enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

BODRUM KADIN DAYANIŞMA DERNEĞİ BAŞKANI FİGAN EROZAN İLE SÖYLEŞİ…(2.BÖLÜM)

BODRUM KADIN DAYANIŞMA DERNEĞİ BAŞKANI FİGAN EROZAN İLE SÖYLEŞİ…(2.BÖLÜM)
07.03.2016
0
A+
A-

 Bodrum-Kadın-Dayanışma-Derneği-Başkanı-Sayın-Figan-Erozan

Bodrum Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Sayın Figan Erozan ile yaptığımız röportajın ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz. Tekrar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun!

Valtrex cheap

Serdar Anlağan : Figan Hanım, BKD’nin bugüne kadar yardım aldığı kamu ve özel kurum ve kişiler var mıdır? Varsa kimlerdir?
Figan Erozan : Sıfır. Hiç öyle bir şeyimiz yok. Kendimiz yapıyoruz bunların hepsini.

order Colchicine online

SA : Bu soruyu biraz daha açmak istiyorum. Bu kadar önemli, değerli çalışmalar yapıyorsunuz sosyal barış ve adalet adına, size belediyeden, kaymakamlıktan veyahut Bodrum’un eşrafından, zengininden, burada yaşayan ünlü sanatçısından, entelektüelinden herhangi bir destek, yardım gelmedi mi, herhangi bir ilgi gösterilmedi mi?
FE : Gelmedi. Bir tek İstanbul’da bir kadınımız var, sağ olsun, dernek kiramızın bir kısmını o ödüyor. Bunun dışında kesinlikle yardım almadık. Her şeyi var eden kadınların kendileridir. Aidatlarımız var, bağışta bulunuyorlar. Kurumlar bizi desteklemez çünkü biz onları, onları yönetenlerin evlerinde yaşananları teşhir ediyoruz. Kurumların başındakileri bilemiyoruz ki elleri ne kadar temiz ya da herhangi bir “ünlü”nün eli ne kadar  temiz. Şunu biliyorlar, dernek hesabımıza bir “ünlü” bağışta da bulunsa, yarın öbür gün bir olay olduğunda biz o “ünlü”yü de itinayla teşhir ederiz. Dolayısıyla bunlar, olası erkek iktidarını ya da suç durumlarını teşhir edebilecek bir kadın hareketini niye güçlendirsinler? Tam tersine BKD’ye baş vuran veya BKD için çalışan kadınlara, dışarıda korkunç bir baskı yapılıyor. Bazı siyasi partilerin üyelerine BKD’ye gelmelerini, karma toplantılara katılmalarını yasakladığını biliyoruz. Bu bilgileri kadınlardan alıyoruz, biz birbirimizden sır saklamayız. Erkek egemen sistemi dönüştürmek için mücadele ediyoruz, yani elimdeki kocayı, sevgiliyi en iyi ben bilirim. Dışarıda çok iyi görünen erkekler olabilir ama biliyoruz ki evin içinde başka bir erkeğe dönüşüyorlar. Küfür etmemiş erkek mi var? Ya da sözel şiddet uygulamamış? Taciz de bulunmamış kaç erkek var? Bilmiyoruz ki? Veriler bize Bodrum’da kadına karşı işlenen suçların had safhada olduğunu gösteriyor. Ne gerekçeyle bizi destekleyecekler? Belediye örneğin, KADEM diye bir yer açtı, kadınlara yemek yapmayı öğretti, dokuz-beş, saat beşten sonra kapanıyordu bir de oraya tabela asmışlar “psikolojik destek verilir” diye. Kaç kere aradık, sonunda belediyenin o birimi mağdur kadınları bize yollamaya başladı. Kaymakamlık bile bize yolluyor. Koskoca belediyenin kadınlarla ilgili bütçesi var, ne yaptılar? Gidip soruyoruz, “Burada böyle bir sorun yok, kadınlar bize baş vurmuyor” diyorlar. Bodrum’da şiddete, enseste maruz kalmış kadınların, çocukların, bireylerin burada baş vurabileceği tek bir yer bile yok. Bu verileri ortaya çıkarmak istemiyorlar demektir. Bunun politikası üreten, gerçeği gösteren, sokağa inen, kamuoyuna deşifre eden BKD’yi kurumlar, kişiler ne kadar destekler? Erkekler mümkünse bu derneğe kilit vuralım diye bakıyor.
