Özgürlüğün Terazisi

Özgürlüğün Terazisi
polat-galle-27.02.2023
previous arrow
next arrow

Padişah, pazarda bir cariyenin fiyatının yüz diğer kölenin toplam fiyatını aştığını öğrendi.

Bu cariyeyi saraya getirtti, onu bu kadar istisnai kılan şeyin ne olduğunu görmek istiyordu.

Cariye,  huzurda durdu ve diğer kölelerde asla görmediği bir asaletle bekledi.

Hükümdar ona sordu: “Ey genç kadın, fiyatın neden bu kadar yüksek?”

Cariye cevap verdi: “Çünkü beni ayrıcalıklı kılan şey zekâmdır.”

Merakı iyice artan padişah dedi ki: “Sana bir soru soracağım. Doğru cevap verirsen seni azat ederim. Aksi halde seni öldürürüm.

En güzel giysi nedir, en hoş koku hangisidir, en lezzetli yemek nedir, en yumuşak yatak hangisidir ve en güzel ülke neresidir?”

Cariye orada bulunanlara dönüp şöyle dedi: “Eşyalarımı ve atımı hazırlayın, çünkü bu saraydan özgür bir kadın olarak ayrılıyorum.”

En güzel giysi, tek bir gömleği olan fakir adamın gömleğidir; çünkü o gömlek ona kışın da yazın da aynı şekilde yakışır.

En hoş koku, bir annenin kokusudur – isterse o anne yalnızca umumi bir tuvalette kül boşaltan basit bir işçi olsun.

En lezzetli yemek, açken yediğin yemektir; çünkü aç bir insana bayat ekmek bile lezzetli gelir.

En yumuşak yatak, üzerinde huzurla uyuduğun yataktır. Eğer zalimsen, altından bir yatak bile sana dikenli görünür.

Cariye kapıya doğru yürüdü, padişah seslendi: “Son soruma cevap vermedin.”

Arkasını döndü ve dedi ki: “En güzel ülke, özgür olan ve cahiller tarafından yönetilmeyen ülkedir.”

Sorusuna doğru cevap vermişti ve böylece özgürlüğünü kazanmıştı.

Evet, haklıydı; en güzel ülke, cahiller tarafından yönetilmeyen ülkedir…

Değerli Dostlar,

Günümüzde padişahlar artık kılıç kuşanarak değil, mühürlü pusulalarla tahta çıkıyorlar. Ancak tarih, koltuğun şekli değişse de cehaletin yarattığı tahribatın değişmediğini bize her gün hatırlatıyor. Bugün ‘seçim’ dediğimiz mekanizma, çoğu zaman liyakatin değil, popülaritenin ve kitleleri kendi meşrebine göre tasarımlama becerisinin bir yansıması haline geldi.

Asıl trajedi şu: Bizler, hikâyedeki o bilge cariye gibi hakikati söyleme cesaretini gösterenleri değil, kulağımızı hoş gelen ninnilerle uyutanları baş tacı etmeye meyilliyiz. Sandık, halkın iradesinin tecellisidir denir; fakat o irade, aklın ve estetiğin süzgecinden geçmediğinde ortaya çıkan şey, bir ‘halk yönetimi’ değil, halkın kendi rızasıyla boynuna geçirdiği bir esaret zinciri oluyor.

Bana kalırsa, bugün Padişahın yerini alan seçilmişler, iktidarlarını halkın bilgisinden değil, halkın huzursuzluğundan ve kutuplaşmasından besleyerek sürdürüyorlar. Bir toplum; yediği ekmeğin tadını, bastığı toprağın kokusunu ve vicdanının sesini unutup sadece ‘güce’ sadakatle bağlanırsa, en şeffaf seçimle bile olsa, kendi karanlığını oylamış olur.

Özetle; bugün en büyük ihtiyacımız, sandıktan çıkacak olanın kimliğinden ziyade, o sandığın başına gidecek olanın; yani bizlerin, cariye kadar cesur ve aklının hür olmasıdır. Zira cahilce yönetilen bir ülkede, en adil seçim bile sadece yanlışın meşrulaştırılmasına yarar.”

26/6/26

Semih Adıyaman / Bitez

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.