enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

ZORUNLU DİN DERSİ KALDIRILSIN…

04.10.2013
0
A+
A-

Çocuklar on yaşındalar, daha analarının kuzuları, oyuncak hayvanlarıyla uyuyorlar, sabahları ana-babaları onları öpe koklaya uyandırıyor, 4+4+4 uygulamasıyla, ödül-ceza-rekabet içindeki “ezber sistemi”nin dayatıldığı ?ortaokul? denen cendereye gönderirken bir de imam-hatipli “din bilgisi öğretmeni” geliyor “zorunlu din dersi?ne. Daha ilk derste başlıyor  çocuklara  anlatmaya “cinler ateşten yaratılmıştır, korkmayın size bişey yapmaz”, “Azrail iyidir, melekler iyidir, korkmayın size bişey yapmaz”, “ilk insan Hazreti Adem’dir, topraktan yaratılmıştır”, “Evrim Teorisi  yalandır” diye. İmam-hatipli din öğretmeni ?aman? diyor ?sakın ha! üçgenin içine göz çizmeyin, kötü ruhları çağırırsınız? diyor. Çocuklar korkuyor, korkudan, “cinler var” diye okulun tuvaletlerine gidemeyen, ?sesler duyduğunu? ileri sürenler var.

Bu bir kabus olmalı. 12 Eylül faşist darbesinin mirası olan uydurma “Türk-İslam Sentezi” ile dayatılan “Sünnileştirme”, “Nakşibendi” tarikatlarının oluşturduğu hükümetler ile yobazlığa yürüdü. İlk iş felsefeyi yasakladılar. Çocuklarımızı rehin aldılar. Zorla sünni yapmaya çalışıyorlar.

 ?İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi? cheap Valtrex nde şöyle yazıyor :

Madde 18
?Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını, tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama serbestliğini de kapsar.?

Ve yine  Madde 26nın üçüncü bendinde şöyle yazıyor :

 ?3.    Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikli hak sahibidir.?

Türkiye?de yaşayan insanların tümü İslam dininin Sünni mezhebinden değil.

Türkiye?de yaşayan bazı insanlar çocuklarına HAZRETİ ALİ?yi öğretmek iştiyorlar. HAZRETİ ALİ?yi, Muaviye?nin bakış açısından değil, Gazali?nin bakış açısından değil HACI BEKTAŞ VELİ?nin bakış açısından, HAYYAM?dan, PİR SULTAN ABDAL?dan, kendi gelenek ve göreneklerine uyan ERENLERDEN anlatmak istiyorlar. Aklı, sevgiyi, hoşgörüyü önde tutuyorlar. Çocuklarının zorla sünnileştirilmesine karşı çıkıyorlar, ?İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi?nin “18.maddesi” gereği en temelhaklarından birini talep etmiyorlar, bu temel haklarının çiğnenmesine isyan ediyorlar. Ve tarihin onlara en acı şekilde öğrettiği gibi, şu gerçeği çok iyi biliyorlar : HAK VERİLMEZ ALINIR.

Buna göre Türkiye?de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygulanan ve Sünni Mezhebi’nin İslam anlayışını çocuklara zorla dikte eden ?Zorunlu Din Dersi? uygulaması Dapoxetine on line buy Clonidine Online ?insan haklarına aykırıdır?.

Bir de demokratikleşmeden bahsediyorlar! DemokratikLEŞme!

Özel okullar istedikleri dini eğitimi verebilmelidirler, burada sorumluluk çocuklarını o okullara göndermeyi seçen ana-babalarındır. Görürüz bakalım halk çocuklarını tarikat okullarına mı gönderiyor, seküler okullara mı o zaman.

Ancak ?Milli Eğitimde Nonsektaryanizm Şarttir?. Devlet okulları bir ya da bir kaç mezhebin ya da  tarikatın egemenliği altına sokulamaz. Halkın vergileriyle, halka rağmen belli bir inanç zümresinin din anlayışını dayatmak faşizmdir.

Zorunlu din dersi kaldırılmalı, Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli, nüfus cüzdanlarından din hanesi silinmelidir.

