İnsanın en çok aradığı duygu ‘evde olma’ hissi

İnsanın en çok aradığı duygu ‘evde olma’ hissi
polat-galle-27.02.2023
previous arrow
next arrow

“Home sweet home” ifadesi, İngilizce’deki en sıcak, en içten deyimlerden biridir ve tam olarak aradığımız o “evde olma hissini” anlatır.

Bu deyişin ne anlattığını ve Türk edebiyatındaki yankılarını şöyle biraz karıştırdıktan sonra sizlele paylaşmaya karar verdim.

“Home Sweet Home” Ne Anlatır?

Bu basit ama güçlü ifade, aslında bir ayrımı vurgular: İngilizce’de “house” ile “home” arasındaki fark gibi. “House” (ev), içinde yaşanılan fiziksel yapıyı, duvarları, çatıyı anlatırken; “home” (yuva), o dört duvarın içine sinen hayatı, anıları, sevgiyi ve aidiyeti ifade eder.

İşte bu nedenle “home sweet home” ifadesini Türkçe’ye birebir “evim güzel evim” olarak değil de “yuvam, yuvam, güzel yuvam” olarak çevirmek, onun manevi derinliğini çok daha iyi yansıtır. Bu deyiş, insanın yolculuklardan, yorgunluklardan, dış dünyanınn karmaşasından sonra sığındığı o güvenli limana kavuşmanın verdiği huzuru, rahatlamayı ve içssel sıcaklığı anlatır. Sadece bir mekâna değil, bir duygu durumuna, “kendin olabildiğin yere” dönüşün ifadesidir.

Bu u deyiş üzerine edebiyatımızdaki yankılarını şöyle biraz karıştırdım.

Yuva” Hasreti ve Huzuru

Doğrudan bu İngilizce deyişi kullanmışlar mı?” sorumun cevabı, klasik Türk edebiyatı metinlerinde genellikle “hayır” … Ancak kendi yazarlarımız, bu deyişin temsil ettiği “yuva olma hali”ni, “huzur bulunan yer”i ve “aidiyet” duygusunu kendi eserlerinde derinlikli bir şekilde işlemişler. İşte bu hissi en güzel anlatanlardan bazılarını sizinle paylaşıyorum.

  • Nazım Hikmet Ran: “Yaşamak şakaya gelmez, / büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın / bir sincap gibi mesela, / yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, / yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.” derken bile “ev” kavramını, içinde yaşanan anlarla birlikte ele alır. Şiirlerinde sıklıkla hasretini çektiği ev, sadece bir mekân değil, sevdikleriyle birlikte olabildiği, özlem duyduğu bir dünyadır. Özellikle “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda, insanların yuva özlemi, içinde bulundukları koşullarla birlikte epik bir dille anlatılır.
  • Sabahattin Ali: Öykülerinde ve romanlarında Anadolu insanının yaşamını, sıcaklığını ve ait olma duygusunu ustalıkla işler. “Kuyucaklı Yusuf”ta, Yusuf’un Edine’ye (Kuyucak) ve oradaki insanlara duyduğu bağlılık, bir “yuva” arayışının ve bulunca da ona sımsıkı tutunmanın hikâyesidir. Ev, onun için bir sığınak, dünyanın kötülüklerinden korunabileceği bir kaledir.
  • Yaşar Kemal: “İnce Memed” destanında, köylünün toprağına, yani “evi”ne olan bağlılığı, onu koruma içgüdüsüyle birleşir. Toprak, sadece geçim kaynağı değil; aynı zamanda atalarından kalma bir emanet, bir namus, kısacası “yuva”dır. Evin ve yuvanın korunması için verilen mücadele, onun eserlerinin temel taşlarındandır.
  • Ahmet Hamdi Tanpınar: “Huzur” romanında, İstanbul’un kendisi bir “ev”e, bir yuva metaforuna dönüşür. Mümtaz’ın iç dünyasındaki huzursuzluğu, şehrin sokaklarında, köşklerinde, musikisinde bir denge ve ait olma arayışıdır. Onun için gerçek ev, geçmişle bugün arasında kurulacak bir köprüde, kültürel aidiyette saklıdır.
  • Cahit Sıtkı Tarancı: “Memleket isterim / Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; / Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.” dizeleri, aslında bir “yuva” tasviridir. İdealize edilen, insana huzur veren, doğayla iç içe, sade ve güzel bir ev özlemini anlatır. “Otuz Beş Yaş” şiirindeki o meşhur “Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.” dizesi bile, insanın ömrünün sonbaharında bir “yuva”ya, huzura duyduğu özlemi derinleştirir.
  • Can Yücel: Daha modern ve gündelik bir dille, “Sevgi duvarı yıkılır mı? / Yıkılırsa, ne ev kalır, ne ev sahibi.” diyerek yuvanın temel taşının sevgi olduğunu, onun olmadığı bir yerin sadece duvarlardan ibaret kalacağını vurgular. O da “home” ile “house” arasındaki farkı, kendi şiirsel diliyle anlatır gibidir.

Günümüzde bu ifade, Ekşi Sözlük’te de tartışıldığı gibi, bazen bir ev tekstili mağazasının adı olarak karşımıza çıksa da , asıl gücünü bu derin anlamından alır. İnsanın en temel arayışlarından birini, “ait olma” ve “huzur bulma” özlemini tek bir cümlede özetlemiyor mu?

Bitez’de sahilde gezinmeye devam..

Kalabalıklar, Yalnızlıklar…

Evimizi özlerken…

Bodrum’un ruhunu ve insanın iç dünyasında yankılanan iki zıt duyguyu çok güzel özetliyor: kalabalık ve yalnızlık.

Bodrum’da kalabalık da yalnızlık da aslında madalyonun iki yüzüdür. Her ikisi de insana, kendini ve dünyayı farklı açılardan görme fırsatı verir. Ve belki de asıl mesele, bu iki duygu arasında gidip gelirken, içimizde taşıdığımız o “ev” hissini kaybetmemektir. Dışarısı ne kadar kalabalık ya da ne kadar ıssız olursa olsun, “canım evimiz” dediğimiz yer, ruhumuzun daima sığınacağı limandır.

“Evim, canım evim” dediğin o yer, işte tam da bu zıtlıkların içinde bile huzuru bulabildiğin, kendin olabildiğin yerdir. Ne mutlu o hissi Bodrum’da yakalayabilenlere.

Semih Adıyaman

27/2/26 – Bitez

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.