SA : Peki kadınlar?
FE : Başta şu var, sokakta “Kadın hareketi” dediğiniz anda “Onlar zaten erkek sevmez, lezbiyen, radikal, aşırı uç, bazen türkçü, bazen kürtçü, bazen bilmemneci…” diye bakılıyor, bu ön yargıdan çok politik bir tutum. Yıllardır muhalif, feminist hareketler için bu etiketlemeler yapılıyor. Kadınlarda da bu tutum var. Ancak şunu söyleyebilirim, yıllarca bize mesafeli durmuş, özellikle ulusalcı, CHP tandanslı kadınlar içlerinden bir kadının kurban gittiği bir cinayet davasında bize geldiler ve beraber yol yürüdükten sonra gelinen noktada belki burada değiller ama sokakta destekçimizler. “Radikaller ama doğru politika yapıyorlar” diye düşünüyorlar. Yoksa biz 8 Mart’ta, kadın eylemlerinde bu kadar çok kadını aynı anda sokağa dökemezdik. Geçen sene biz 500-600 kişilik eylemler yaptık burda. Çünkü erkeklerin tüm kurumsal yapılarında, bu karma yapılarda cinsiyetçilik var. CHP’de, MHP’de, AKP’de hepsi cinsiyetçi dolayısıyla kadınların bağımsız örgütlenmelere ihtiyacı var ki bu karma yapıları değiştirebilsinler, takîye yapmadan, aldatmacaya gitmeden. Örneğin CHP’li kadınlar gelip “Bizi aday göstermiyorlar” dediklerinde biz “Siz harekete geçin, sizi destekleyeceğiz” dedik. Bunlar iyi şeyler.
SA : Figan Hanım, metafor yaparak soruyorum, bu anlattığınız korkunç durumda, kadınların bağlandığı zincirlerin, etrafını saran dikenli tellerin, karşılarındaki blokların yıkılması, parçalanması size göre ne zaman gerçekleşecek? Bu konuda bir öngörünüz var mı?  Buy Orlistat
FE :  Öncelikle, karma siyasi partiler üzerinden baktığımızda herkesin aşırı taraf, “tarafgir” olduğunu,  bloklaşmış olduğunu görüyoruz. Ben bu sürecin, bizim gibi unsurlarla yani tarafgirlik üzerinden değil “yeni söz”, “yeni politika”, “yeni yaşam biçimleri” üreten insanlarla olacağını düşünüyorum. Tabi ki köşeye sıkıştık, ben de kendimi köşeye sıkışmış hissediyorum ama ben kadın hareketinde şunu görüyorum “asla bu kadından ses çıkmaz” dediğiniz, “hayatı boyunca boyun eğer, evet der, kaderimdir diyerek razı gelir” dediğiniz kadınlar artık itiraz ediyor. Şimdi bu bizim için bir veridir. Bana göre en önemli dönüşüm kişinin kendi hayatı üzerinden günlük politika üretmesidir. İnsanlar, bireyler ya da yurttaşlar kendi hayatları üzerinden politika üretmiyor. Oysa tersi olduğunda bu sistemi bloke edebiliriz, çalıştırmayız. Ama biz ne yapıyoruz, sanki politik hayat daha bir üstte, “daha büyük, kocaman erk sahibi birileri”nin yapması gereken bir şeymiş gibi görüyoruz. Oysa siz eğer gerçekten eşitlenmeyi istiyorsanız, yaşadığınız birimde, evinizde, mahallenizde, sokağınızda, yerelinizde eşitlenmeyi talep etmelisiniz ki dönüşüm gerçekleşsin. Başka türlü yalnızca sisteme hafif cilalar yapılır o kadar. AKP iktidarının kafasında “yeni” bir sistem var. Çok net. Bu sistem, muhafazakârlık hatta dindarlık üzerinden bir tanımlama getiriyor. Ayrıca kürt meselesi var. Ama meselesi olanlar sadece bunlar değil