?Gerçek demokratikleşme? bu olacaktır.

ETİKETLER: ,
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
  1. biri dedi ki:

    Din dersi zorunlu olmalı evet. Çünkü din diye bir kavram var. Ve ülkemizde bu kavramla sık sık karşılaşacak çocuk.
    En tahmin etmediği yerlerde en tahmin etmediği insanlar bile din kavramı üzerine rahatça konuşacak, atıp tutacak.
    Alık alık bakmasın, her söylenene inanmasın diue, bu kavram okulda yaşlarına uygun bir şekilde öğretilmeli.
    (Aslında her söylenene inanmamayı öğretmeli önce okullar. Ama işte o biraz ütopik. Söylediklerine kolayca nasıl inandıracaklar sonra bizi.)
    Filozofların, din adamlarının, bilim adamlarının, sanatçıların, sufilerin…vs. din kavramı hakkındaki görüşlerine yer verilerek din kavramı anlatılmalı.
    Daha sonrasında ailelerinin seçtikleri bir dini öğrenebilmeli okullarda çocuklar.
    Gerçi bir çocuğun öğreneceği dini ailesinin seçmesi ne kadar doğru tartışılır, ama devletin seçmesinden daha doğru olduğu bariz.
    Ve ahlak bilgisi diye ayrı bir dersin de zorunlu olması gerek. Dersin adının tam ne olduğu önemli değil, ama okulda çocuklar ahlakı öğrenmeli.
    Belki ahlak dersinin bir kitabı olmaz ama somut dönemdeki bir çocuğun anlayabileceği şekilde hazırlanmış materyaller, role playler olabilir.
    Şimdiye kadar din dersleri tıpkı müzik ve resim dersleri gibi genelde boş geçen, boş geçmediğinde de içinin boş olduğu
    ya da kolayca boşaltılabilen yüksek notlarla geçilen bir ders oldu.
    Sene sonunda sorsanız çocuklara: müzik dersiyle ilgili, bir kaç parçanın flütle çalınışı hatırlarda;
    resim dersiyle ilgili, içine resim kağıdı koydukları beyaz resim dosyaları evde;
    din dersiyle iligli, yarım yamalak ezberlenmiş bir sübhaneke dillerde.
    Eğer ”kaynatılmış” din dersleri ve beceriksiz din dersi öğretmenleri varsa;
    cinler,ruhlar ve şeytana dair sorulmuş merak dolu sorulara; ”onlar bir şey yapmaz” a benzer cümleler
    ve çocukların birbirlerine anlattıkları cinli, ruh çağırmalı hikayeler de hatılarına gelebilir.
    Zorunlu ders olmasına rağmen çocuklara ve bir zamanlar o sıralarda oturmuş ana-babalarına din pek anlatılamamış olacak ki;
    din deyince çocukların akıllarına ilk cin çarpması, ruh çağırma ile ilgili hikayeler geliyor sadece.
    Şimdi, ilköğretim 4. sınıfın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabına baktım da konu başlıklarında sizin bahsettiğiniz:
    ?Azrail iyidir, melekler iyidir, korkmayın size bişey yapmaz?,
    ?ilk insan Hazreti Adem?dir, topraktan yaratılmıştır?
    ?Evrim Teorisi yalandır?
    ?sakın ha! üçgenin içine göz çizmeyin, kötü ruhları çağırırsınız?
    gibi önermelerinin verileceği konulara rastlamadım.
    Özgürlüğü kısıtlanmış insanlar özgürlüğe dair tutum takınırken biraz gerçeklerin dışına çıkabiliyorlar.
    Ne mutlu ki, özgürlükle ilgili bir tutum takınabilme özgürlüğünü kendilerine veriyorlar.
    Aksi takdirde, tıpkı bir zamanlar kılık kıyafet özgürlüğü elinden alınan insanların büyük bir kısmının yaptığı gibi; kendilerini tutsak sanıyorlar.
    İnsanın kendini tutsak sanmaması özgürlüğe atılmış bir adım bence. Özgürlüğünüze sevgi duyuyor, yazdıklarınıza yer yer katılıyorum.
    Bir şeyi değiştirmek için ölümüne karşısında durmak pek mümkün bir yöntem değil. İki şeyi çarpıştırmak birini kazanan diğerini canı yanan yapar.
    Değişim; ortak yanlardan tutup, karşıdakinin yanında yürüyerek başlar. Yan yana olmak can acıtmaz. Gidilecek yol beraber bulunur.

