Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Kırılgan Yarınlar:
Küresel Hegemonya Mücadelesinin Gölgesinde Turizm
Unfaithful tomorrows
Bir Bodrum hikâyesi
Bugünlerde yarın, sadakatsiz bir sevgili gibi; ne zaman terk edeceği ya da ne zaman sırtımızdan vuracağı belli değil. “Unfaithful tomorrows” kavramı tam da bu belirsizliğin kalbinde duruyor. Dünya haritası üzerindeki sınır çizgileri, strateji masalarındaki kanlı kalemlerle yeniden çizilirken, biz Bodrum’da “deneyim tasarlamaya” ve insanları bir araya getirmeye çalışıyoruz.
Çoğumuzu geçimi turizm. Geleceğimiz ise, görünmez ellerin oynadığı satranç tahtasında bir piyon kadar savunmasız.
ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırı haberleriyle birlikte, bölgedeki ülkelere dönük tüm rezervasyonların durduğu bildirildi. Bu satırları okurken elimizdeki ki kahvenin soğumasına yetmeyecek bir sürede, binlerce insanın emeği, birikimi ve umudu askıya alındı…
Oysa turizm, savaşın olmadığı yerde değil, barışın inşa edildiği yerde var olur. Bizler, Ege’in bu mavi köşesinde, aslında farkında olmadan birer elçiyiz. Gelen her yabancı, bir süre sonra “misafir”e dönüşür. Paylaştığımız sofralar, birlikte izlediğimiz gün batımları, pazarda el sıkıştığımız turistler… Bunların hepsi, savaşın ördüğü duvarlara atılan küçük taşlardır.
Sokrates, kendini Atina’nın bir “atsineği” (gadfly) olarak tanımlamıştı. Görevi, şehri yok etmek değil, uykuya dalmasını engellemekti. Tıpkı ayakkabıdaki bir çakıl taşı gibi: Yolu yaratmaz ama yolcunun o yolda bilinçsizce yürümesini engeller.
Belki de turizm sektörü, tam da böyle bir işlev görüyor bu coğrafyada. Bizler, küresel güçlerin “büyük stratejileri” uğruna unutulan insanlığı hatırlatan o çakıl taşıyız. Rahatsız ederiz çünkü savaşın normalleşmesine izin vermeyiz. Bir turistin gözünden dünyaya baktığımızda, düşman ilan edilen halkların aslında ne kadar benzer olduğunu görürüz. Aynı denizin balığını yer, aynı gökyüzüne bakar, aynı güneşin altında çocuklarının gülmesini isteriz.
Şöyle düşünüyorum…”Kuralsızlık” dediğiniz şey, işte tam da bu noktada devreye giriyor. Uluslararası hukukun(kaldı mı?), diplomasinin, insani değerlerin askıya alındığı bir dünyada, en kırılgan sektörlerden biri olan turizm ilk darbeyi yiyor. Savaş uçakları henüz havalanmadan, ekonomik yaptırımlar daha uygulanmadan, bir telefonla durdurulan rezervasyonlar, bir bahar gecesinde söndürülen umutlar…
Bodrum’da yaşıyoruz. Burası, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, farklı kültürlerin kucaklaştığı bir liman. Bugün ise bu liman, küresel dalgaların en savunmasız kıyısına dönüşmüş durumda. Savaşın sıcaklığını hissetmesek de, soğuk rüzgârını ciğerlerimizde duyuyoruz.
Turizmden fazlası, barıştan azı… Bu tekinsiz aralıkta yaşamaya çalışıyoruz. Tatil, bir lüks değil; artık bir direniş biçimi. İnsanların denize girmesi, eyenmesi, keşfetmesi, aslında hayatın devam ettiğinin en büyük kanıtı. Savaşın gölgesinde bile olsa, güneşin doğmasına izin vermek…
Ve biz, bu sektörün içinde var olmaya çalışanlar, her sabah yeni bir haberle uyanıyoruz. Dolar kuru, faiz oranları, jeopolitik riskler, salgın hastalıklar, savaşlar… Her biri, bizim “yarın”ımızı yeniden yazıyor. Sadakatsiz bir sevgili gibi, ne zaman sırtımızdan vuracağı belli olmayan yarınlar…
Peki, ne yapmalı? Sokrates’in atsineği gibi rahatsız etmeye devam etmekten başka çaremiz var mı? Küresel hegemonya mücadelesinin ortasında, insanları bir araya getirmenin, kültürleri buluşturmanın, barışın imkânını hatırlatmanın bir yolunu bulmak zorundayız.
Evet, turizm kırılgandır. Tıpkı barış gibi, tıpkı umut gibi, tıpkı sevgi gibi. Ama belki de en güçlü olduğumuz an, en kırılgan olduğumuzu kabul ettiğimiz andır. Ve belki de bu kırılganlık, bizi insan kılan tek şeydir.
Bugün İran’da, yarın İsrail’de, öbür gün Bodrum’da… Savaşın coğrafyası yoktur ama acısı vardır. Turizmin ise sadece bir haritası vardır: İnsanlık.
Bizler Bodrum’da yaşıyoruz. Geçimimiz turizm. Yarınımız ise, sadık olmayan bir dünyada, sadakati hatırlama çabasından ibaret.
Sevgilerimle
2 Mart 2026
Semih Adıyaman