Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Anne olmak, insanın yaşamdaki olma yolculuğunda karşılaşabileceği en zor ama aynı zamanda en dönüştürücü deneyimlerden biridir.
Anne olmak; bir evladı hayata hazırlama sorumluluğunu üstlenmek demektir. Bu, “Ben oynamıyorum, vazgeçtim.” denilerek çıkılabilecek bir yol değildir. Uzun bir emek, sabır ve farkındalık yolculuğudur.
Ancak anneliğin derinlerinde saklı başka bir gerçek daha vardır. Evladını hayata hazırlarken aslında sen de kendini yeniden inşa edersin. Bugüne kadar ertelediğin, görmezden geldiğin, sana artık hizmet etmeyen yönlerinle yüzleşmeye başlarsın. Çünkü evlat, insanın karşısına çıkan en büyük aynadır. Kaçamayacağın, gözlerini çeviremeyeceğin bir ayna…
Eksiklerini, korkularını, yaralarını, güçlü ve zayıf yanlarını onun üzerinden görmeye başlarsın. Çoğu zaman evladını düzeltmeye çalıştığını sanırsın; oysa hayat sessizce seni dönüştürmektedir. Onun yaşadığı zorluklarda kendi korkularını, onun dengesizliklerinde kendi dengesizliklerini fark edersin.
Belki de bu ilişkinin en temel amacı budur: dengeyi öğrenmek.
Çünkü bir annenin en büyük arzusu, kendi ayakları üzerinde durabilen, hayatla sağlıklı bir ilişki kurabilen bir evlat görmektir. Fakat çoğu zaman gözden kaçan şey şudur: Anne kendi içinde dengeyi buldukça, bu denge evladına da yansımaya başlar.
Evladının dengesiz yönleri karşısında dengede kalabilmek… Duyguların içinde kaybolmadan o anın gereğini yapabilmek… Korkuyla değil, bilinçle hareket edebilmek…
Doğanın işleyişi de böyledir. Doğa, yaşamı korumak için gerekli olanı yapar. Bazen zorlar, bazen sınar, bazen güçlenmeye teşvik eder. Fakat bunu öfkeyle değil, varoluşun doğal dengesiyle yapar.
Belki anneliğin en büyük öğretisi de burada saklıdır: Şefkatle sınır koyabilmekte, sevgi ile güç arasında denge kurabilmekte, korurken bağımlı kılmamakta ve destek verirken yük taşımamakta…
Ve belki de anne olmak, Yaradan’ın yaratılmış olana duyduğu derin güveni biraz olsun anlayabilmektir.
Çünkü anne, evladının düşeceğini bilse de yürümesine izin verir. Hata yapacağını bilse de deneyimlemesine alan açar. Acı çekeceğini bilse de onun yerine yaşayamaz.
Sevgi bazen tutmak değil, bırakabilmektir.
Anne olmanın olgunluğu ise tam da bu ikisinin arasındaki dengeyi bulabilmektir.
Ve sonra yavaş yavaş anlamaya başlarsın…
Kendini dönüştürmek yalnızca kendine yapılan bir hizmet değildir. İnsan, kendi içindeki korkuları, dengesizlikleri ve artık kendisine hizmet etmeyen yönleri dönüştürdükçe, bunun etkisi çevresine de yansır. Daha dengeli bireyler, daha sağlıklı ilişkiler kurar; daha sağlıklı ilişkiler ise daha güçlü toplumlar oluşturur.
Böylece insan, kendine hizmet ederken aynı zamanda evladına, çevresine, topluma ve nihayetinde yaşamın bütününe de hizmet etmiş olur.
Belki de yaşamın derin sırlarından biri budur: Kendini iyileştirmek ile dünyayı iyileştirmek birbirinden ayrı yollar değildir. İnsan, kendi içinde kurduğu dengeyi farkında olmadan hayatın geri kalanına da taşır.
Sibel Sevgen