  2. Serdar Anlağan dedi ki:

    Kaybolmuş birine yazar gibi bu “kentsoylu” sözcüğü burjuva’nın içini doldurmuyor, sizce de öyle diil mi? Burjuva deyince hatıra hemen Fransız İhtilali gelmesin, Türkçe ağıza da güzel oturuyor doldura doldura bur-ju-va ve bugünlerde höst-modern burjuvanın derisini yüzüyor “Kahraman Kuşak” mizahla, DİRENİŞ, zulme karşı başkaldırı, “gülmece?yle yeniden dolduruyor içi boşalan kavramları.

    Burjuva, burjuva. EMEK deyince sinirleniyor, DEVRİM deyince zıplıyor. Ödü kopuyor. Devrimi, savaşla, aynı şey sanıyor. Yeni bir toplumculuk kuruldu, insanın insanı sömürmeden, insanın insanla dayanışmasıyla, doğayla uyum içinde, BARIŞ ve AŞKla yaşaması üzerine.

    Etiketleme hemen. Ezilmiş “X KUŞAĞI”nın bireyleri, göçebeler, onlar ki hep çocuk kalmak isterler; ezildikleri, hızlandırıldıkları, yalnızlaştırıldıkları döngüde, insani içgüdüleriyle sağ kalma savaşı verdiler hep. Çocuklarını da savaşa hazır yetiştirmek istiyorlar, saklanmaya, her koşulda yaşamını sürdürmeye hazır. Devrimden korkuyorlar. Bu yüzden râzılar “şeytandan bahseden din adamının” devlet memuru olmasına. “Wishful thinking” yapıyorlar. Böyle iyiler! Ama çocuklar değiller! Bu çocukların hakkını yemek. Çocuklar bireydir, her birinin ayrı bir karakteri, öğrenme şekli ve süreci vardır. Bu iş, bu kabulle, çocukları izleyen, yetenekleri ve ilgi alanları doğrultusunda onları destekleyen, “öğretmen değil, rehber” anlayışı ile başlar. Alternatif eğitim deniyor. Bodrum’da böyle bir anlayışla yeni açılan bir ilkokul ve eskiden beri gelen bir ana-okulu var. İnsanlar dayanışma ile başardılar bunu. Yine alternatif denen, çocukları birey olarak kabullenen ve öğrencilerin uzun yıllar aynı öğretmenleriyle ve okul arkadaşlarıyla sevgi ve saygı ile, kardeşçe “spiritüel” bir bağ kurarak, içlerindeki büyük hazineyi aydınlatan “sanatçılar” olarak yetiştirilebileceğini savunan “sektaryan” özel okullar da açılmalı da asıl böyle çocukların “non-sektaryan” okullarda yetişeceğini düşünüyorum.

    Devletin okulları, “non-sektaryan” olmalı. Tersi eşitlik ilkesine aykırıdır.

    Zorunlu din eğitimi, sömürüdür.

    DEVRİM SAVAŞ ANLAMINA GELMEZ. Devir döngüdür. Devrim, bir ülküdür,ilgü?den ok diyen de var, üleşmekten paylaşmak diyen de var ülkü sözcüğünün etimolojik analizlerinde. Ezilenlerin yönetime gelince ezenleri ezmeyeceği, ezen-ezilen kalmayacağı bir düzen kurmaktır bu amaç. Gerçekler? Gerçekleri ezilenler söyler. Devrim önce zihinlerdedir, sonra toplumsal olarak sorumluluğundur, burjuva kendi çocuğunu kurtarmak için mücadele eder, devrimci bütün dünyanın çocuklarını kurtarmak için uğraşır.

    DİRENİŞ?te çocuklar(19 yaşında) canlarını, güzel yüzlerini, gözlerini kaybederken o işkenceye eğlence olsun diye mi giriyorlar?

