Dezenformasyon hep vardı, ancaak

Haluk Şahin 20 Temmuz 1941 yılında Doğubeyazıt’ın Sürbahan köyünde bir subay-öğretmen ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. Okula Bursa’da başladı ve çocukluğunun büyük kısmını orada geçirdi. İlk şiir ve yazılarını Bursa Erkek Lisesi öğrencisiyken yazdı ve Bursa gazetelerinde yayınladı. 1958 yılında AFS bursuyla bir yıllığına ABD’ye gitti. Dönüşte İstanbul Hukuk Fakültesine girdi ve 1964 yılında mezun oldu. Avukatlık stajını Bursa’da tamamladıktan sonra akademik kariyer yapmaya karar verdi. İstanbul’da yaptığı yedek subaylık görevinin ardından 1968’de UNESCO bursuyla ABD’nin Indiana Üniversitesi’ne gitti; Gazetecilik dalında Yüksek Lisans ve Kitle İletişimi alanında doktora yaptı. 1974 yılında yurda döndü. İsmail Cem’in Genel Müdürlük yaptığı dönemde televizyon program danışmanı olarak çalışırken televizyonda “Kitaplar ve Düşünceler” programını hazırladı ve sundu. İsmail Cem’in görevine Milliyetçi Cephe tarafından son verilince onunla birlikte İstanbul’a geçip Politika Gazetesini çıkartan ekibe katıldı. Daha sonra DİSK’in ortak olduğu gazete projesi yürümeyip işsiz kalınca zorunlu olarak yüksek öğretim kulvarına geçti: Döndüğü ABD’de Cleveland State ve Maryland Üniversitelerinde ders verdi, Doçent oldu. Yan iş olarak Cumhuriyet Gazetesi’nin Washington muhabirliğini yaptı. 1984 yılında Gelişim Yayınlarının çıkardığı Nokta Dergisi’nin ilk Genel Yayın Yönetmeni olarak yurda döndü. 1986 yılında Hürriyet Grubuna geçti. Hürgün, Gazete ve Hürriyet gazetelerinde köşe yazıları yazdı: güncel yazılar dalında TGC tarafından iki kez yılın gazetecisi seçildi. 1990’de Güneş gazetesine geçti. Bu dönemde aynı zamanda Basın Konseyi Genel Sekreterliğini üstlendi. 1992 yılında askerlik arkadaşı Uğur Dündar’ın davetiyle Arena programının editörü oldu. 1996’da Radikal Gazetesi’nde köşe yazıları yazmaya başladı. Kanal D Haber Koordinatörü olarak da çalıştığı yoğun ve çok ödüllü televizyon haberciliği dönemi 1999’da son buldu. TV 8’de Derin Haber ve Sözün Özü gibi mülakat programları da yapıp sundu. . Kanalın İcra Kurulu Başkanı da yaptığı üst düzey televizyon yöneticiliğinden tam zamanlı akademisyenliğe geçti. 2001 yılında 1998’den beri ders verdiği İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Profesörlüğe yükseldi. 2016 yılında oradan Emeritus Profesör payesiyle emekli oldu. Yukarıda adı geçenler dışında, Cumhuriyet ve Yurt gazetelerinde, Yeni Dergi, Halkın Dostları, Yelken ve Milliyet Sanat Dergisi gibi edebiyat-sanat dergilerinde hikaye, yazı ve şiirleri çıktı. 2023’den beri güncel yazılarını blogunda yayınlıyor (haluksahin.net) Beş şiir kitabı var. “Büyüyor Üzümler Bağlarda” adlı şiir kitabıyla Çin Halk Cumhuriyeti’nin İpek Yolu Ödülü’nü aldı. Bozcaada’daki edebiyat etkinlikleri nedeniyle 2018 yılında Homeros Ödülü’ne layık görüldü. Çeviri ve akademik kitapları dahil, Türkçe ve İngilizce 41 kitap yayınladı. Bunlardan bazıları: “Türk Olmak Kolay Değil” (Denemeler), “Troyalılar Türk müydü?” (İnceleme), “Unutulmuş Bir Suikastın Anatomisi” (Araştırma) , “Johnson Mektubu” (Araştırma)Hodri Medya (İnceleme), “Babıali’de Cinayet” (Roman), “Ada” (Roman), “Güzel Mavrella” (Roman), “İyi Yaşam ve Mutluluk Üzerine” (Denemeler), “Dijital Tufan” (İnceleme). Anılarının birinci cildi “Babıali’ye Son Tren” 2025’te yayınlandı. Şimdi ikinci kitap üzerinde çalışıyor: “Babıali’nin Yükselişi ve Çöküşü”. En sevdiği yerlerde (İstanbul ve Bozcaada) yaşıyor.

Yalandan kim mi ölmüş? Agamemnon’un kızı Prenses İfigenya ölmüş!

Bir dezenformasyon şamatasıdır gidiyor. Başta ABD, pek çok yerde böyle bu. Sanırsınız ki, bu kavram 21. yüzyılda keşfedilmiştir, ana kaynağı da internet ve sosyal medyadır. Yani, başta gelen şüpheliler geleneksel iletişim organ ve kurumlarının dışındadır.

