Kale’deki 14 Sarnıca Ne Oldu?

Kale’deki 14 Sarnıca Ne Oldu?
polat-galle-27.02.2023
previous arrow
next arrow

Önümdeki uzun listeye bakıyorum, altına aldığım notlara.

Her biri başlı başına memleket meselesi olan liste… Hangisini yazsam, diye seçim yapmak hiç de kolay değil!

İyisi mi yerele odaklanalım. Bodrum Kalesi’ne mesela. “Binlerce turistin cruise hatlarıyla taşındığı kalenin tuvaletlerinden üçü su olmadığı için kapatıldı” haberi artık bir şeye şaşırmam dediğim bu sıcak gündemde beni şaşırttı. Orman yangınlarıyla boğuşan coğrafyamızda, turizmin gözbebeği kentimizin simgesi Kale’nin tuvaletlerinden üçü su sıkıntısından hizmet veremiyor! İronisi güce giden bir cümle.

Peki, kesileceği bilinen su kesilmeden çözümü bulmak; ilave depo mesela. Akla gelmemesi mümkün mü? Sosyal medyamda yaptığım konu ile ilgili paylaşıma -takdirini size bırakacağım bir üslupla- cevap yazan takipçiye hak vermedim de değil hani. Şöyle yazmış bana hitaben:

“(…) Tamamen yerel sorundur. Kuru kuru bayrak sallamakla yürümüyor gemi. Sanki tekerlik yeniden keşfedilecek. Öyyle hep yukarıya taş atarak dönmez bu işler.”

Türkiye’nin ilk sualtı arkeoloğu, Bodrum Kalesi’nin çeyrek asır müdürlüğünü yapan ve Türkiye’nin ilk sualtı müzesini kuran Oğuz Alpözen, “Kalenin 14 sarnıcı vardı. Suları dalgıç pompa ile alıyorduk Ya şimdi! Yazıklar olsun!” Diye haykırıyor.

Ben de soruyorum: Kale’deki 14 sarnıca ne oldu?

BODRUM’DA SANATIN MEKANSIZLIĞI

Bir söyleşi davetiyle gittiğim, 6.’sı düzenlenen Bornova Kitap Günleri’nde “Sanat Kentten Ayrışır mı?” başlığı üstüne konuştuk.

Ayrışmaz tabii de ayrıştırılır, dedim. Bodrum’da örneğin. Pop kültüre dahil olmayan sanatçılar isim sahibi olanlardan ayrıştırılır. Amatör tiyatro toplulukları prova yapacak salon bulamaz, genç müzisyenler sahne ararken kapı kapı dolaşır, sergi açmak isteyen ressamlar yüksek rakam ve ilgisizliğin duvarına toslar, imza ya da sohbet etkinliği yapacak edebiyatçılar ha keza… Örnekleri çoğaltmak mümkün. Belediyemizin sergi salonları, imza mekanları yetersiz. Bürokrasi bezdiriyor. Özel kurumlarsa ticari işletme zihniyetini sürdürüyor…

Çözüm nedir?

Çözüm: Bodrum’daki irili ufaklı sanat merkezlerinin de belli zamanlarda kapılarını ve olanaklarını makul şartlarla sanatçıya ve halka açmasıdır.

Çözüm: Belediye, odalar ve özel okulların salonlarını kolay ulaşılır ve bedelsiz kılmasındadır ki bu bağlamda Bodrum Ticaret Odası’nı ayrı bir yere koymak gerekir.

Çözüm: Sanatı kentten ayrıştırmama bilincine sahip olmaktır.

Çözüm: Sponsorluk alabilmektedir. Bu konuda gerek Belediye gerek de odaların çabası gerekir. Kapıları tıklatmak gerekir.

Sanatın, cebi dolu yazlıkçı kalabalığından gençlere taşınması gerekir. Pop kültürün dışında yol almaya çalışan sanatçıyla kentin buluşturulması…

Kısaca, sanatçıya mekân gerekir.

