Maria Callas’ın Istırapları

Dünyaca meşhur, hatta benim için en muhteşem sopranolardan biri olan Yunanlı Maria Callas şöhrete kavuştu ama bu parlak günlerinin arkasında hastalıktan etkilenen, gıda bozukluğu çeken ve birçok skandalla karşı karşıya kalan üzgün, yalnız bir kadın yatıyor. Mutsuzluk ve hastalıklarla dolu ünlü opera sanatçısı, henüz 53 yaşındayken aşırı yalnızlık içinde öldü. Yeni biyografi, Aristoteles Onassis’in hayatının aşkını kaybetmenin acısını bir türlü atlatamadığını ortaya koyuyor.

Benim iddiam, büyük sanatçılar, besteciler yüksek ruhları sayesinde inanılmaz besteler yapabilirler, muhteşem bir sese sahip olabilirler, inanılmaz tablolar çizebilirler, çok derin romanlar yazabilirler, lakin yüksek ruhları yüzünden oldukça önemli ve negatif bir sosyal adaptasyona maruz kalırlar. Ölümsüz derin bir ruh, bir insanın vücudunda yüksek çakrada yer alıyorsa yeryüzünde ölümlü bir beyinle ortak çalıştıklarından büyük tezatlar ortaya çıkıyor. Çünkü ölümsüz bir ruh bir vücutta renkarne olduğunda beraberinde kozmostan bilgiler getiriyor ve bu bilgiler bazı sanat dallarında kendisini gösteriyor. İşte Maria Callas da bu tezatlar içerisinde, çok ince ruhuyla bu çok zor reel dünyada inanılmaz mutsuzluklar yaşadı, sosyal hayata uyamadı, vücudunun içerisinde sıkışmış ruhu çoğu zaman istemediği, ıstırap çektiği hareketlere, yaşam şekline maruz kaldı.

1923 yılında New York’da dünyaya gelen ama çocukluğunda Maria, annesinin kendisini sevmediğini ve kardeşi Jackie’yi daha ince ve güzel olduğu için tercih ettiğini hep söylemiştir. Buna karşılık annesi daima tiyatro oynamak veya şarkıcı olmak istemiş, bu yüzden iki kızına da piyano dersi aldırmış.

Sekiz yaşındayken Maria’nın sesini keşfeden annesi sayesinde Maria Callas okul korosunda yer almaya başladı. On yaşındayken okul Maria için konserler hazırlamaya başlıyor.

On dört yaşındayken annesi ve babası ayrıldıktan sonra Maria kız kardeşi ile annesini takip ederek Atina’ya gidiyorlar. Atina’da Atina konservatuarına giriyor ve 16 yaşındayken opera söylemeye başlıyor, soprano olarak.

Maria Callas her ay daha meşhur oluyor, inanılmaz muhteşem sesi artık sadece Atina’yı değil bütün Yunanistan’ı fethediyor. Ama Maria hep annesini suçluyor. ‘Benim çocukluğumu çaldın’ diye devamlı sitem ediyor. Hâlbuki birçok doküman ve mektuplar Maria Callas’ı Maria Callas yapan annesi olduğunu gösteriyor.

Yirmi yaşında dünyaca meşhur oluyor, 22 yaşında evinden ayrılıyor ve New York’a gidiyor, orada kocası olacak adamla, Giovanni ile karşılaşıyor.

Maria, opera söylemenin yanı sıra, yıllar boyunca dramatik karakterleri yorumlamak için bir trajedi yazarı olarak yeteneğini de kullandı.

1947’den 1965’e kadar 600’e yakın konser verdi, ayrıca kırk civarında rol oynadı ve 26 operanın tamamını kaydetti. Ancak diva aynı zamanda öfkeli ve kaprisli bir prima donna olarak da ünlüydü.

Trajik ve kaprisli olmanın nedenlerini makalemin başında yazmıştım, tekrar etmek istemiyorum. Unutmayın ki dünyanın en ünlü sanatçılarının hemen hemen hepsi bu tip acılarla yaşamışlardır.

1960 yılından sonra hayatı cehenneme dönüyor

1960’lı yıllarda şans ona karşı dönüyor. Sesinde sorun başlıyor. Daha sonra ünlü Yunan armatör Aristoteles Onassis ile yatında meşhur buluşması oluyor.

İkisi de evlidir ancak 1959’da sevgili olurlar. Maria, Onassis’in karısı olmayı umarak boşanır ama bu asla gerçekleşmeyecektir.

Aristoteles Onassis hayatının aşkı olacak, kariyerinden vazgeçerek ona daha fazla zaman ayıracak, ancak armatör 1968 yılında Jackie Kennedy ile evlenmeyi seçecek ve Maria ile bağlarını koparacaktır.

Demek ki Maria Callas’ın aşkı daha çok platonikmiş, ve-veya Onasis ayakları yerde birisi olarak, zaten sesini kaybetmekte olan, devamlı özel hayatını sosyal hayata uyduramayan Maria’dan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamış. Pragmatik ve mültimilyarder bir armatör olarak belki çok pahalı bir tablo satın alabilir ama gözü çok fazla yükseklerde olduğu için Jackie Kennedy’i tercih etti.

Divanın hayatının son yılları zordu. Médée filmiyle sert eleştiriler alır ve etrafındaki skandallar devam eder. Hatta eski menajeri kendisine dava bile açmıştır.

Yeni eşiyle hayatı çokça duyurulan Onassis’ten ayrılığın acısını çekiyordu. Artık ruhu mutsuzluktan opera bestesi yapamıyordu. Bence bir türlü lojiğini kullanamıyordu.

Buna ciddi sağlık sorunları da ekleniyordu. 1970 yılında aşırı dozda barbitürat aldıktan sonra hastaneye kaldırıldı. Aynı zamanda intihar düşünceleriyle de tanınıyor, ancak aşırı dozun kazara olduğunu iddia ediyor.

Maria Callas bence etrafında tam olarak anlaşılmadığı için intiharlara teşebbüs etti ve anlaşılmadı. Eğer kendisi gibi spritüal kişilerle arkadaşlık kursaydı belki bütün bu mutsuzluklar ve hastalık olmayacaktı.

Son günleri ve ölümü

Hayatının son yıllarını neredeyse yalnız olarak geçirir ama sonunda Onassis ile yeniden bağlantı kurar. Hastaneye kaldırılacağı son güne kadar onu görmeye gider. Onasis 1975’te ölür ve Maria Callas gerçekten çok sarsılır.

Maria Callas, 1977’de 53 yaşında Paris’teki dairesinde tek başına ölü bulunur. Ölümünün koşulları hiçbir zaman açıklığa kavuşturulmadı. Başucu masasında bulunan hipnotik tabletler intihar olasılığını artırıyordu ancak aynı zamanda dermatomiyozit adı verilen ses tellerinin dejeneratif bir hastalığından da ölmüş olabilirdi. Onu tedavi etmek için kortikosteroidler ve bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlara dayalı tedavi, şarkıcının ölümünden sorumlu olan kalp yetmezliğine yol açacaktı.

Son olarak, bazıları acımasız beslenmesinin sağlığı üzerinde etkisi olduğunu iddia ederken, diğerleri pulmoner emboli olduğunu öne sürüyor.

Gizem hala devam ediyor.

İşte kainatın çöp tenekesi dünyamız böyle ince ruhlu insanları yok ediyor maalesef. Her akşam neredeyse Maria Callas’ın Casta Diva’sını muhakkak videoda izlerim, gözlerinden mutsuzluk ama ağzından yüce bir sanat akıyor.

 

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.