Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Haziran… Bu kadim Karia topraklarında yaza “merhaba” dediğimiz, begonvillerin taş duvarlardan sokaklara taştığı, Ege’nin o derin lacivert sularının usul usul kıyıya vurduğu aydır. Ama kelimelerin gücüne inanan bizler için Haziran, Ege’nin o parlak güneşine inat, içimizde esen serin ve hüzünlü bir rüzgârdır.
Denize karşı bir çay demlerken Hasan Hüseyin’in o eşsiz dizeleri yankılanır usumuzda:
gece leylâk ve tomurcuk kokuyor
uy anasına avradına yandığımın dünyası
deli olmak işten değil
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
Binlerce yıllık Karlikya yollarının, antik tiyatroların, asırlık zeytin ağaçlarının fısıldadığı o büyük tarih, Anadolu’nun çilesini ve direncini yüzümüze vurur. Telmessos’tan kopup gelen yankılar, bizi Ahmed Arif’in o vakur ve hüzünlü sesine götürür. İnsanın, toprağın ve binlerce yıllık medeniyetin külünden doğan o dize, Muğla’nın dağlarından süzülüp kalbimize iner:
Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun?
Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak…
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
O ipekli fırçasından yaratan,
Bir şiir ki yazılmaz,
Duyulur iliklerde.
Bu sulardan esen imbat rüzgârları, Datça’nın badem çiçeklerine, Gökova’nın çam ormanlarına Nâzım Hikmet’in o büyük sevdasını taşır. Haziran ayında veda ettiği bu dünyada, o her zaman bir kısrak başı gibi Akdeniz’e uzanan memleketini özlemiş; ağaçların, suyun ve kardeşliğin destanını yazmıştır:
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim…
Haziran güneşinin altında, o sonsuz maviliğe dalıp giderken, bir avuç toz olan ama kelimeleriyle günün kirinden pisinden bizi arındıran ustaları anarız.
Evet, Haziranda ölmek zordur… Hele ki hayatın bu kadar coşkuyla aktığı, ebruli çiçeklerin Ege’yi süslediği bu kıyılarda, toprağa düşmek daha da ağırdır. Ama onlar kelimeleriyle bu coğrafyaya öyle bir kök saldılar ki; asırlar geçse de bu deniz köpürdükçe, bu rüzgâr estikçe yaşamaya devam edecekler.
Semih Adıyaman / Bitez