Ezcümle: Kent yapısının ayrıştırılamaz parçası sanatı, estetik bir pazarlama yolu olarak görmek bir hatadır. E-bilet sitelerinden ulaşılabilir sanatın -ya da ulaşılamayan mı desek- bize bıraktığı kent, haritada bir noktadan ibaret olmaktan öte gitmez.

Unutulmamalıdır ki sanat, bireysel ifade olmanın ötesinde kolektif bilincin en güçlü yansımalarından biridir.

TEVAZUNUN GEÇ ANLAŞILAN HUYLARI

Hep aynı kalmış hayatların huyudur kibir. Kendini aynıdan ileri taşıyamayan kimlik böbürlenir. Tevazunun huyuysa geç anlaşılır olmasıdır. Çoğu zaman zayıflıkla karıştırılır. Hatta kimi hor görülür, “Bu yapamaz” yaftasıyla ötekileştirilir.

Güler yüz, göz teması, karşınızdaki konuşurken başınızı başka yöne çevirmemek gibi belirtilerle kendini belli eder. İronik olan şu ki tevazu, çoğu zaman megalomaninin en rafine hâlidir. Kişi bilir ama dile getirmez, yapar ama göstermez. Entelektüel birikimin gürültüyle değil, dinginlikle kendini belli ettiğini öncüler. İçindeki gücü saklamanın kendisi aslında gücün doruğudur.

Demek ki tevazunun değeri, gürültü dağıldıktan sonra ortaya çıkar. Tıpkı ana muhalefet liderinin büyük bir tevazu ile ilerlediği yolda bize ispatladığı gibi. Siyaset sahnesinde yol alan liderler, kamuoyuna “tevazu” mesajı verirken, baskı, eleştiri ve kutuplaşma gibi dinamiklerle karşılaşır. Özel’e yönelik eleştiriler arasında yer alan söylemle eylemi arasında tutarsızlık iddialarına katılır mısınız bilmem ama Özel’in tevazusu üzerine söyleyebileceğim en doğru şey, bu vurguyu kamuoyu nezdinde sıkça öne çıkarmasının sembolik bir strateji olduğundan öte bir samimiyet taşıdığıdır.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 3 Yorum
  1. Doğan Yuvanç dedi ki:

    2012 ve 2016 yılında kalede gezerken 1000 kareye yakın fotoğraf çektim . Kendi kendime hayıflanıyorum şimdilerde keşke her şeyin fotoğrafını çekseydim diye . Alt tarafı bir kaç kart daha koyardım makinaya. Tabii ki araya restarosyon ve covid girdi ve kale yeniden ziyarete açıldı , neredeyse bomboş . Şapel bomboş zaten, eskiden yeşilliklerin içinde dolaşırken , yeşilliklerin içinde bir kenarda oturup soluklanıyordunuz . Şimdi ise mıcırların içinde yürürken yüzünüze alan furuyor( Bodrumca ) , ve sergi alanları bomboş . 2021 den 2025 kadar her yıl gezdim kaleyi “ bir tık değişiklik “ yok sergi salonlarında. Yukarıda ikinci avludaki eserleri yanında da bir bilgilendirme yok ( herkes müzeyi dolaşırken kulaklıkla infoyu dinlemediğine göre , bir levha koyup milleti bilgilendirmek çok mu zor ? Gelelim kuyu meselesine , zaten memleket kurumuş , kaledeki kuyular kurmuş ne gam . Sonra , kaledeki kuyulara Oğuz Alpözen’in eli deymiş biz zamanlar bırakın kurusunlar (!)

  2. Hülya Tekin dedi ki:

    Başkanıyem,
    Yüreğinize ,kaleminize sağlık …nokta atislardan birini daha ele alıp o kadar net 💯 ifade ediyorsunuz ki 👌👏sözün bitti yer …….
    Yola devam. Heyecanla bekliyorum. ..yeni yazılarınızı …… Teşekkürler……

  3. Semiramis Yağcıoğlu dedi ki:

    Şerife Didem Keremoğlu yaşadığı kentin sorunlarından yola çıkıp ülkeyi ilgilendiren bir perspektifle yazıyor.