Z Kuşağını Anlamak Ve Sonrası… Celal Gürsoy Bodrum Gündem Yazıları…

Bodrum Gündem
Bodrum Gündem
  • 07.12.2018
  • 350 kez okundu

Alvin Toffler (1928-2016), 1970 yılında yayımlanan Gelecek Korkusu – ŞOK adlı kitabında jenerasyonlar arasındaki uçurumu anlattığında okuyanlar gerçekten şok geçirmişti. Kitap, sosyologların insan topluluklarının geçirdikleri evrime başka bir pencereden bakarak araştırmalar yapmalarına neden olmuştu.

Toffler’in ifadesine göre insan toplulukları Birinci Dalga (tarım devrimi sonrası), İkinci Dalga (Sanayi Devrimi, 1600’lerden 1900’lerin ortasına kadar) ve Üçüncü Dalga (Sanayi Devrimi sonrası, 1950’lerden bu yana) şeklinde evrimleşti.

Bu dalgalar zamanla daha derin olarak incelendi ve daha detaylı olarak şöyle sıralandı:

Sessiz Kuşak: 1927-1945 arası,

Baby Boomer: 1946-1964

X Kuşağı: 1965-1979

Y Kuşağı: 1980-1999

Z Kuşağı: 2000 ve sonrası

Yıllar ardı ardına geçerken jenerasyonlar arasındaki uçurum da giderek büyüdü. Toffler’in zamanında “babalar çocuklarını anlamakta güçlük çekiyor” derken bu gün aralarında birkaç yaş olan kardeşler bile anlaşabilmek için ortak payda bulamıyorlar.

Hatanın eğitim sisteminde olduğu düşünülürken, ileri seviyedeki ülkeler eğitime daha büyük bütçeler ayırmaya başladılar ama orada da uçurum giderek büyümeye devam etti.

Ancak bu arada şaşırtıcı bir evrim yaşandı, büyük firmaların üst düzey yönetim kadroları eski kuşakların hiç beklemediği bir şekilde gençlerin eline geçmeye başladı. Bazı konservatif çevreler bundan hiç hoşlanmadılar.

Onların anlamakta geç kaldıkları şey eğitim sisteminin eskidiğiydi. Z Kuşağı gençleri eğitim planlaması yaparken eskinin gözde mesleklerine rağbet etmemeye başladılar. Çünkü artık Mühendislik, Doktorluk, Avukatlık gibi mesleklerin büyük bir kısmı elektronik ortamlarda çözüme ulaşmaya başlamıştı. Bundan 10-20 yıl sonra işin büyük bölümünün robotlar tarafından yapılacağı anlaşılmıştı.

Büyükler ne düşünürse düşünsün, 2018 yılında ülkemizde üniversitelerde yüz otuz bin yüksek öğrenim kontenjanı boş kaldı. Asıl ürkütücü olan veri budur.

Toffler’in 40 yıl önce yazdıkları gerçek olmaya başlamıştı.

Aslında Toplum Mühendislerinin en büyük korkusu şimdi başlıyordu: 2010 yılından sonra doğan Alfa Kuşağı.

Büyüklerin, onları değil anlamak, olduğu gibi kabul etmeleri bile zor olacak. Z Kuşağını anlayamayanlar Alfa’ya hiç yaklaşamayacaklar. Zaten onların da yaklaşım beklemedikleri çok açık. Eski kuşakların bir ömür boyu öğrenmeye çalıştıklarını onlar daha çocuk yaşlarında ellerindeki elektronik aletlerden, sosyal medya guruplarından hızla öğreniyorlar. Bu iyi bir şey mi? Yoksa “bilgiyi kısıtlamalı”, “öğrenmeyi engellemeli” miyiz? Mümkün mü? Akıllıca mı?

Ortada rahatsız edici bir gerçek var: Onlar ebeveynlerini yetersiz buluyorlar. Bundan dolayı da en önemli eğitim faktörü olan “aile içi terbiye” yetersiz kalmaya başladı. Yakın gelecekte saygı, hürmet, itaat gibi kavramlardan yoksun bir gençlik ortaya çıkabilir.

Bu iş nereye doğru gidecek? Bir çözüm var mı?

Bizler çocuklarımızın iyi arkadaşlar edinmesine dikkat ettik, şimdi yeni nesil çocuklar arkadaş edinmiyor, elektronik ortamda anlamsız takma adları olan ne olduğu bilinmez kişiler, siteler, bloglarla mesajlaşıyor, bilgi alışverişi yapıyorlar. Arkadaşlık kavramı yok oluyor.

Günümüzde Sosyal Medya denilen kontrolsüz bir güç var. Okullarda verilen eğitim bunun yanında çok sönük kalmaya başladı. İşin kötüsü yaşadığımız son yıllarda örnek olarak alınabilecek olan milyarderler çok genç yaşta ve bize göre yetersiz bir eğitimle başarıya ulaşıyorlar. Bunu iyi düşünmemiz gerekiyor. Bir yerlerde hata yaptığımız kesin.

Korkarım yakın bir gelecekte devletlerin yönetimi de Alfa Kuşağı gençlerinin eline geçecek.

Bana biraz ürkütücü geliyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Serdar Anlağan dedi ki:

    Sayın Gürsoy,

    Enteresan!…Toffler’dan başlıyorsunuz ama devamı gelmiyor…Diyorsunuz ki : “…Bu dalgalar zamanla daha derin olarak incelendi ve daha detaylı olarak şöyle sıralandı…”

    Kim sıraladı?

    Bu sıralama, bilimsel bir gerçeklik, bilgi ya da doğal bir fenomen olarak kabul edilebilir mi?

    Kurmaya çalıştığınız “paradigma”nın bilimsel güvenilirliği var mıdır?

    Bu yazınızda, sömürünün şüpheli propagandasına dönüşmüş ve bilim dünyası tarafından giderek daha yüksek sesle reddedilen, “sahte-bilim” (pseudo-science) olarak nitelendirilen, bilimin “yanlışlanabilirlik ilkesi”ne aykırı olduğu için sabit (metafizik) bir dogmaya düşmekle eleştirilen, reklamcılar tarafından “tüketicileri” gütmekte kullandığı için yerin dibine batırılan Strauss-Howe’un “Kuşaklar Teorisi”ni tartışmasız bir sosyolojik gerçeklik gibi sunmanız bilgisizliğinizden mi yoksa başka bir amacınız mı var?

    Maksadınız hasbi olsa dahi eyleminizin erdemi yargılanırken, hükümde sonuçların esas alınması üzerine düşünceleriniz nedir?

    Saygılarımla.

YORUM YAZ