Işık Doğudan, Orta Asyadan geldi.

Orta Asya, bir zamanlar …binlerce kentin bulunduğu topraklardı… ve dünyanın en tanınmış bilim insanlarının, şairlerinin ve düşünürlerinin bir kısmı burada yaşıyordu.

Bodrum Gündem
Bodrum Gündem
  • 04.04.2011
  • 609 kez okundu

  Generic Paxil
M.S. 998 yılında birbirinden yaklaşık 300 kilometre uzakta, günümüzde Özbekistan ve Türkmenistan adıyla bilinen topraklarda yaşayan iki genç adam,   ‘’…Yeryüzünün bütün ve tamamlanmış olarak mı yaratıldığını yoksa zaman içinden evrim geçirdiğini.. ‘’irdeliyorlardı yazışarak. Başka bir deyişle, yaradılışı kabul etmemişler ve Darwin görüşlerinin ortaya çıkışını yaklaşık bin yıl önceden tahmin etmişlerdi. Bu fikirler itiraf ettikleri gibi, Hrıstıyanlığa olduğu kadar İslam inancına da aykırıydı. 
Yirmi altı yaşındaki Ebu el-Reyhan el-Biruni (973-1048) Aral Gölü kıyısında yaşıyordu ve coğrafya, matematik, trigonometri, kıyaslamalı din, astronomi, fizik, jeoloji, psikoloji, mineraloji  ve farmakoloji dallarında öne çıkmıştı. Ebu Ali Sina 980-1037) günümüzdeki Özbekistan’daki görkemli Buhara kentinde yaşıyordu ve tıp, felsefe, fizik, kimya, astronomi, ilahiyat, klinik farmakoloji, etik ve hatta müzik alanlarına damgasını vurmuştu. İbni Sina’nın el-Kanun fi’t-Tıb  adlı yapıtı 12 asırda latinceye çevrilince, Batı dünyasında çağdaş tıbbın başlangıcını tetikleyecek ve 18 asıra kadar ders kitabı olarak okutulacaktı.
 
Her ikisi de Orta Asyada yaşayan, matematik, astronomi, tıp, jeoloji, dil bilim, siyaset bilimi, şiir, mimarlık ve uygulamalı teknoloji alanlarında ileri düzeye ulaşmış Türk halklarındandı.  800 ile 1100 yılları arasında Orta Asyalı bilim insanı, sanatçı ve düşünür topluluğu, bulundukları bölgeyi dünyanın entellektüel merkezi durumuna getirmiş ve etkileri Doğu Asya’dan Hindistan’a, Avrupa’ya ve Ortadoğu’ya kadar yayılmıştı. Bin yıl önce matematikte oransız sayıları ilk kabul edenler, trigonometriyi icat edenler, ondalık sistemi ve arap rakamları denilen rakamları geliştirip kullananlar Türklerdi. Büyük gözlem evleri inşa etmişler,  kesin astronomik tabloları hazırlamak için kullanmışlardı. Kimya alanında reaksiyonları ilk kez tersine çevirenler, saflaştırmak için kristalizasyonu kullananlar, özgül yer çekimini ölçenler, Mendelev’in 1871’de hazırladığı periyodik tabloyu çağrıştıran biçimde elementleri gruplayanlar yineTürklerdi .Bilgi ve bulguları toplayıp ekleyerek eski tıp bilimine katkıda bulundular, farmakoloji alanını genişletip Batı’ya ve Hindistan’a yaydılar. Teknoloji dalında yel değirmenlerini ve suyu kaldıran hidrolik makineleri icat edip zaman içinde batıda Ortadoğu ve Avrupa’ya ve doğuda Çin’e kadar yaydılar.
 