Hükümetlerin, büyük medyanın, din temsilcilerinin, kilisenin ve üniversiteler ve ordu gibi ideoloji üretip pekiştiren kurumların dışındadır! Sahneye yeni çıkmış, denetim dışı zıpırların marifeti bir haşarılık…

Keşke öyle olsaydı!

Özellikle 2010’li yılların ortasında öyle bir dezenformasyon paniği yaşandı ki, adı “post-truth” yani “hakikat sonrası” olan yepyeni bir evreye girmişiz sanabilirdiniz.

Sanki ondan önce iletişim aleminde dezenformasyon diye bir şey yoktu, olmamıştı; sanki geçmişte her söylenen doğruydu, her söylentinin bir temeli vardı. Sanki bilinçli kirletme ve yanıltma zamane icadıydı. Sanki bütün pınarlardan renksiz kokusuz, duru su akıyordu!

İletişim Tarihi Kadar Eski

Önce bu terimlerin anlamlarını hatırlayalım:

İngilizceleri disinformation, misinformation, malinformaton. Türkçe’de “dezenformasyon” dediğimiz kasten, kandırma niyetiyle yalan söylemek; “misinformation”, kandırma kastı olmadan yanlış bilgi vermek; “malinformation” denilen de doğru bir bilgiyi bağlam dışı olarak karalama kastıyla kullanmak.

Aslında, bunlar iletişim tarihi kadar eskidir. İnsanlık ta Adem ile Havva’dan beri dezenformasyon yapmış, yanlış bilgi yaymış, karalamaya başvurmuştur.

Çok yalan söylenmiş, sonuçta çok masum ölmüştür.

Her din kendisinden önce ve sonra gelenleri dezenformasyon, yani bile bile yayılan kötü niyetli bilgiler, ya da en azında yanlış bilgi olarak eleştirip suçlamadı mı? Birinin “iyi haberler” diye sunduğu kutsal kitabı ötekiler yerden yere vurmadı mı? Hala öyle yapmıyor mu?

HAVA SİNYALLERLE DOLU AMA

Son 50 yıldır, iletişimde bolluk dönemine girdiğimizden beri, havanın sinyallerle dolu olduğunu söylüyor, bundan hem yararlanıyor hem de yakınıyoruz. Sinyal gönderip almanın kolaylığı sayesinde bizler, yanı elinde akıllı telefon bulunan Home super communicatus’lar her yerden – her yere her türlü enformasyonu gönderebiliyor, canımız çekerse yalan söyleyebiliyor, yanlış bilgi yayabiliyor, insanları karalayabiliyoruz.

Burada bir sorun var, kabul! Ama bu sorun eylemin niteliğinden değil, kaynağından ve erişiminden ileri geliyor. Kimin yaptığından ve kimlere ulaştığından…

Şunu hatırlayalım: Hava eskiden de sinyallerle, işaretlerle doluydu. Rüzgârlar, sular, kuşlar, bulutlar, yapraklar, yıldızlar… İnsanlar ne olacağını öğrenmek ve anlamlandırmak için onlara bakıyorlardı.

Modern dünya da öyle değil mi? Yıldız fallarının, astrolojinin bu kadar yaygın olması neden?

Bayan Reagan kocasının Breznev’le nükleer silahların kontrolü konusunu ne zaman görüşeceğini yıldız falcısına danışarak belirlemedi mi?

Mitoloji bunun örnekleriyle doludur. Troya’yı almak için Anadolu’ya doğru yola çıkan Akha ordusunun komutanı Agamemnon rüzgar çıkması için, bir falcının önerisi üzerine öz kızı İfigenya’yı kurban etmemiş miydi?

Kızın boynu kesildi, kan aktı, lodos çıktı! 10 yıl sonra Troya düştü.

ASPARAGAS NEYDİ?

Eski medyada da dezenformasyona sık sık rastlanıyordu. Palavra haberlerin asparagas adı altında tirajlar patlattığı ülke burası değil miydi? Burasıydı ama sadece burası değildi. Bulvar gazeteciliği her yerde popülerdi.

Bence asıl soru son yılların sosyal medya kaynaklı dezenformasyon tartışmasını aşıyor.

Sormak zorundayız: İnsanları, hele hele Home super communicatus’u aldatılmaya ve kandırılmaya bu kadar teşne hale getiren şey nedir?

İnsanlığın hakikatle arası niçin açık?

Niçin dezenformasyonu düz enformasyona tercih ediyoruz?

ABSTRACT

You’ll think disinformation was invented after the social media. Actually, it was always there, particularly in the service of the powerful and the dominant. The world was always full of signals: the wind, the stars, the leaves… They helped cunning people engage in disinformation. Why do you think Iphigenia was killed? The real question is not why there is more disinformation now, but why we are so prone to fool and be fooled. Why do we prefer disinformation to straightforward information?

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.