Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Sistem! ve Erkek! – Kadın!
Erkek egemen toplumlar, erkek egemen küreselleşme, erkek egemen siyasallaşmanın olduğu bu dünyada erkek egemen sistemlerin oluşmasını da yadırgamamak gerek. “Erkek” bir cinsiyeti ifade eder ama aynı zamanda bir zihniyet meselesidir ve istisnalar olsa bile bir genellemedir. Bu sistemde “kadın” yoktur. Tersini bir düşünelim. Kadın egemen toplumlar, kadın egemen küreselleşme, kadın egemen siyasallaşma… Hiç alışık olduğumuz sözcükler bile değiller. Cinsiyetler açısından bakarsak, nüfusun %50’si erkek, %50’si kadın olduğuna göre dünya sadece %50’nin kurgulaması ile mi idare ediliyor veya o %50’nin içindeki % 5 – 10 mu (hiç kimse net olarak bilemiyor) bu SİSTEM denen duruma hakim ki, öyle olmadığını da kimse inkar etmiyor zaten.
Kadının kendi başına karar veremediğini, verse bile itilip—kakılıp—hor görüldüğünü, yönetim ve siyaset kadrolarında eşit olarak yer almadığını, siyasette nefer olarak kullanıldığını, bir yere bir eleman alınacakken de aynı bilgi ve deneyimlere sahip olsa bile kadın yerine erkeğin işe alındığını…….. hep biliriz. Bilinir de ne kadın, ne de erkek bunu pek konuşmaz. Bu duruma az kadın tepki verir, siyasetin erkekleri de (sağcı, solcu, liberal, faşist, muhafazakar, ilerici…farketmez) hep kadınlara hakları konusunda çokça söz verir ama yapılması gerekenler için yavaş adımlarla ilerlerler. Bu düzene tepki veren kadınlar, özellikle siyasette ise gizli ellerce kontrol altındadır. Birileri bu kadınlar hakkında asılsız söylentiler çıkarır, her tür algı yöntemleri devrededir. Haksızlığa uğrayan, ezilen, toplumdan ve /veya siyasetten dışlanan kadındır. Kadın ise; “……kadınsız asla…diye haykırmaya,….” sesini duyurmaya, “…..ben de varım…beni de görün….ben hep buradayım….”, “… haklarım var…” demeye, hiç durmadan devam eder. Sonuca ulaşılır mı? Tartışılır!
Çünkü erkek egemen yapının kurduğu SİSTEM oldurtmaz ve o oldurtmayanlar cinsiyet olarak erkek ve aynı zamanda erkek zihniyetli kadınlardır. İşte bu kadınlar kendi hemcinslerine öylesine ihanet ederler ki, kendisi de kadın olduğu halde başka kadını sevmez veya kıskanır ve erkek zihniyetli sisteme hizmet etmekten (biat yani itaat da diyebiliriz) hiç rahatsızlık duymazlar. İçlerinde sistem çalışsın diye kullanıldıklarının farkında olanlar ve olmayanlarla kadınlar bölünmüş ve erkek zihniyetli hedef de tutturulmuş olur. Oluşturdukları SİSTEM sayesinde edindikleri gücün teması ise ranttır – zenginliktir – egodur. O gücü elde etmek için ise yasal veya yasa dışı her yol geçerlidir. Siyaset ise yerel veya genelde bu zihinlerce en çok kullanılan platformdur.
Büyük Deha Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde arkadaşlarıyla beraber kurulan Modern Türkiye Cumhuriyeti aslında bir kadın devrimidir. Bu devrimi aradan geçen 101yıla rağmen çoğu kadınlarımız ne yazık ki halen anlayamamıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu, devrimler—reformlar yapıldı. Bunların çoğu kadın hakları içindi. Toplum aynen Atatürk’ün yönlendirdiği gibi kadın—erkek el ele, kafa—kafaya birlikte çalışmak istedi ancak modernleşmeye karşı bazı engeller vardı. Atatürk’ün emriyle 1924’de TC Başbakanlığına bağlı Diyanet İşleri kuruldu. Böylece Türkiye’de din hizmetleri devlet kontrolü dışında değil, devletin denetimiyle yürütülecekti.