Biruni gibi Özbekistan-Türkmenistan sınır bölgesindeki Harizm yöresinden gelen  Musa ‘el-Harezmi’nin (M.S. 780-850) bir çok keşfinden biri olan algoritma hâlâ kullanılıyor. ‘Algebra’ (cebir) adı ise doğrudan doğruya matematik konusundaki ünlü kitabının adıdır..Aynı şekilde Aristo etikleri konusundaki yaratıcı analizi, Thomas Aquinas dışındaki tüm Batılı düşünürlerin çalışmalarını aşmış olan, Batı dünyasında Alfarabius  adıyla tanınan Ebu Nasr el-Farabi de (M.S. 872-961) günümüzde Kazakistan bölgesinde yaşayan bir Türk idi. Toledo Piskoposu Farabininin yazılarını ders olarak okutulması için  Latinceye çevirtmişti. Farabi ve İbni Sinanın kitapları  Batı dünyasının orta çağ karanlığından çıkıp , müsbet bilimlerin ve akılcı felsefenin aydınlığına kavuşmasında temel olmuştur.
  Retin-A no prescription
Bugünkü  Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan Türkmenistan, Afganistanı ve Horasan  bu  dahileri yetiştiren  ülkelerdir. Bir Arap gezgini ‘..binlerce kentin bulunduğu toprakla..r’ adını verdiği günümüz Afganistan, Tacikistan ve Özbekistan yöresine hayran kalmıştı. Bir zamanlar bu yörenin başkenti olan Balkh en görkemli döneminde Paris, Roma, Pekin ya da Yeni Delhi’den daha büyüktü. Tüm bölgesel merkezler gibi Balkh’ın da akar suyu, hamamları, ve görkemli sarayları, vardı.
 
Orta Asya, Avrasya topraklarının büyük kültürlerini birbirine bağlayan yolların kesişme noktasıdır. Günümüzde ‘İpek Yolu’ adı verilen yol ağı her yöne çeşitli malların taşınması için kullanılıyordu. Ama Türkler pasif taşıyıcılar değildiler. Beş yüz yıl boyunca Ortadoğu ve Avrupa, Semerkand üretimi kağıtları en kaliteli olarak değerlendirmişti.. Avrupa’nın ortaçağ katedrallerinin çoğu şimdi Özbekistanın Fergana Vadisinde üretilen ipek kumaşlarla bezenmişti.
 
Tüccarlar ayrıca dinsel görüşleri de taşıyorlardı. Büyük İskender’i (M.Ö. 356-23) izleyen Yunanlı yerleşimciler Afganistan’daki yeni kentlerine Athena, Hercules ve Afrodit’in kültlerini getirmişlerdi.  Ardından Budizm bu bölgede kendine verimli topraklar bulmuş ve buradan Çin’e, Japonya’ya ve Kore’ye yayılmıştı. Yaklaşık aynı dönemde Yahudi toplumları da şekillenmiş, Suriye Hrıstiyan piskoposlukları kurulmuş ve bölgede Manichean toplumlar ortaya çıkmıştı. Bunca farklı dinin altındaki katmanda bölgenin ana dini olarak iyi ile kötünün, cennet  ile cehennmenin mücadelesine, ruhun kurtuluşuna dayalı olan  Zerdüştçülük yatıyordu.  Zerdüştçülük kavramları Yahudilikten sırasıyla önce Hrıstiyanlığa ardından İslama yayılmıştı. 
Yedinci yüzyılın sonlarında İslam dini Arap ordularıyla buraya gelince, din ve felsefe  konularında uzman olan  Türk  toplumu ile karşılaştı. Dünyanın başka herhangi bir yerinde entellektüel açıdan böylesine açık bir bölgenin bulunduğunu hayal etmek bile zordur. Türkleri,  Çinlilerden ve Araplardan ayıran en önemli nokta, birden fazla dil bilmeleriydi. İnsanı şaşkına çevirecek sayıda farklı dilin ve alfabenin bulunduğu bir ortamda yaşamayı olağan kabul ediyorlar ve hangisine gereksinimleri varsa o konuda uzmanlaşmayı başarıyorlardı.
 
