enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Bilginin Tecavüze Uğraması ya da Anlamın Anlamsızlaşması

Günümüz, bilgiye en kolay ulaşma çağı.

Bilgi iletiminin, kitaptan gazeteye, gazeteden radyoya, radyodan televizyona, televizyondan sosyal medyaya evrilmesiyle,  bilginin kendini göstermesi, ulaşılabilirliği olağanüstü arttı. Ama ters orantılı bir biçimde,  bilginin özüne ilişkin endişeler de arttı.

Bilgi, hiçbir zaman tek başına değerli olmadı. Bilgi, bir anlam bağlamında değerli…
İnsanlığın etik değerleri bağlamında bir anlam…

Anlam bağlamıyla arasına engeller konulan bilginin, çok kötüye kullanıldığı bir çağda yaşıyoruz. Bilginin, anlamı güçlendirmesi bekleniyordu, ama ne yazık ki öyle olmadı. Bilgi çoğalırken,  anlam giderek köşesine çekildi…

Anlam, değerle bütünleşmemiş bilgi karşısında yenildi…

Bilginin anlamı üretmesi ve güçlendirmesi  bekleniyordu. Ama olan, tam tersi oldu.

Bilginin niceliksel olarak çoğaldığı, anlamın  ise geri çekildiği bu çağın adı, post-truth çağı. Dinlerin etkili olduğu pre-modernist dönemin çıpası, gökyüzüne uzanan yıldızı din idi. 17. yüzyıl Aydınlanma çağı ile başlayan modernist dönemin çıpası, bir başka deyişle kutup yıldızı ise akıl oldu. Günümüz post-modernizminde ise çıpa akıl olmaktan çıktı, yerine ise henüz bir şey konulamadı. Bilginin, çıpasısın olmadığı, yani kaybolmasına mani olacak kutup yıldızı ışığından yoksun, oradan oraya savrulduğu bir dönemi yaşıyoruz.

Yalan, tarih boyunca hep vardı. Ama, etkisini hiç bu kadar güçlendirmemişti. Damacana dahil her şeyin tecavüz alanına girdiği bir çağda en çok da bilgi tecavüze uğruyor. Damacananın tecavüze uğraması önemseniyor ve yaygın haber konusu olabiliyor, ama bilginin tecavüze uğraması gündem bile olmuyor. Hem de ağır tecavüze uğraması…

Homo sapiens’le başlayan insanın yolculuğu, günümüzde homo digitalicus’a ulaştı. Yalan, homo digitalicus çağını ve homo digitalicus insanını çok sevdi. Tersi de doğru. Homo digitalicus insanı, kendini yalana kolayca emanet etmekte bir sakınca görmedi. Çünkü yalanın yönetimi, homo digitalicus çağında çok kolaylaştı. Bu dönemde yalan, hakikati, masadan kovar hale geldi. Hakikat, yalnızca masadan değil, neredeyse her yerden kovuluyor…

Post-truth çağında, yalanın, bilgi ve hakikat karşısında açık ara bir üstünlüğü var. Bilinebilen yazılı düşünce tarihi esas alındığında, MÖ 600’lü yıllarda Miletos’ta Thales’in sorduğu “arkhe nedir, ilk neden nedir?” sorusuyla başlayan hakikati arama yolculuğu, günümüzde yalan bataklığına saplandı…

Günümüz, yalanın endüstrileştiği bir çağ… Yalan endüstrisi, birçok endüstri alanını çoktan geride bıraktı. Yalanın bedelsiz olması, yalanın duygusal içerikli olması, yalanın kitlelerce satın alınmasını çok kolaylaştırıyor.  Ve belki de altının çizilmesi gereken önemli bir husus, yalanın iadesinin olmaması. Her tüketim ürünü, tüketicisi tarafından beğenilmezse iade edilebilirken, yalan iade edilemiyor…

Her yalan, iade edilmeksizin tüketiliyor…

Post-truth çağında hakikat, “hakikatsi”  çamuruna bulandı.

Estetik, “eleştiri” olmayı tercih etti.

Sanat eseri, kendini ve adını “iş” kavramıyla takas etti.

Bugün hepimizin bir mağarası var: “Post-truth mağaralar” Platon’un mağarasında kişi, başkaları tarafından zincirlenmiş halde yaşıyordu. Post-truth mağaralarda ise günümüz insanı, kendini  gönüllü olarak  mağarasına zincirlemekte.

Platon’un mağarasındaki zincirler, metalden yapılmış gerçek zincirlerdi. Günümüz post-truth mağaraların zincirleri ise görünmeyen, zincir olduğu dışardan anlaşılamayan, şeffaf zincirler. Ama bu şeffaf zincirler, bizi aklımızdan yakalayan zincirler… Önce aklımızdan yakalayıp,  önce aklımızı yok eden zincirler…

Platon’un mağarasında dışarı çıkmak, özel bir çabayı, bilgiyi gerektirirdi. Post-truth mağaralarda ise mağaradan çıkmak için özel bir çaba harcamak bir yana, aksine, dışarıdan mağaraya girmek için bir yarış, bir koşturmadır gidiyor… Herkes mağarasına girmek için bilginin üstünü basa basa, bilgiyi eze eze koşturuyor…

Herkes bir mağara mensubu olmak için yarış halinde…

Kendi bağımsız kimliğini yaratma yerine, o mağaradan bir kimlik devşirme derdinde. Platon’un mağarasından dışarı çıkmak, bilgelik gerektiren bir durumdu. Şimdi post-truth mağarada ise neredeyse dışarda kalmak bilgelik gerektirir hale geldi. Bu yeni mağaraların kahramanları homo digitalicus’lar.

Bunlar yeni köleler…

Homo digitalicus’ların kölelik kararlarını kimse vermiyor, bizzat kendileri bu köleliği arzuluyor.  Yeni post-truth köleliklerimizden gurur duyduğumuz bir çağda yaşıyoruz…

Bilgi ve anlam, hiç bu kadar acınası hallere düşmemişti…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.