enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Takvim Yapraklarından Empatik Bir Öykü

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.

Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır.”

Başöğretmen M.K.Atatürk

***

Her gün ve yıllardır Saatli Maarif Takvimi okurum.  Ön ve arka yüzünde neler yok ki… Okuyan bilir ya da görür! Kimi zaman tanıdık dostlarımın özdeyişleri ve şiirleri de yer alır. Örneğin; Prof. Dr. Yıldız Tümerdem… Ürünlerimin de yer aldığı olur. Küçük de olsa mutluluk kaynağı! Az olsun, benim olsun. Dercesine…

Yılın en uzun günlerinden olan 21, 22 ve 23 Haziran 2022 tarihli yaprakları okudum. Arka sayfalarını nakışlayan Ülkü Tamer’in “Etkileyici Hikâyeler” başlıklı kısa öyküsü, bir eğitimci olarak bana empatik geldi. Öğretmenlik yıllarıma da götürdü, diyebilirim. O öyküyü okurlarımla paylaşmayı düşündüm.

***

“Öğretmenliğe başladığımda bir de baktım, ufak tefek armağanlar beliriyor. Takvim, dolma kalem, not defteri… Hiçbirini almadım. “Sakın bana bir şey getirmeye kalkmayınız!” Dedim. Bunun lafta kalmadığı, ne kadar kararlı olduğum anlaşılınca armağan verme eylemleri kesildi.

Bu ilkemi sadece bir kere bozdum. Karadenizli bir kız vardı sınıfta. Andersen’in ‘Kibritçi Kız’ı… Yoksullar arasında en yoksulu ama inanılmaz derecede onurlu! Kimseye göstermek istemezdi yoksulluğunu… Hüzünlü, acılı yüzüne her bakışımda yüreğimin ortasına incecik bir bıçak saplanırdı!

Bir kış günü ders arasında sınıftan çıkmadım. Pencereye gidip dışarıyı seyretmeye koyuldum. Yağmur çiseliyor. Kapının önünde bir simitçiyle bir tatlıcı çene çalıyor. Karadenizli kızı gördüm birden. Koşarak simitçiye gitti, bir simit aldı, yine koşarak okula döndü. Koridorlarda oynayan öteki öğrencilerin yanına…

O güne kadar bir kerecik bile simit görmemiştim elinde. Kapı vuruldu, açıldı. Döndüm. Karadenizli kız. Simidi uzattı:

“Al, öğretmenim!” Dedi.

“Biliyorsun…” Dedim.

Sözümü kesti: “Yiyeceksinnnn”! Diye bağırdı!  Ve ekledi:

“Sana aldım. Sen bizim için neler yapıyorsun!” Sonra simidi elime tutuşturdu. Koşarak sınıftan çıktı. O simidi yedim. Dünyanın en acı ama en lezzetli simidiydi!

İyi ki ders arasındaydık. İyi ki çocuklar koridordaydı. İyi ki hiçbiri onu nasıl boğazım düğümlenerek yediğimi görmüyordu!”

*

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.