Özkan Saçkan İle Günün Kitapları 12 Temmuz 2026

İstanbul’da doğdu. Çocukluğu babasının memur olmasından dolayı çeşitli illerde geçti. Marmara Üniversitesi İletişim Fakütesi’ni bitirdi. Gazetecilik mesleğine 1975 yılında başladı. Dünya- Son Havadis- Günaydın- Takvim- Sabah- Akşam- Hürriyet gazetelerinde yazı işleri bölümünde editör, sayfa sekreteri, Bölge / Şehir Gazeteleri Müdürü, Yurt Dışı Yayınlar Müdürü ve Yazı İşleri Müdürü pozisyonlarında çalıştı. Sözcü gazetesinde 12 yıl Yurt Dışı Yayınlar Müdürlüğü’nün yanı sıra 4 yılda Sözcü Kitap eki ve eklerin yönetmenliğini yaptı. Bir süre Nefes Gazetesi’nde Kültür-Sanat Müdürlüğü görevini üstlendi. Halen yeni yayın hayatına başlayan Tavır gazetesinde Kültür-Sanat- Magazin Müdürü olarak meslek hayatına devam ediyor. Türkiye’nin çeşitli illerinde yayınlanan internet haber mecralarında kitap eleştirileri ve röportajları yayınlanmaktadır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Spor Yazarları Derneği üyesidir. Özkan Saçkan evli ve ikiz çocuk babasıdır.

    Kendi Sağlığının Ceo’su Ol: “Elif Elkin, senelerin tecrübesiyle ve sağlık sektörünün, yaşamın ve insanın hakikatini anlamış olmanın gücüyle okuduğum en iyi rehberlerden birine imza atmış.” -Dr. Egemen Koyuncu- Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı…

    Yeryüzü Sürgünleri: Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Yunan işgaliyle parçalanan Ege coğrafyasında, Rumlar ve Türkler zorla düşmanlaştırılır.

    Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2025- Kayıp Ve Yas: İnsan gelişimi, doğası gereği kayıpla başlar; sağlıkla dünyaya gelmek için bebek, vakti geldiğinde rahmi geride bırakmalıdır.

    Kentte Bile Bahar: Yazar, ironiyi melankoliyle, iç konuşmayı masalsı bir anlatıyla, kentli yalnızlığı politik alegoriyle ustaca bir araya getirerek okuru amansız bir soruyla baş başa bırakıyor.

    Tanpınar’a Huzur Yok: Tanpınar’a Huzur Yok’taki, Tanpınar’ı ince bir ironinin, kimlikleri sürekli değişen karakterlerin, oyunbaz dil sanatlarının ve dört bir yanında bükülen zamanın evrenine; Menteş geleneğine yerleştiriyor. Yalın Alpay.

    İlk Aşk: “Riley, diyalog yazmadaki muhteşem yeteneğiyle Henry Green ve Barbara Pym’in de dahil olduğu İngiliz edebiyat mirasındaki yerini alıyor. Hayatta karşılaştıklarımızı böylesine incelikle aydınlatan bir yazarla tanıştığımız için çok şanslıyız.” –Claire Messud

    İşte o kitaplar;

    Sadece daha uzun değil, daha güçlü, daha kaliteli bir yaşam için ilk adımı atın

    ELİF Elkin’den KENDİ SAĞLIĞININ CEO’SU OL. Tahlillerim normal ama ben iyi hissetmiyorum… Sağlık, kriz çıktığında tamir edilen bir sistem değil; her gün yönetilmesi gereken bir yaşam becerisidir. Bilimsel araştırmalar, uzman görüşleri ve gerçek yaşam deneyimleriyle şekillenen bu kitapta; bedeninizin sinyallerini okumayı, enerjinizi yönetmeyi, sürdürülebilir alışkanlıklar kurmayı ve kendi sağlık sisteminizi oluşturmayı keşfedeceksiniz. Yıllarca şirketleri, ekipleri ve projeleri yönetmeyi öğrendik. Ama en önemli sistemi -kendi bedenimizi ve zihnimizi- nasıl yöneteceğimiz hiç öğretilmedi. Şimdi sıra sizde. Kendi hayatınızın yönetim kurulunda yerinizi alın. Kendi sağlığınızın CEO’su olun. Ve sadece daha uzun değil, daha güçlü, daha bağımsız, daha kaliteli bir yaşam için ilk adımı atın.  “‘Her şeyi çözmüş’ bir sağlık gurusunun reçeteleri yerine, farkındalığı artırıp, kolektif keyifli bir çalışma öneren bu kitabın, keyifle okunacak bir kaynak olacağını  düşünüyorum.” – Prof. Dr. Sibel Çakır- Psikiyatri Uzmanı. “Bu kitap kendi sağlığının sorumluluğunu yeniden eline almak isteyenler için güçlü bir başlangıç.” -Dr. Mehmet Portakal- Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı. “Elif Elkin, senelerin tecrübesiyle ve sağlık sektörünün, yaşamın ve insanın hakikatini anlamış olmanın gücüyle okuduğum en iyi rehberlerden birine imza atmış.” -Dr. Egemen Koyuncu- Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı… 288 SAYFA. (MONA KİTAP)