Çok sayıda bağımsız  yerel yönetici, ticareti destekliyor, vergi topluyor, görkemli başkentler inşa ediyor, sanat ve bilim için büyük servetler harcıyordu. Böyle bir saray Biruni’nin çalıştğı Cürcan yakınında yer alıyordu. Bir başkası antik-duvarlı Semerkand kentindeydi. 850-1000 yılları arasında Samani hanedanlığı kentte harika bir kütüphane kurmuştu, bilginlerin büyük soruları tartıştığı salonları ve müzik ile şiir üzerine yoğunlaşmış canlı bir yaşamı vardı.  Doğu Afganistan’daki başkentinden Hindistan’dan çağdaş Iran’a kadar geniş bir imparatorluğu yöneten Gazneli Mahmud (971-1030) Hindistan ve Hinduizm üzerine herhangi bir dilde yazılmış olan en kapsamlı çalışmayı yapan Biruni’yi yanına almıştı. Mahmud aynı zamanda Şehname adlı yapıtı  İslam-öncesi Pers ülkesini anlatan ve Fransa kadar uzak topraklardaki gezgin ozanları etkileyen ve dünya edebiyatının klasikleri arasında yer alan ünlü şair Ebu’l-Kasım Firdevsi’yi de himayesine almıştı.
  order Orlistat
 Orta Asya 1037 yılından itibaren Selçuklu Türkleri yönetimi altına girdi ve bu  yüz yıldan fazla sürdü. Büyük alanları çift kubbelerle örtme yöntemi Selçuklular devrinde geliştirilmişti. Bu yöntem  zamanla Floransa katedrali  ve St Petersburg katedralinin kubbesinde, daha sonra Washington’daki Capitol binasının kubbesinde uygulanmıştı.. Selçuk veziri Nizamülmülk (1018-92) medrese adı verilen bir okul ağı kurdu. Genç erkekler dinine bağlı sadık bireyler olarak yetiştirildi.. Medrese, sunni  inanç kalıplardan saptığından kuşku duyulan tüm düşünme biçimlerine de karşı çıkacakdı. Felsefeci ve ilahiyatçı Muhammed  el-Gazali, (1058-1111), sınırsız mantık uygulamacılığının ortaya attığı tehlikelere karşı bir cephe saldırısı başlattı. Aristo deneyimselliği en büyük düşmandı. Aristo’ya saldırarak tüm çağdaş rasyonalistlere saldırmış ve son derece yıkıcı bir etki yaratmıştı.  Böylece bağımsız düşünce üzerini bir perde ile kapatan Nizamülmülk ile Gazali  Orta Asya’nın görkemli çağının  sona ermesine sebep  olmuş olabilir.
 
1100 yılından sonra Orta Asya’da aydınlanmanın ışığı zayıfladı. 14üncü yüzyılda Timur, Delhi’den Akdeniz’in doğu kıyısına kadar dünyayı fethetti ve bilim insanlarıyla yazarları yeniden inşa ettirdiği başkenti Semerkand’da topladı.  Ne var ki, Orta Asya 800-1100 yılları arasında sahip olduğu entellektüel parlaklığına bir daha kavuşamadı.
 
*   *   *   *   *Orta Asya’ şimdi tekrar dünyaya açılıyor. Bölgenin entellektüel yapısı değişmeye başladı. Onbinlerce öğrenci uzaklardaki en iyi üniversitelere gidiyor. en çağdaş bilgileri edinip. yaşadıkları bölgeyi aydınlatmak tutkusuyla geri dönüyorlar. İleride bu gençler kendi toplumlarında liderlik rollerini üstlenecekler.  Doğal olarak bu gençler ‘Biz kimiz?” sorusunu soruyorlar. Yanıtlar her yönden geliyor. Kimisi onlarda islam  bilincini  kimisi de etnik kimliği uyandırmak istiyorlar. Gençlerin köktendinci kuruluşlara ya da etnik gruplara yakınlaşması onların ufkunu daraltacağı gibi, kendilerinden beklentilerini de kısıtlayacaktır.  Ancak Orta Asyalıların mantık ve bilgelik açısından her bireyi tanımlayan ve o bireyi küresel gelişmelerin ana eksenine yerleştiren  son derece anlamlı bir geçmişi var. Bu büyük gelenek bir zamanlar bölgeyi aydınlanmanın merkezi yapmıştı. Onlar  ümmetcilik  veya  etnik milliyetçilik yerine bu inanılmaz  geleneği bugün yine yaklaşımlarının  temeltaşı yapacaklardır. Elbette bu da kolay olmayacaktır ama Orta Asya’nın geçmişini daha iyi bilmek bir başlangıç noktasıdır. 
Arif İsmet Vidinli
S. Frederick Starr′ın ′Rediscovering Central Asia′ yazısından özet alıntı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