ki. Aleviler var, ermeniler var, rumlar, azınlıklar, çevre hareketi var, kadınlar var, bunlar nüfusun yarısı. Kadın meselesinde, eğitim veya sınıf farkı olmadan, türk de olsa, kürt de olsa, ermeni de olsa aynı şey yaşanıyor. Bu yüzden kadın hareketi tüm dünyada çok güçlü ve dayanışma içinde ortak mücadele edebiliyor. Biz burada tüm kesimlerden kadınları bir araya getirip o “tarafgir” olma halini ortadan kaldırabiliyoruz ve orada gerçekten “ben kendi adıma ne istiyorum”u konuşabiliyoruz. Karşı tarafta ise yaşam bir “bütün” olarak tanımlanmıyor. Oysa başkaları tarafından tanımlanarak bize sunulan “yüksek siyaset, büyük siyaset” örneğin kürtler o siyasete uymakla yükümlü gibi hissettiriliyor, hepsi belli biçimde tanımlanıyor, AKP dindarları, CHP laikleri tanımlıyor oysa bütün bir yaşamı hiç kimse tanımlamıyor. Hepimizin bir arada nasıl var olacağımızı kimse tanımlamıyor ve bunlar yapılırken hepsinin ortaklaştığı tek bir şey var o da “yeni aile sistemi nasıl olacak.” Hepsi burada kadını tanımlıyor : “Biat edecek.” Yeni aile, yeni devlet ya da yeni sistemin nesillerini üretecek.
SA : Buradaki “yeni” AKP’nin “yeni”si değil mi?
FE : Evet, tabi. AKP’nin “yeni”sini de tanımlıyorum. Ama AKP’den öncekiler de bu sistemi tanımladılar ve o sistemi tanımlarken yine o aileyi tanımladılar. Bundan yirmi sene önce siz babanızın ya da kocanızın izni olmadan çalışamazdınız. Kadınlar bu hakları kazandı. Dolayısıyla hep, sistem kadın ve aile üzerinden tanımlanarak dönüştürülüyor. Ya kutsanıyor ya tukaka yapılıyor. Hangi aileye doğduğunuz, beyaz mı, siyah mı, türk mü, kürt mü gibi sistem sizi ayrıştırma üzerinden yönetiyor. Örneğin kürtlerin Türkiye ile bir meselesi yok, kürtler hep vardı, Türkiye’nin kürtlerle bir meselesi var aynı şekilde kadınlarla bir meselesi var. Sistemin bizimle bir meselesi var, buna “kadın hakları sorunu”, “kadın sorunu” deniyor. Ayol, benim seninle bir sorunum yok, senin benimle bir sorunun var. Önce bakışı dönüştürmek, döngüyü değiştirmek, sistemin kadınlarla sorunu olduğunu anlamak gerekiyor. Sistem kadını sürekli tanımlayıp, hizaya getirmek, nasıl yaşayacağını belirlemek için yasa üretiyor. Ve buna da “Kadın Sorunu” deniyor. Buna karşı çıkınca “Kadınlar çıldırdı, sınırlarını aşıyorlar, hadlerini bilmiyorlar” vs. aynısını kürtlere de yapıyor. Örneğin, alevilik sünnilik üzerinden tanımlandığında bu “Alevi sorunu” oluyor. Hayır! Sistemin yurttaşa, bireye, kadına, çocuğa, etnik yapıya bakışında sorun var. Mesele böyle tanımlanmalı ki dönüşüm gerçekleşsin ama karma siyasi partiler bunu yapmıyor çünkü hepsi kendilerine uygun sistem kurma peşinde çünkü o sistemin rantı var. Soruyorum! Gerçekten demokrasi istiyorlar mı? Örneğin CHP, yüzde otuzbeş kadın kotası koydu, kadın kotası üzerinden erkeği soktular meclise, ayıptır! Kiminle dalga geçiyorsunuz? Burada daralma var, daralıyoruz ama bu yeni yöntemleri de getiriyor. Gezi bunun çıkışıdır örneğin, yeni bidolu yöntem ve dil öğretti. Kadın hareketi zaten yüzlerce yöntem, mücadele biçimi kullanıyor, hiç durmuyor. Böylece sistemi farklı sorgulama biçimlerinin dönüşüm üzerinde etkili olacağına inanıyorum. Şimdi bütün siyasi partilerde “çevre” hareketi var, işte kadın meselelerinde duyarlılar, iste LGBT’yi bile artık gündeme alıyorlar ama biz çok iyi biliyoruz ki bu kazanımlarımızı içi sistem tarafından boşaltılıyor. Örneğin bir LGBT bireyi, bir tane aleviyi ya da azınlık mensubunu vitrine koyuyor, “Bak bende de var” diyor. Biz temsil edilmeyeceğiz. Bitti temsil. Biz sisteme katılacağız. Katılmadığımız sistem bizi tanımlayamaz. Buradaki mücadele de nereye giderse gidecek.
