÜRK” diyebilmesi şarttır. Aksi, tartışılması, yandaş medyada magazinleştirme fırsatı verilmesi affedilemez.

Türkiye’nin aydınlık geleceği için CHP’ye, CHP’nin akıllı ve öngörülü yöneticilere ihtiyacı vardır. Akıllı insanların cesurda olmaları gerekir. Toplumsal korkunun güdümüne girerek bir parçası olmakla veya sessiz kalmakla asla başarıya ulaşılamayacağı da açıktır.

CHP halkın, partilisinin ve ülkesinin umutsuzluğunu ATATÜRK’ü her haliyle kendine ait hissedenlerle beraber, umuda çevirmesi gerektiğini görmeli ve gereğini vakit geçirmeden yapmalıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