Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Bodrum’u herkes sever…
Kimisi güneşini…
Kimisi denizini…
Kimisi beyaz evlerini…
Ama bazı insanlar vardır ki, onlar Bodrum’u sadece sevmez…
Ömürlerini Bodrum’a adarlar.
Geçtiğimiz günlerde, ilerleyen yaşına rağmen hâlâ Bodrum’un kültürel mirası için mücadele eden değerli eşiyle birlikte beni ziyaret etti.
Masanın üzerine yıllarını verdiği eserleri bıraktı.
Sayfaları çevirdikçe yalnızca kitapları değil, Bodrum’un hafızasını okudum.
Anlattıkça gözleri bazen parlıyor, bazen de uzaklara dalıyordu.
Çünkü anlattığı şey, bir meslek değil…
Bir ömürdü.

Bodrum Kalesi onun ikinci evi oldu
Henüz genç bir arkeologken Bodrum’a geldi.
Denizin altındaki tarihe tutkuyla bağlandı.
Bodrum’un batıklarına defalarca daldı.
Denizin dibinden çıkarılan her amforada, her çapada, her tarihi eserde alın teri vardı.
Sonra Bodrum Kalesi’nde göreve başladı.
Yıllar içinde müze müdürlüğüne kadar yükseldi.
Tam 27 yıl boyunca Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin müdürlüğünü yaptı.
Ama o hiçbir zaman kendisini yalnızca “müdür” olarak görmedi.
O, Bodrum’un deniz altındaki tarihinin bekçisiydi.
Bir müze değil, yaşayan bir tarih yarattı
Bugün dünyanın en önemli sualtı arkeoloji müzeleri arasında gösterilen Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin oluşmasında en büyük emeklerden biri ona aittir.
Sergi salonları…
Batık gemiler…
Amforalar…
Cam eserler…
Kraliyet mezarları…
Hepsi onun yıllarca süren emeğinin ürünüdür.
Bodrum Kalesi’ni sadece gezi alanı değil…
Dünyanın hayranlıkla gezdiği yaşayan bir tarih merkezine dönüştürdü.
Ödüller aldı ama gönlü Bodrum’da kaldı
Hayatı boyunca sayısız ödül aldı.
Devlet tarafından takdir edildi.
Yurt dışında onurlandırıldı.
Ancak konuşurken hiçbir ödülden söz etmedi.
Çünkü onun aklı hâlâ Bodrum Kalesi’ndeydi.
“Var… ama yok…”
Sohbetimiz boyunca aynı cümleyi birkaç kez tekrarladı.
“Var… ama yok…”
Bu üç kelime belki de bir ömrün en ağır cümlesiydi.
Hayatını verdiği müzeye bakıyor…

Ama onu, kurduğu günlerdeki ruhuyla göremediğini söylüyor.
Onun hiçbir makam beklentisi yok.
Hiçbir kişisel hesabı da…
Tek arzusu…
Kurduğu müzenin yeniden eski ihtişamına kavuşması.
İnsanların Bodrum Kalesi’nden çıkarken;
“İşte Bodrum’un bütün tarihi burada…” diyebilmesi.
Barışın da mimarı olmak istedi
Bodrum Kalesi’ni hiçbir zaman yalnızca taşlardan oluşan bir yapı olarak görmedi.
Ona göre kale…
Farklı medeniyetlerin…
Farklı inançların…
Farklı kültürlerin ortak mirasıydı.
Bu yüzden kalede bulunan minarenin de yalnızca bir mimari unsur değil, birlikte yaşamanın ve hoşgörünün simgesi olduğunu anlatırken gözleri yine aynı heyecanla parlıyordu.
Kimden mi bahsediyorum?
Hayat arkadaşıyla birlikte beni ziyaret eden…
İlerleyen yaşına rağmen Bodrum’un kültürel mirası için hâlâ mücadele eden…
Ömrünü Bodrum’un deniz altındaki tarihine adayan…
Bodrum Kalesi’ni dünya markası hâline getiren…
T.Oğuz Alpözen’den bahsediyorum.
Bodrum’un yaşayan hafızalarından…
Bu kente ömrünü adamış büyük bir kültür insanından…
Ve bence…
Bir kent, kendisine ömür veren insanlarına onlar hayattayken sahip çıkabildiği ölçüde büyüktür.
Tandoğan Uysal