DEPREM! Ronald Karel yazdı…

Ronald Karel
Ronald Karel
  • 29.05.2017
  • 8.591 kez okundu

ronald-karel-bodrum-gündem-yazıları

Basında uzun zamandır yer alan GeoCosmo – NASA’nın İzmir’de bu yaz gerçekleşmesi beklenen dünyanın en önemli deprem kestirim projesine günler kala, önemli bir konuya açıklık getirmek istedim.

GeoCosmo Bilim ve Araştırma Merkezi, Silicon Valley’de (Silikon Vadisi) kurulan bir vakıf olup, NASA Ames Araştırma parkında yer almaktadır. Aslında NASA’nın Araştırma Parkında yer almak olağanüstü zordur. NASA’nın merkezi olan Washington DC’den izin almak ve bir yığın doküman doldurmak, ayrıca bilimsel heyet NASA parkında yer alan araştırma şirketlerinin ya NASA’ya ya da insanlığa büyük fayda sağlayabileceğine kanaat getirmeleri lazımdır.

Kurucumuz, Dr. Friedemann Freund onlarca seneden beri NASA’da araştırma yaptığı için biz sadece NASA Araştırma parkında yer almadık, ayrıca NASA Araştırma merkezinde de kurucumuzun ofisinin yanı sıra, büyük bir çalışma büromuz da bulunmaktadır. NASA’nın bütün laboratuarlarından ve uydularından faydalanabiliriz.

Bütün bu avantajlarımıza rağmen, GeoCosmo özerk bir kuruluştur ve alınan bütün IP ve patentler sadece GeoCosmo’ya ait olmaktadır.

Gelelim ikinci şirketimize. GeoCosmo SPC (Social Purpose Corporation) Seattle – Washington’da kurulmuş IP ve patentleri idare eden bir şirkettir.

Kısacası, GeoCosmo-NASA denilince, İzmir’de yapılacak olan araştırmada NASA’nın yakından uzaktan ilgisi ve bilgisi yoktur ve olmayacaktır. Bazı kişiler NASA İzmir’e geliyor ve her şeye burnunu sokacak diye algılamalar yaratırsa da, bu gibi görüşler yakından ve uzaktan doğru değildir. NASA bir devlet kuruluşudur ve GeoCosmo Araştırma merkezinin projesinde yer almamaktadır.

İkinci önemli bir husus ise yine araştırmalarımızla ilgilidir. Bizim yapacağımız araştırmaların hepsi atmosferde gerçekleşecektir. Hiçbir araştırmamız yer altıyla ilgili değildir. Yer altıyla ilgili durumlarda zaten yer bilimcilerine ve sismologlara danışacağız. Yer istasyonuna konulacak hiçbir sensör yer altını ölçmeyecek, sadece yerden iyonosfere kadar uzanan bir aralıktaki atmosferdeki değişiklikleri inceleyecektir.

Ölçüm aletlerimiz sadece ölçüm yapar ve kaydeder, başka hiçbir özellikleri yoktur. Mühim olan bu onlarca değişik ölçümleri bir araya getirip değerlendirmektir.

Bizler bu ölçümleri zaten Alaska’daki Kodiak şehri ile Peru’daki Lima şehrinde beraber çalıştığımız araştırmacılarla değerlendirdik. Lakin oralarda yaptığımız araştırmalarda daha az miktarda sensör kullandık.

İstanbul Teknik Üniversitesi, Uzay ve Meteoroloji dairesinden Prof. Dr. Orhan Şen hocamız da TEC ve TIR değişikliklerini kaydedip bizlere verileri aktaracaktır. (Total Electron Content) – (Infrared).

Yer istasyonu kurmak için çalışmalar başlamıştır. Detayları ve gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

Temmuz ayının ortasında NASA Ames’de GeoCosmo SPC toplantısına davet edildim. Eğer gidersem herhalde iki hafta kadar Türkiye’de olmayacağım.

 

ronald karel foto 1HATIRLATMA…

Her şey NASA Ames’teki laboratuarlarda gerçekleşen deneylerle başlamıştı ve deneylerden şu sonuç alınmıştı.