SA : Figan Hanım, Lenin bile Ekim Devrimi’nin yerini ve zamanını kestirememiş. Bu tuzaklı bir soruydu ve buna kesin bir yanıt vermeniz elbette komik oldurdu. BKD’yi bağlamayacak şekilde, kişisel görüşünüzü soruyorum, siz burada, eylemin sonuçlarını almada reformist misiniz yoksa devrimci misiniz?
FE : Ben reformist bir kadın değilim, kendimi radikal-feminist olarak tanımlıyorum. Temsiliyette yoksam kimsenin adıma konuşamayacağını, tanımlayamayacağını düşünüyorum.
SA : Son sorum, BKD’nin sığınmacılara yönelik çalışmalara katkıları nelerdir? 
FE : 2011’de, Van Depremi’nde altı ay Bodrum Deprem Gönüllüleri Grubu’nu oluşturduk ve çalıştık. Bodrum’un yerlileri Van’lı kürtlere evlerini verdiler. MHP’liler bile gelip yardımlarını bize ulaştırdılar. Devlet, bizim hakkımızda soruşturma açmaya kalktı, gittik kendimizi ihbar ettik. Bir şey çıkmadı.
SA :  Devlet neden soruşturma açtı?
FE : Çünkü vatandaşın bireysel yardım hakkı yoktur. Devlet yapar bunu. Biz de gidip kendimizle ilgili suç duyurusunda bulunduk. Sığınmacılara gelirsek, savaşı biliyorsunuz, savaşın nedenleri ne olursa olsun bu bizi ilgilendirmiyor. İlk evvel Ézidi kadınları ile başladık. Yardım toplayıp kamplara ulaştırma konusunda, hala devam ediyoruz buna. Geçen sene sığınmacılar geldiğinde, parklarda kalmaya başladıklarında buradaki kadınların bunu görmemesi mümkün değildi. Bu biz de olabilirdik. İhtiyaçları tespit ettik ve çağrı yaptık. Belediye meydanında dağıtmaya başladık, bu ulusal medyada yer aldı. Bundan sonra burada gruplar oluştu, farklı grupların oluşması da iyi oldu. Yerel kurumların hiç biri yardımda bulunmadı. Ve o zamandan beri çok uğraş verdik, günü kurtardık. Bunu yapabilirdik, başka bir şey yapamazdık. Gelen yardımların düzenlenmesi, dağıtımını yüklendik, çok sıcak insani ilişkiler de kurduk ama çok acı gerçeklere de tanıklık ettik. Sonradan Kent Konseyi bünyesinde bir oluşum yapılandı, BKD burada da yer aldı. Çorba da dağıttık, bebek bezi de dağıttık, hastaneye de götürdük, polis gaz sıktığında da biz oradaydık, otobüslere doldurulduklarında da oradaydık, bir kampta zor durumda kaldıklarında da destek olduk. İnanılmaz yardım yağdı bize o zaman. Tertemiz yeni giysisinden, sebzesine kadar iki-üç ay, günde altı çuval malzeme dağıtıldı. Dayanışma içinde çalışıldı. Kadın dayanışma üyelerimiz büyük özveri ile çalıştılar.
SA : BKD’nin sığınmacılara yönelik yardım çabalarında dayanışma içinde olduğu başka STK var mıydı?
FE : Kent Konseyi ile çalıştık, sonradan İnsanca Yaşam Derneği kuruldu onlarla yardımlaştık ama salt kendimize ait çalışmalarımız da oldu.
SA : Çok teşekkür ederim.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.