    İki halkın, emperyalist emellerin oyuncağı haline gelişini anlatan gerçekçi bir roman

    ŞULE Akşun’dan YERYÜZÜ SÜRGÜNLERİ. Savaş, acı kayıplarıyla bir gün elbette biter ama her iki halkın belleğinde silinmesi zor, derin bir nefreti miras olarak bırakır. Çünkü asıl düşman, silahla gelen değil, zihinlerimize zorla sokulan acı hatıralardır. Kitap, bir zamanlar barış içinde yan yana yaşayan iki halkın, emperyalist emellerin oyuncağı haline gelişini anlatan gerçekçi ama aynı zamanda trajik bir roman. Bir yanda geçmişin masalları, mitolojik fısıltılar, Orfeus’un yarım kalmış şarkısı… Diğer yanda tarihin acımasız gerçeği. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Yunan işgaliyle parçalanan Ege coğrafyasında, Rumlar ve Türkler zorla düşmanlaştırılır. Bu iki halk yüzyıllardır aynı rüzgârı, aynı denizi, aynı umutları paylaşırken, Yunan işgali, bu kadim komşuluğu paramparça eder. Düşmanlaştırılan komşular, evinden, toprağından, anılarından koparılan insanlar… İşgal, zulüm, göç ve korku; iç içe yaşayan hayatların arasına görünmez bir duvar örer. Kimi gider, kimi kalır. Gidenler gittikleri yerlerde birer yabancı, kalanlar ise her sabah biraz daha eksilmiş hisseder. Çünkü bazen insan ne doğduğu yere dönebilir ne de kalmayı seçtiği yerde var olabilir. Aşk ise, tüm bu yıkımın ortasında bir umut, yeni bir başlangıç olarak filizlenir. 208 SAYFA. (DESTEK YAYINLARI)

    Yas, bireysel bir süreç olmanın ötesinde, kolektif ve kuşaklararası bir mesele olarak da karşımıza çıkar

    ŞEYDA Postacı’dan ULUSLARARASI PSİKANALİZ YILLIĞI 2025- KAYIP VE YAS. Uluslararası Psikanaliz Yıllığı insanı anlamaya ve çözümlemeye devam ediyor. “Günümüz dünyasında yaşanan salgın hastalıklar, savaşlar, zorunlu göçler, bireysel ve toplumsal şiddetteki artış, yalnızca somut nesne kayıplarını değil; sağlığın, aidiyetin, dilin, kimliğin, güven duygusunun ve geleceğe ilişkin hayallerin yitimini de beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda yas, bireysel bir süreç olmanın ötesinde, kolektif ve kuşaklararası bir mesele olarak da karşımıza çıkar. İnsan gelişimi, doğası gereği kayıpla başlar; sağlıkla dünyaya gelmek için bebek, vakti geldiğinde rahmi geride bırakmalıdır. Anne karnındaki konfordan ayrılmasın­dan itibaren her adımda karşılaşacağı kayıplar, aynı zamanda yeni büyümelerin de kapılarını açar. Psikanalitik açıdan yas, nesne kaybı karşısında verilen duygusal bir tepki olmanın ötesinde öznenin iç dünyasının, bağ kurma ve simgeleştirme kapasitelerinin yapıtaşlarını oluşturan bir deneyimdir.” 216 SAYFA. (YAPI KREDİ YAYINLARI)

    Hafızayla, insanın kendine anlattığı hikâyelerle kurulan çok katmanlı bir yüzleşme metni

    AHMET Erkam Saraç’tan KENTTE BİLE BAHAR. “Düş kırıklığı içinde, ‘Bayım ben sıçanlardan anlamam, hele hayat kurtarmaktan hiç anlamam, üzgünüm ama yanlış numara,’ diyesiydi ya sol elinin masaya yapıştığını fark etti. Kim bilir kendisi gibi hangi ipsizin döke saça içtiği oralet artığının üstünde uyuşmuştu eli. Peki ocağın sahibi olacak hıyarağası şu yapış yapış kahverengi lekenin sıçan boku olmadığını kanıtlayabilir miydi? Ayakkabısının sol tekinin önündeki delik de ha giymekten eprimiş ha sıçan kemirmiş, neyi değiştirirdi. Bu virane semtte, şu harap olmuş çay ocağında nefes alabilen bir adamdan daha güçlü bir adam var mıydı ki birinin hayatını kurtarsın?” Kitap yazarın şehirle, hafızayla, insanın kendine anlattığı hikâyelerle kurduğu çok katmanlı bir yüzleşme metni. Çengelköy kıyılarından Küçüksu’ya, lise koridorlarından Akmar Pasajı’na, çocukluk semtlerinden hayalî semtlere uzanan bu öykülerde bahar yalnızca bir mevsim değil; bastırılmış arzuların, yarım kalmış aşkların, ertelenmiş hayatların yeniden gün yüzüne çıktığı bir aralık. Geçmişe saplanıp kalanlar, her gün bir başka kimliğe bürünenler, iktidarın gölgesinde nefes almaya çalışanlarla örülü bu kitap hem karakterlerin hafıza labirentlerinde dolaşıyor hem de toplumsal suskunluklara ayna tutuyor. Ahmet Yazar, ironiyi melankoliyle, iç konuşmayı masalsı bir anlatıyla, kentli yalnızlığı politik alegoriyle ustaca bir araya getirerek okuru amansız bir soruyla baş başa bırakıyor: “Bahar gerçekten kentte bile bahar mıdır, yoksa her filizlenişin altında unutulmuş bir sızı mı saklıdır?” 96 SAYFA. (CAN YAYINLARI)

