enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

3.YARGI PAKETİ VE ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER…

10.07.2012
0
A+
A-

TBMM? nde son anda kabul edilen 3. Yargı paketini referans göstererek yapılan tahliye başvuruları, mahkemeler tarafından görüşülmeye başlandı.

Uzun tutukluluk süreleri ve geciken adaletin, toplum vicdanında yarattığı rahatsızlığı gidermesi açısından olumlu görebileceğimiz bu yeni yasal düzenleme, kimi sorunları da beraberinde getireceğe benziyor.

Aynı tür suçlarla yargılanan kimi sanıkların tahliye edilip, aynı durumda bulunan kimi sanıkların başvurularının mahkemeler tarafından kabul edilmemesi yeni tartışmalar ve polemikleri gündeme getirecektir.

Bu yargı paketiyle kaldırılması kararlaştırılan Özel yetkili Mahkemeler üzerinden yargı sistemine ve bu mahkemelerde görev yapmış hakim ve savcılara yönelik insafsız suçlamalar da belli kesimlerde rahatsızlık yaratıyor.

Demokratik bir ülkede hukuk sistemi içerisinde bu tür kurumların olması elbette doğru değil, ancak olaylara objektif ve önyargısız bakacak olursa; bu gün devam eden kimi davaların, özel yetkili savcılar olmasa, açılabilmesi mümkün olabilir miydi?

Yetkilerini hazmedemeyen, kimi davalarda duygusal ya da yanlı davranan, gereksiz yere durumdan vazife çıkaran yargı mensupları olmuştur. Tıpkı üstüne vazife olmadığı halde gereksiz yere vatandaşın özel yaşamına müdahale sayılabilecek uygulamalar yapan güvenlik görevlileri olduğu gibi.

İktidar partisinin memuru gibi davranan kamu görevlileri, sorumsuz açıklamalarıyla yurttaşlar arasında nifak tohumları serpen bakanlar, kimin kaç çocuk yapacağına karışan, sanat ve sanatçıları aşağılayan başbakanlar olduğu gibi????.

Demokratik bir hukuk devletinde özel yetkilerle donatılmış bu tür mahkemelerin varlığını kuşkusuz savunamayız. Ancak işimize geldiğinde ?bu ülkede demokrasi yok? deyip, sonra da özel yetkili mahkemelerin varlığını, demokrasi adına sorgulamak ne kadar inandırıcı olur?

Hangi savcı, Ergenekon sürecinde o kozmik odalara girebilir, o anlı şanlı paşaları gözaltına alabilir, sorgulayabilirdi?

Askeri ve bürokratik vesayetin bu denli geriletilmesinde bugün kaldırılması kararlaştırılan özel yetkili mahkemelerin hiç mi payı ve rolü yoktur?

Bu kurumlarda cansiparene, kelle koltukta görev yapan dürüst savcı ve yargıçlara haksızlık etmiyor muyuz?

Tüm bunları söylerken özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına karşı olduğum anlaşılmasın. Ancak ülkemiz demokrasi tarihinde yer alacak çok önemli davalarda cesurca, gözünü budaktan esirgemeden darbecilere karşı mücadele vermiş savcı ve yargıçların da hakkını teslim etmek gerekir, diye düşünüyorum.

?Çoluk, çocuk demeden rövanşını alacağız? diyen paşalar yarın tahliye olduğunda kahramanlar gibi karşılanacak, gecesini gündüzüne katıp, geçmişteki darbe girişimlerini araştıran, faili meçhul cinayetlerin ortaya çıkması için çaba gösteren yargı mensuplarına neredeyse suçlu gibi davranacağız. El insaf!………….

Ayırım yapmadan tüm yargı mensuplarını AKP iktidarının memuru gibi göstererek itibarsızlaştırmaya çalışanlar, başından beri darbecileri ve onların yaşamın tüm alanlarındaki işbirlikçilerini savuna gelmişlerdir.

Bugün de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılacak darbecileri; topluma kahraman gibi lanse etmeye çalışacak, darbeleri yargılamaya çalışanları suçlu gibi göstermeye çalışacaklardır.

Yargılama süreçlerinde kimi haksızlıklar, uzun tutukluluk gibi kamu vicdanını rahatsız eden uygulamalar yapılmış olsa da özel yetkili mahkemelerin görmekte olduğu davalar sonuçlandırılmadan bu ülkede demokrasiden nasıl söz edeceğiz?

Üstelik tam da belgelerin, yeni tanık ve itiraflarla kanıtlanmaya başlandığı, kamuoyu vicdanında darbecilerin mahkum olduğu, toplumda barış isteyenlerin daha etkili olduğu ama bir yandan da savaş rüzgarlarının estirildiği kritik bir dönemde.

Yeni Anayasa yapım sürecine girdiğimiz şu günlerde gerçek anlamda insan hakları, özgürlükler ve hakların güvenceye alınması; yeni, çağdaş, sivil bir anayasanın; bu coğrafyada yaşayan herkesin eşit yurttaşlık haklarına sahip olacağı bir toplumsal düzenin oluşturulmasının yolu diyalogdan geçiyor.

Ancak ne Kemalizm, ne de komünizm diyalog ideolojileri değildir. Ne Kemalistler kemalizmin, ne de komünistler komünizmin değişen dünyada ve ülkemizde yaşam ve siyaset içerisinde karşılık bulmadığını kabul etmek istemiyorlar.

Sol, ideolojik kabullerle hareket etmekten vazgeçmediği gibi, dünyayı değiştirme talebinin yalnız işçi ve emekçiler için değil halkın tümü için geçerli olması gerektiğini anlamak istemiyor.

Var olan sorunları kendi iç dinamikleriyle ve diyalog yöntemiyle çözmek yerine, kendisine olmadık misyonlar yüklemeye çalışan iktidar; giderek kendi sonunu hazırlıyor.

Yeni şeyler söyleme becerisini gösteremeyen, iktidar hedefine yönelmeyen, topluma heyecan veremeyen muhalefet; hala çözümü kendi dışında aramaya ve halkın en geniş kesimleriyle diyalog yerine yine ve yeniden statükoyla uzlaşma çabalarını sürdürüyor.

Sivil Toplum Kuruluşları, sisteme muhalif olmak yerine iktidara yakın durma, kendi yarattıkları korkularla mücadele etmeye çalışıyorlar.

Dünyada her şey değiştiği gibi üretim ilişkileri de insan ilişkileri de sosyal ilişkiler de farklılaşıyor, yeni biçimler alıyor.

Hangi yol ya da yöntemi kabul ederseniz edin, en geniş toplumsal diyalog ortamını yaratmadan, birbirimizi anlayabilecek, konuşabilir durumda olacak iklimi oluşturmadan ne demokrasi ne de barış; kaf dağının ardındaki hedef olmaktan başka bir anlam ifade etmez.

Önemli olan, dağın bu yanını görebilmektir.

 

Natrexone without a prescription misoprostol online ayhanongun@gmail.com cheap Lithium

10.07.2012  BODRUM

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.