Tektonik güçler yeryüzündeki levhaları veya levha parçalarını birbirlerine ittikçe, kayaların bazı kısımlarında stres oluşturuyor. Bu itmeler eğer sabit hızda olursa, stres doğrusal olmayan şekilde artıyor; yani bir yerden sonra aşırı derecede artıp depreme sebep oluyor. Fakat depremi oluşturan bu geri dönüşümü olmayan noktaya gelinmeden önce, kayaların stres altındaki yerlerinde “positive hole charge carrier” denilen, kayaların içinde rahatça dağılabilen elektronik şarjlar ortaya çıkıyor.*

Bu parçalar yüzeye geliyor ve yer yüzeyinde çok yüksek elektrik alanı oluşturuyorlar. Bu yüksek elektrik alanlarının yüksek voltaj yüklü alanlar ile aynı olmadığını belirtmek lazım.

Çünkü elektrik alanını hesaplamak için, voltajı uzaklığa bölmek gerekiyor. Voltaj sadece birkaç volt olsa bile, uzaklık kısa olursa (mesela birkaç nanometre kadar), oluşan elektrik alanı santimetre başına bir milyon volt’a eşit oluyor. Bu miktar, havanın yeryüzüne elektron vererek iyonize olmasını sağlamak için yeterli bir miktar. Pozitif yüklü iyonlar havaya karışıyor ve sürüklenerek veya konveksiyon ile atmosferde yukarıya çıkıyor. Bu iyonlardan her birinin üzerinde bir su taneciği yoğunlaşabilir. Fay hattı üzerinde bulutların oluşup oluşmayacağını, nerede ve ne zaman oluşacağını belirleyen çok önemli bir kriter, havanın yüksekliğe bağlı olarak nemi ve sıcaklığıdır.

* (“positive hole”, elektronların eksilmesi ile oluşuyor. Elektron eksikliği, eklenmiş bir pozitif şarj ile aynı etkiyi yapıyor ve bu “delikler” elektrik alanlarında pozitif şarjlar gibi davranıyor).

İyonize deprem bulutlarının meydana gelebilmesi için rutubet-nem şarttır. Yoksa 6.0 kuvvetindeki bir deprem dahi deprem bulutları yapmayabilir. İkinci önemli husus da depremin merkezi en aşağı 25 km civarı olabilmeli ki bozuk elektronlar yeryüzüne çıkabilsinler.

 

ronald karel foto 2BUGÜNKÜ DURUMUMUZ…

Bugün birçok bilim adamı depremlerin zamanını, kuvvetini ve yerini kestirebilmek için kollarını sıvamış durumda. Lakin tekrar yazalım USGS ve Japonya’daki bazı yerbilimcileri ‘deprem mekanizması’ denilince sadece kendi bilim dallarının bu konuyla ilgilenmelerini ısrarla dile getirmektedirler. Lakin kendilerine ait olduğunu söyledikleri deprem biliminde bugüne kadar en ufak bir ilerleme kaydedilmemiştir. Yani kısacası bugün depremlerin ne zamanı, ne kuvveti ve ne de yeri bilinmemektedir.

Yapılan sözde deprem tahminlerinin ise hiçbir değeri yoktur. Örneğin 30 sene içerisinde İstanbul’da büyük bir deprem olacak cümlesi yer bilimcilerin ne derece aciz olduklarını kanıtlamaktadır. USGS’in ortaya attığı tarihe dayanarak yapılması gereken deprem tahminleri ise bence trajediden başka bir şey değildir. Her hafta, her ay yeni faylar türemektedir, Alaska’da iki küçük fay kırıldığından çok uzun bir süre sonra 700 km uzunluğunda tek bir fay ortaya çıktığı sadece birkaç sene sonra öğrenildi. 15 000 çocuğun öldüğü meşhur Çin depreminden sonra oraya giden USGS uzmanı, orada fay olduğunu daha yeni öğrenmişti. İşte bunlar dünya basınına yansımadı.

Bütün bu bilgisizliklerden sonra ‘yok efendim 150 sene önce şurada 6.5 kuvvetinde oldu, demek ki 20 sene sonra 6.7 kuvvetinde olacak’ demek akıl almaz bir deprem tahminidir. Fayların hareketlerini görebilmek için çok yüksek bir teknolojiye sahip olmak lazımdır.

Ayrıca sağlıklı bir deprem tahmini ancak depremin zamanını, yerini ve kuvvetini bilmekle olur.