Artık tasavvuf düşünce, ahlak ve anlayışın öğretildiği yer tekke ve zaviyeler değildi. Devletin temel prensiplerinden birisi olan laiklik anlayışı ile tekke yapısının bir arada olamayacağı görülmüştü. Din ve devlet işlerinin ayrı olması gerekiyordu. Tekkeler yapılan reformlara karşı durmak istediler. Kadınların okuması, çalışması onlara göre değildi. Oysa Türkiye Cumhuriyeti artık şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamazdı. Doğu Anadolu’da reformlara karşı gerçekleşen Şeyh Sait İsyanı üzerine 1925’de yeni bir yasa çıkarılarak tarikattan olanların barındığı, etkinlik yaptığı, postun sahibi şeyhin idaresinde ibadetlerin sağlandığı dini ve sosyal bir mekan olan tekke ve daha küçüğü zaviyeler ve ayrıca türbeler kapatıldı. Ancak cami ve mescit statüsünde olan yerlerin devamına karar verildi. Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti laikleşme yolunda adımlarını atıyordu.
677 sayılı bu kanun bugün halen yürürlüktedir. Ancak bugün tarikatlar ve cemaatler anayasaya aykırı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Oysa Atatürkçü laiklikte devlet işlerine karıştırılmaması koşuluyla tam bir din ve inanç özgürlüğü vardır.
“Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis, bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık.” Mustafa Kemal Atatürk’ün Meclis konuşmasından – 17 Aralık 1927
“En doğru en hakiki tarikat, MEDENİYET tarikatıdır.” Atatürk, 30.08.1925
1925 den 2026’a gelişte, Atatürk’ün bahsettiği medeniyeti inşa etmekte maalesef başarılı olamadık. Geçen 101 yıl içinde yaşamımıza demokrasi kavramı girdi. Demokrasiyi öyle bir anladık, öyle bir geliştirdik ki sandığa oy atmakla eşdeğer tuttuk! Mevcut erkek egemen SİSTEMİN sevdiği rantçı sağ yönetimlerin besini de bireysel para ve güç olunca toplu adalet ve adil paylaşım savunucusu solun bu SİSTEM içinde yer bulması mümkün olamadı. Atatürk’ün ilkeleri ve fikirleri ile yol alınamadı. Kadın—erkek egemen SİSTEM birlikte kurulamadı.
Bunlar bildiklerimiz ve sustuklarımız…
Ancak; sadece ülkesel değil, küresel bir sorun haline gelen zenginin daha da zengin olduğu bu adaletsiz paylaşımlı SİSTEM artık çökmüş gözükmektedir. Zenginler de kendilerine göre geçinememektedir! Çünkü varlıklı olmalarına neden olan orta sınıf, yani kazanan ve tüketenler artık ne kazanabilmekte, ne de tüketebilmektedir.
Ülkesel veya küresel bazda sömürgeci zengini de yok edecek olan bu SİSTEM artık sıkışmıştır. Ama bunu düzeltecekler gene zengin—güçlü—sömüren erkek egemen kapitalist yapılanma olacaktır. Erkeklik kutsal kaldığı sürece SİSTEM belki şekil değiştirir ama ayakta da kalır.
Oysa; dayanışmayla kadın yalnız olmadığını ve erkek egemenliğinin doğal olmayıp değiştirilebileceğini fark ettiğinde artık körü körüne itaat etmeyecektir.
Ülkesel ve küresel olarak kadın farkındalığı huzursuzluk—çatışma çıkarsa ve dönüşüm yavaş da olsa kadınların da “gerçekte” söz sahibi olduğu “yeni sistemler” yaratılacaktır.
Evet, SİSTEM her şeydir.
Şimdiden ne zaman geleceğini bilemediğimiz o günlere selam olsun…
Ayla Gürpınar