Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
17 Ağustos 1999 Marmara Depreminin 26. yıl dönümü dolayısıyla TMMOB Bodrum İlçe Koordinasyon Kurulu (İKK) tarafından bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Bodrum Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü Hizmet Binası önünde yapılan açıklamaya, TMMOB Bodrum İKK temsilcileriyle birlikte, Bodrum Belediye Başkan Yardımcısı ve İmardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Serkan Balkan da katıldı.
Açıklamada, 17 Ağustos depreminin ardından geçen çeyrek asra rağmen Türkiye’nin halen büyük ölçüde riskli bir yapı stokuna sahip olduğu vurgulandı. TMMOB Bodrum İKK tarafından okunan basın metninde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile TBMM raporlarına göre ülkede yaklaşık 6 milyon yapının olası bir depremde ağır hasar alabileceği belirtilirken, bu yapıların hangileri olduğunun ise hâlâ tespit edilemediği ifade edildi.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı;
Acı sonuçları itibariyle tarihimizin en büyük afetlerinden biri olan 17 Ağustos Büyük Marmara Depreminin 26. yılında, yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz.
Gerek TBMM’de kurulan araştırma komisyonlarının raporlarında gerekse Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının açıklamalarında 6 milyon civarı yapının riskli olduğu ifade edilmektedir. Yani devlet, Türkiye’de 6 milyon civarı yapının olası bir depremde ağır hasar alabileceğini tahmin etmekte ancak bu yapıların hangileri olduğunu bile bilmemektedir.
1999 Marmara depremi, afetlere karşı bir dönüm noktası olarak kabul edilmiş, bu tarihten sonra pek çok kurum, kuruluş, üniversite ve meslek odası her yönüyle depremi incelemiş ve alınması gereken önlemlere ilişkin pek çok rapor hazırlamıştır. Bu raporlar, 2011 yılında AFAD tarafından hazırlanıp Bakanlar Kurulunca karar altına alınan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planına dönüştürülmüştür.
Bu eylem planı, açıkça devlet kurumlarının, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, meslek kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının görevlerini tanımlamış ve yapılması gerekenleri takvimlendirmiştir. Bu plan ile yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanacağı, bahsi geçen 6 milyon riskli yapının hangileri olduğunun belirleneceği, gerekli tedbirlerin alınacağı ve 2023 yılına kadar da Türkiye’nin depremlere karşı hazır hale getirileceği hedeflemişti.
Bu çalışma yapılmış olsaydı, 6 Şubat Depremlerinde, 11 ilde yıkılan ve ağır hasar alan 240 binden fazla bina belki de tespit edilmiş olacak ve yurttaşlarımızın göz göre göre ölmesine izin verilmeyecekti. Ancak ne yazık ki 6 Şubat 2023 depremleri, aradan geçen onca yılda hiçbir sorunun çözülemediğini gözler önüne sermiştir.
Her depremin ardından tüm basın yayın organlarında fay haritaları boy göstermiş, olası depremin büyüklüğü ve zamanı tartışılmış, farklı ağızlardan yurttaşların kafasını karıştıran açıklamalar yapılmış, depreme yönelik tüm ilgi odağı depremin nerede, ne zaman ve kaç büyüklüğünde meydana gelebileceği şeklinde tartışmalara indirgenmiştir. Bu tartışmaların yanlış bir zeminde yürütüldüğünü vurguluyor, ülkemizin deprem gerçeğine ve kentlerimizin depreme hazırlıksızlığına dikkatleri çekmenin hayati önem taşıdığının altını çiziyoruz.
Hatırlanacağı üzere 17 Ağustos Depreminin ardından, “Depremin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpları Gidermek Amacıyla Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’’ ile bazı yeni vergiler çıkarılmış, bunlardan Özel İletişim Vergisi kalıcı hale getirilmiştir. Bu kalem altında 2025 yılı başına kadar toplamda 40,2 milyar dolar (1;6 trilyon TL ) vergi toplanmıştır.
2012 yılından bu yana tespit edilen riskli yapılardan yalnızca 238 bin civarında yapının dönüşümü tamamlanmıştır. Yani en yetkili ağızlardan dile getirilen 6 milyon riskli yapının yalnızca yüzde 4’ü bugüne kadar dönüştürülmüştür.
17 Ağustos 1999’dan 6 Şubat 2023’e, oradan günümüze uzanan süreç göstermiştir ki ülkemiz, depremler karşısında kırılgan bir yapı stokuna, yetersiz planlama anlayışına ve denetimsiz bir yapı üretim sürecine sahiptir. Buna karşılık, bilimsel bilgi ve mühendislik birikimiyle bu sorunların üstesinden gelmek mümkündür. Bunun için ülkemizin hem yetişmiş insan gücü hem de maddi olanakları yeterlidir. Yeter ki toplum yararını esas alan bir anlayışla hareket edilsin; bilimsel verilerle şekillenen bir planlama yaklaşımı benimsenip kamusal denetim etkinleştirilsin.
Deprem, doğal bir olaydır; afete dönüşmesi ise tamamen insan kaynaklıdır. Bilimsel bilgi ışığında hareket edildiğinde depremler felakete dönüşmez, can ve mal kaybı yaşanmaz. Bu nedenle siyasal irade, yerel yönetimler ve tüm ilgili kurumlar, sorumluluklarını yerine getirmeli; kentlerin planlanmasından yapı üretim süreçlerine, yapı denetiminden kentsel dönüşüme kadar tüm adımlar bilimsel ilkelere göre atılmalıdır.
Toplumun yaşam hakkı, siyasal ve ekonomik çıkar hesaplarına kurban edilemez. Bugün yapılması gereken bellidir: Önceliği rant olan değil, önceliği insan olan bir kentleşme ve yapılaşma anlayışı derhal hayata geçirilmelidir. Yapı denetimi kamusal bir hizmet olarak yeniden örgütlenmeli, meslek odalarının bilgi birikimi ve deneyimli insan gücü sürece dahil edilmelidir.
Depremler kaçınılmazdır ancak afetler önlenebilir. Bu gerçeği görmezden gelmek, binlerce yurttaşımızın hayatına mal olmuştur. Daha fazla geç kalmadan, bir tek insanımızı daha yitirmeden bilimin ve kamusal sorumluluğun rehberliğinde harekete geçilmelidir.
Afet yönetimi elbette gereklidir ve mutlaka titizlikle planlanmalıdır. Ancak sadece afet yönetimine odaklanmak depremlerin afete dönüşeceğini peşinen kabullenmektir. Önceliğimiz afet yönetimi değil RİSK YÖNETİMİ olmalıdır. Riski tespit edip önlemler almak afetlerin önlenmesinde en akılcı ve bilimsel yöntemdir.
Bu kapsamda 2024 yılı başında Bodrum Belediyesi ile İnşaat Mühendisleri Odası Muğla şubesi arasında 10.000 yapı için yapı stoku envanteri için protokol imzalanmıştır. Bu protokolün birinci ayağı olan 3.000 yapı için Eylül ayı içerisinde yapı stoku envanter çalışmalarına başlayacağımızı bildirmek istiyoruz.