enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

CUMHURİYET GAZETESİ ASLINDA BİR SİMGEDİR…

CUMHURİYET GAZETESİ ASLINDA BİR SİMGEDİR…

1991 yılında Cumhuriyet’teki ayrışma ve kavga günümüzde tekrar etti. O zaman İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu bir yıl süren kavgayı kazanıp, yönetime geri dönmüşlerdi. Peki şimdi ne olacak? Cumhuriyet Gazetesi’nde neler oluyor? Cumhuriyet Gazetesi hem iktidarlar, hem de muhalefetler açısından neden bu kadar çok önemli? İşte Cumhuriyet’te gerçekleşen bu değişim iler ilgili Bodrum’da yerleşik iki isimden 40 yıllık Cumhuriyet Gazetesi yazarı Prof.Dr. Erol Manisalı ve MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’ten görüş aldık.

Fatih Bozoğlu/Bodrum Gündem  

Uğur Dündar 9 Eylül tarihli Sözcü’deki köşesinde “Cumhuriyet onun gibi düşünenler ve Atatürk başta olmak üzere kurucusu Yunus Nadi, Ahmet Taner Kışlalı ve İlhan Selçuk’un izinde gidenler tarafından, zorlu bir mücadele sonucunda geri alındı. Cumhuriyet’in kalesi artık, Cumhuriyet’e gönül verenlerin elinde…” ifadelerinin yer alması ile konu bambaşka bir yöne kaymaya başladı.

Bilindiği gibi Cumhuriyet gazetesinin sahibi olan Cumhuriyet Vakfı, mahkeme tarafından iptal edilen 2013 yılındaki eski yönetim kurulu üyeleriyle toplandı ve gazetenin yönetimi değişti. Toplantı sonucunda Alev Coşkun yeniden Cumhuriyet Vakfı Başkanlığı’na seçilirken, gazetenin Genel Yayın Yönetmeni ise Aykut Küçükkaya oldu. Bu arada Aydın Engin, Hakan Kara, Çiğdem Toker, Musa Kart, Melis Alphan, Barbaros Şansal, Ahmet Tulgar ve Güray Öz gazeteyi bıraktılar. Son olarak Ankara Temsilcisi Erdem Gül de görevden alındı, yerine Savunma Muhabiri Sertaç Eş getirildi.

İşte Cumhuriyet’te gerçekleşen bu değişim iler ilgili Bodrum’da yerleşik iki isimden 40 yıllık Cumhuriyet Gazetesi yazarı Prof.Dr. Erol Manisalı ve MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’ten görüş aldık.

Prof.Dr. Erol Manisalı “Değişimden mutluyum…”

Cumhuriyet Gazetesinde 40 yıla yakın bir zamandır aralıksız olarak yazan Prof.Dr.Erol Manisalı son değişimden oldukça mutlu olduğunu belirterek Cumhuriyet Gazetesinin şimdi daha ulusalcı ve ayakları yere basan bir şekilde yol alacağına inandığını söyledi. Prof.Manisalı Cumhuriyet’te gerçekleşen değişim ile ilgili şunları söyledi; “Cumhuriyet Gazetesi bir vakfın gazetesidir. Cumhuriyet Vakfının yönetiminde kim varsa, Cumhuriyet Gazetesini de o idare eder. İlhan Selçuk Cumhuriyet vakfının başına geçtikten itibaren, gazete de onun çizgisinde yönetilmiştir. Çeşitli zamanlarda Cumhuriyet Vakfının idaresinde değişiklikler olmuştur. Hatırlarsınız 1991’de böyle bir değişiklik olmuştu. 2015 yılının Şubat ayında da yine bir değişiklik yaşanmıştı. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra yeniden bir değişim yaşandı. Şimdi ise yine bir değişim. Son değişim ile İlhan Selçuk çizgisine bir dönüşüm oldu denilebilir. Bu arada iki şeyi birbirinden ayırmak lazım; biri idari kadro, diğeri ise gazete yazarlarıdır. Benim gibi birçok yazar çok eskiden beridir yazarlar ve idare ile ilgileri yoktur. Belki bir iki tanesi idarede yer almıştır. Bizler kendi imzalarımızdan sorumluyuz…” dedi.