    Polisiye kurgunun arkasında ikna edici bir Tanpınar imgesi beliriyor 

    MURAT Menteş’ten TANPINAR’A HUZUR YOK. Bir insan harikaysa, göründüğünden de harikadır. “İnanır mısınız, aşksızlık bana daha romantik geliyor. Gönül sayfasını temiz tutmak… Hani, nerede, ona yaklaştıkça kendime geldiğim sevgili?” Gizemli koleksiyoner Bahtiyar Kont’la dostluk kuran Profesör Tanpınar’ın endişeleri yatışmış, neşesi yerine gelmiştir. Bahtiyar Bey, Tanpınar’ı Nermin Mermi adlı zarif kadınla tanıştıracaktır. Fakat o gün Nermin Hanım randevuya gelmez ve Kont öldürülür. Tanpınar, cinayetin bas şüphelisidir. Polis müfettişi Fatin Fantom’un kovaladığı Tanpınar’ı hapse düşmekten çok daha büyük tehlikeler beklemektedir… Soğuk Savaş ortamında ruh çağırma seansları, rehine krizleri, kaçak radyo yayınları ve daha birçok acayiplik peş peşe gelirken… Menteş, Tanpınar’ı Tarantino’yla buluşturuyor! SEVİN OKYAY. Tanpınar’a Huzur Yok’taki yaratıcılığa ve mühendisliğe hayran kaldım. Menteş’in Tanpınar’a nüfuz kapasitesi inanılmaz. Polisiye kurgunun arkasında gayet ikna edici bir Tanpınar imgesi beliriyor. BESİM DELLALOĞLU. Tanpınar’a Huzur Yok’taki, Tanpınar’ı ince bir ironinin, kimlikleri sürekli değişen karakterlerin, oyunbaz dil sanatlarının ve dört bir yanında bükülen zamanın evrenine; Menteş geleneğine yerleştiriyor. YALIN ALPAY. 376 SAYFA. (EVEREST YAYINLARI)

    Daha zengin, daha rafine ve boğucu bir gerilimle dolu kitap

    GWENDOLİNE Riley’den İLK AŞK. Elimizdeki kibritler ile kendimizi de karşımızdakini de yakmadan ısınmak mümkün mü? Otuzlarında bir yazar olan Neve, kendisinden yaşça büyük Edwyn ile evlidir. Hayatları başlarda görece bir huzurla dolu gibi görünse de ikisinin de geçmişi bugünlerini tehdit eden, kapanmayan yaralarla doludur. Neve, her an patlamaya hazır bir bombanın gerilimiyle dolu yaşamında onu bu noktaya getiren kişileri ve olayları anımsarken, zorba bir baba, benmerkezci bir anne ve aklına estikçe ortaya çıkan eski sevgilisi ile bir türlü bağ kuramamış genç bir kadınla tanıştırır okuru. Yazar, kendisine Women’s Prize, Gordon Burn, Goldsmiths, Dylan Thomas ve James Tait Black Memorial gibi ödüllerde adaylığın yanı sıra Geoffrey Faber Memorial Ödülü’nü kazandıran İlk Aşk’ta çaresizlik ve düşmanlık arasındaki ilişkiyi yine cesur ve benzersiz üslubu ile mercek altına alıyor. “Riley’nin yazdıkları her zaman net, odaklı ve sakin olmuştur- tıpkı bir Edward Hopper resmi gibi fakat İlk Aşk daha zengin, daha rafine ve boğucu bir gerilimle dolu.” –The Guardian. “Riley, diyalog yazmadaki muhteşem yeteneğiyle Henry Green ve Barbara Pym’in de dahil olduğu İngiliz edebiyat mirasındaki yerini alıyor. Hayatta karşılaştıklarımızı böylesine incelikle aydınlatan bir yazarla tanıştığımız için çok şanslıyız.” –Claire Messud. “Gwendoline Riley’nin düello davetini kabul edin, çünkü buna değer.” –TLS. 152 SAYFA. (İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI)

    REKLAM ALANI
    Bir Yorum Yazın

    Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

    Henüz yorum yapılmamış.