Altan Öymen’i Uğurlarken

Altan Öymen gibi bir çınarı kaybetmişiz. Umuyorum ki gittiği yer özgür basının susturulmadığı, vicdanların körelmediği bir yerdir.

Sadece gazetecilik tarihine değil, siyasi nezakete, kalem terbiyesine ve zarafete de büyük bir çentik daha atıldı. Bu kayıp yalnızca bir dönemin değil, birçok güzel insanlık hâlinin de vedası gibi. Çünkü bazı insanlar sadece meslekleriyle değil, hayatı yaşayış şekilleriyle de örnek olurlar. Altan Öymen onlardan biriydi.

Ben onu 2007 yılında tanıma şansına eriştim. Bab-ı Ali Kitabevi’ni işlettiğimiz yıllardı. Küçük, ama içi umut dolu bir kitabeviydi bizimkisi. Bir buçuk yıl boyunca düzenlediğimiz 30’a yakın imza gününün her biri kıymetliydi. Bazıların daha farklı olması haliyle kaçınılmazdı. Tıpkı Altan Öymen’in zarafeti, sade duruşu ve bilgi dolu sohbetiyle yaşattığı o gündeki gibi.

Kendisine bir imza günü davetiyle ulaştığımızda, “Elbette gelirim,” demişti. Ancak asıl şaşkınlığım, uçak ve konaklama masraflarını kendisinin karşılamak istemesiydi. “Kitapla, okurla buluşmanın bedeli olmaz” demişti. Bunu söyleyen; eski bir gazeteci, siyasetçi, yazar ve sayısız makalenin, kitabın sahibi olan biriydi.

Uçaktan indiğinde, otelden önce mutlaka uğramak istediği yer kitapevimizdi. Çünkü orada bir hayat vardı, sayfalara raflara sinmiş umut emek vardı. Her imza günü öncesinde kek, kurabiye ya da basit atıştırmalıklar yapardım. Kitapların arasına yayılan kokularla birlikte o küçük dükkân bir yuvaya dönüşürdü. O gün de havuçlu, tarçınlı, cevizli bir kek hazırlamıştım. Hem yoğun bir güne hazırlık, hem de bir hoş geldin ikramıydı.

Kitapevinin kapısından içeri girdiğinde, ilk olarak “Öfkeli Yıllar” kitabının yer aldığı raf dikkatini çekti.  Orada bir iki düzeltme yaptıktan sonra imza gününde oturacağı masanın yerini tayin etti. Ardından yayılan kek kokusuna döndü, gözlerinde o tanıdık gülümsemeyle: “Getir bakalım şu güzel kokan keki de, çayla beraber tadına bakalım,” dedi. Ve biz, o keki yerken yılların süzgecinden geçmiş kıymetli bir sohbeti de paylaştık.

Altan Bey’le sohbet, her zaman öğreticiydi ama asla yukarıdan değil. Onunki yol gösteren, ama aynı zamanda yolun taşlarını birlikte toplayan bir bilgelikti. “Çocuklar, keşke bu kitabevini ayakta tutabilseniz,” dediğinde içinde buruk bir gerçek vardı. O gün anlamamıştım ama birkaç ay sonra o raflar, o kokular, o hayal kapanmak zorunda kaldı. Yine de iyi ki dedim. İyi ki böyle bir insanla tanışmışım. İyi ki bu anıyı hafızama, kalbime kazımışım.

Ben 18 yaşındayken o, Milliyet gazetesinin baş yazarıydı. Yıllar sonra onunla tanışmak, aynı ortamda bulunmak, hatta sohbet etme imkânı yakalamak benim için büyük bir ayrıcalıktı. Bugün siyasi ve ekonomik haberlere duyduğum ilgi varsa, bunun başlamasına vesile olan kişidir Altan Öymen.

Altan Öymen, bir hayatın sadece anılardan ibaret olmadığını, her anının içindeki değerin yaşarken anlaşılması gerektiğini gösteren bir insandı. Ardında bıraktığı yazılar, kitaplar ve fikirlerin ötesinde; kek kokusuyla sarılmış bir sıcacık bir sohbet bıraktı bana.

Bugün Altan Öymen’in ardından yazarken, onunla tanışmış, aynı çay bardağında sohbet etmiş olmanın kıymetini daha çok anlıyorum. Kitapları gibi kalıcı, sözleri gibi incelikli bir insandı. Ardında bıraktığı düşünce mirası kadar, kalplerimize bıraktığı zarafetle hatırlanacak.

Işıklar içinde uyu güzel adam…

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.