Cevat Öneş; “Cumhuriyet’in yargı serüveni tarihimizde kara bir lekedir…”

MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ise Cumhuriyet Gazetesinde gerçekleşen değişim ile ilgili oldukça dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Cumhuriyet gazetesinin aslında herhangi bir gazete olmadığına vurgu yaparak cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin korunması ve geliştirilmesi için hayatımıza girdiğini kaydederek “Cumhuriyet Gazetesi aynı zamanda Atatürk’ün de bir mirasıdır diyebiliriz. Üstlenilen bu rolde bir başarı öyküsünün olduğuna da işaret etmemiz de gerekir. Cumhuriyet ile birlikte, Cumhuriyet devrimlerinin savunulması ile Cumhuriyet karşıtlığı fikri ortaya çıkmaktadır. Siyasal çatışmalarda Cumhuriyet’in çizgisi cumhuriyet ve Atatürk devrimlerinin korunması olmuştur. Bu tartışma gazete bünyesinde de, gazetenin yayıncılık çizgisi olarak da tartışma konusu olagelmiştir. 1990’lı yıllarda İlhan Selçuk ve Hasan Cemal gruplaşması en önemli ayrışmadır. 2014 ve 2015 yılında Cumhuriyet Vakfında meydana gelen değişme ve Can Dündar’ın Genel Yayın Yönetmeni oluşuyla başlayan ayrışma, önemli bir kırılma olarak görülebilir. Can Dündar yönetiminin kurucu değerlerden uzaklaşması, cemaatle ilişkilere uzanan iddialarla suçlanması, gazetenin ideolojik, siyasal çizgi sorununu da ortaya çıkarmıştır. Siyasi iktidarın Cumhuriyet’e yönelik baskılarının bu dönemde artması, yargının koğuşturma, tutuklama ve mahkumiyet baskıları ile bu gelişmelerin kesişmesi, tartışmaların boyutlarını da genişletmiştir. Cumhuriyet Vakfı yönetimi ile ilgili açılan davanın yargı ve iktidar cephesi tarafından iddianamelerde ve siyasi tartışmalarda kullanılması da meseleye siyasi boyut kazandırmıştır. Can Dündar’ın yurtdışına çıkmasından sonra, Murat Sabuncu yönetimindeki Cumhuriyet kadrolarının yargısal serüveni ise Cumhuriyet tarihimizin ağır bir lekesi olarak kalacaktır…” dedi.

Cevat Öneş; “Yeni yönetim sorunu iyi yönetemedi…”

Cumhuriyet Vakfının yönetim değişikliği ile ortaya çıkan ayrılmaların genişliği ve niteliği Cumhuriyet okurlarında da tereddütler yarattığına dikkat çeken Öneş; “Murat Sabuncu, Çiğdem Toker, Erdem Gül, Hakan Kara, Kadri Gürsel ve Prof.Tayfun Atay gibi nitelikleri ve değerleri sorgulanamayacak olanların duruşları ve ayrılmaları, yorum yapılmasını da zorlaştırmaktadır. Bazı isimler üzerinde tartışma yapılabilir olmasına rağmen, ayrılan kadroların büyük çoğunluğunu nitelikli, demokrat ve cumhuriyet değerlerine bağlı şahıslar olduğunu, ideolojik çizgi dışında vakıf yönetiminde hakimiyet mücadelesinin de meselede etkin rol oynadığını göstermektedir. Türkiye medyasının yüzde 95’inin kontrol altına alındığı ve haber alma özgürlüğünün çok kısıtlandığı günümüzde, Cumhuriyet’in demokrat nitelikli kadrolarının ayrılışı sadece Cumhuriyet için değil, Türkiye demokrasisi içinde bir kayıptır. Cumhuriyet’in yeni yönetiminin sorunu iyi yönetemediğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki süreçte hataları düzeltilerek, ayrılanların yeniden Cumhuriyet’e dönüşlerinin sağlanması Cumhuriyet için olduğu kadar, Türkiye demokrasisi için de önemlidir…”dedi.

Cevat Öneş; “Cumhuriyet aslında bir simgedir…”

Cumhuriyet’in aslında tirajına bakıldığında 20 binler civarında olduğu görülüyor, kimi zaman biraz daha yukarılara çıksa da uzun bir süredir 100 bin tiraja ulaşamamış. Bu kadar az satan bir Cumhuriyet gazetesi neden bu kadar çok önemli? Şeklindeki sorumuza da Öneş oldukça ilginç bir yanıt veriyor; “Cumhuriyet gazetesi Türkiye’nin kurtuluş mücadelesi ve kuruluşunun gazetesidir. Cumhuriyet aslında bir simgedir. Atatürk’ün de bize bir mirasıdır. Olay bu açıdan bakmak gereklidir…”

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.