Aşağıdaki haritayı 2014 yılının Aralık ayında NASA Ames’te çizdim ve olası bütün deprem ön sinyallerini ilave ettim.

ronald karel 3ERKEN UYARI SİSTEMI – EARLY WARNİNG SYSTEM

Japonlar başta olmak üzere yine USGS’nin ortaya attıkları kuyruklu bir yalan olan Early Warning sistemi her ne kadar faydalı bir sistem ise de, hayat kurtarmak konusunda bir işe yaramayan bir sistemdir.

Çünkü deprem zaten olmuştur. Erken uyarı denildiğinde, lügat anlamı ‘ERKEN TEŞHİS’ olup, deprem erken uyarı cümlesi hakikati göstermemektedir. Çünkü deprem zaten meydana gelmiş ve ‘P’ dalgaları yola çıkmıştır. En iyi ihtimalle ve eğer bütün bilgisayar sistemleri çalışırsa, yıkıcı ‘S’ dalgaları o noktaya ulaştığında elektrikler sönmüş, gaz vanaları kapatılmış ve nükleer santraller durdurulmuş olacaktır. Bu inanılmaz kısa sürede hiçbir can kurtarılamaz. Asansördeki bir kişi bile canını kurtaramaz. Bir de bu sistemi cep telefonlarına adapte etmekte olan uyanıklar, hayat kurtaracaklarını zannediyorlar. Ben %100 eminim ki, bu gibi sahtekârlıklar sadece para çekmek için yapılmaktadır ve başrollerde ABD’deki USGS ve yer bilimcileri ile Japonya’daki uyanık sismologlardır.

Birkaç ay önce Tokyo’da o meşhur Erken Uyarı sistemi 9.0 kuvvetinde bir deprem için alarma geçmiş. Gerisini siz düşünün.

Bizim bu Japon hayranlığımıza bir son verme zamanı geldi gibime geliyor. Adamlar Fukushima depreminde rezil kepaze oldular. Nükleer santralin önüne denize doğru duyduğuma göre sadece 2 metre duvar dikmişler. Dalgalar 10 metreyi aşınca felaket meydana geldi.

Japonların en önemli özellikleri ise, hep karşılarındakini dinlerler ve öğrenirler ve kati surette elindeki belgeleri, çalışmaları paylaşmazlar. Japonlar tek yönlü çalışırlar, kopya ederler ve ticarete dökerler.

Ülkeler bu sisteme milyonlarca dolar para veriyorlar. O paraların onda biri bizim olsaydı, bugün bilimde onlarca yeni IP ve patentler elde ederdik.

Ama ben bu kutsal görevde son nefesime kadar savaşmaya devam edeceğim. Eylül 2014 tarihinde daha NASA’ya gitmeden DHA’na bu pilot projenin Türkiye’de gerçekleşmesini canı gönülden arzu ettiğimi defalarca söyledim. Basınımız, sağ olsun çalışmalarımı ve GeoCosmo’yu hiç ihmal etmedi ve defalarca yayınladı.

Ülkemizi seven her vatandaş bu kutsal araştırmamızın muvaffak olabilmesi için bize manevi destek vermesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de de IP ve patentler çıkabileceğini, Türk insanının da bilimde dünyada ilk sıralara yükselebileceğini burada ispat etmemiz lazım. Bu güzel topraklar üzerinde yer alan vatan hepimizindir. Türkiye’nin sesini dünyaya duyurmak en büyük kutsal vazifelerimizden birisi olmalıdır.

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Nurten Akzanbak dedi ki:

    Yolun hep açık olsun.

  2. Erdal Türker dedi ki:

    Bu yazının haberini bir başka kanaldan aldım ve dikkatle okudum. Burada yazılan gerçekleri Türkiye’deki bütün okuma-yazma bilenlerin okumasını isterim.

  3. Güler Karataş dedi ki:

    Merhaba,
    Ne olacak bu Bodrumun çirkin yapılaşması.
    Ben eski Bodrumu özlüyorum , bu yapılaşmaya dur ne zaman denecek.
    belediye başka bir alem,

  4. Konyalikadirkapici dedi ki:

    Kadirkapıcıdepremalgilari
    Diye googlede yazılırsa bende depremleri ağrılardan biliyorum.yararim.olurmu

YORUM YAZ