    Son zamanlarda insanın zihinsel evriminin anlık olduğunu düşünmeye başladım. DİKKAT! Devrim olabilir.

    Özgürlük?
    Özgürlük, üzerimizde parlayan güneştir!

    Yol?
    Tek yol devrim!

    Biz?
    ?Biz, ayrı dünyaların insanıyız?

  3. Peter pan dedi ki:

    4,5 yaşında İnternette gezindiğime bakmayın. Hayatımın ilk bir buçuk-iki yılında hiç ekran görmedim. Bunun yerine 10 günlükten itibaren ömrümün bir kısmı uzuuuuuuuun Istanbul gezileri, tarihi yarımadada her taşa oturup her yaprağı ve çeri çöpü ağzımla tanımak, Yaya?mdan Rumca ve Ermenice ninniler, masallar ve onun çocukluğundaki Bakırköyü dinlemek, sonrasında annemin benim için Istanbul sevdasından vazgeçerek taşraya taşınmasıyla keçilerin arkasından koşup boklarını sıcak sıcak ceplerime doldurmak, balkonumuzda annemle yan yana uzanıp yıldızlara isim vermek, iskelede oturup denize taş atmak gibi önemli işlerle geçti?

    Bu sırada bir sürü farklı gelişim gösteren abim ve ablam oldu annemin işi (ve işiyle özel yaşamını pek ayırdedememesi ) (ne demekse!) nedeniyle? Hepsini çok sevdim, bazılarını daha çok sevdim? Onların olduğu gibi iken mutlu olduklarının farkındaydım ve birlikte gülmekten, espri yapmaktan hiç gocunmadım.

    Eğitim hayatım mı? Tam bir fiyasko!!! Aslında doğduğum günden itibaren bir öğrenme uzmanıyım ben. O kadar çok anım, o kadar çok öğrenme yaşantım, o kadar çok düşüm var ki? ?DUR! Sen öğrenmeyi bilmiyorsun, şimdi ben sana öğreteceğim? diyen hiç kimseye kulak asmadım bu yüzden? Tabii bu zavallı anneme küçücük bir taşra kasabasındaki bütün kreş ve anaokulu ve anasınıflarını koltuğunun altında ?aykırı? çocuğu ile gezdirdi? hiç de içine sinmediği halde benim gitmek istediğimi düşünerek bu işkenceye katlandığını anladığımda 3 yaşındaydım. Yüzünü ellerimin arasına aldım ve O?na dedim ki; ?artık kendini yorma! Ben zamanı gelince doğrudan üniversiteye gideceğim!? Çok ağladığını ve bana ne kadar çaresiz, ne kadar yalnız hissettiğini anlattığını hatırlıyorum? Elbette kötü deneyimler ikimiz için de devam etti ve sonunda annem beni okuldan ve eğitim sisteminden kaçırmaya karar verdi. Ta ki?

    Bu uzuuuuuun hayat hikayemden küçücük kesitleri neden anlattığıma gelince? Ben 7 yaşında bir bireyim. Sevdiklerim ve sevmediklerim benim seçimlerim. Ebeveynlerimden tek bir beklentim var: beni her türlü saçma sapan bilgi bombardımanından, inanç kirliliğinden, istemediğim halde bulunmak zorunda kalacağım yapay ortamlardan, nedeni açıklanmayan yasaklardan korumaları. Ben kendi halimde ve kendi hızımla herşeyi öğrenebilirim, büyüklerin büyüttüğü gibi bir şey değil öğrenmek. Hiç alçak gönüllü olmayacağım; bütün arkadaşlarım ve ben birer öğrenme uzmanıyız. Eğitimin ?eğmek? ve ?itmek? ten ibaret olmadığını bilen ehiller etrafımızda bulunursa ne ala?

    Ben bir öğrenme uzmanıyım. Okumayı okumaktan çocuk gibi zevk alan annemden (o farketmeden) toplamayı ve çıkarmayı cebime doldurduğum sıcak keçi boklarından, ?acıtmayan aşı? düşünü Dr. Che?den, dostluğu kulübelerinde birlikte uyuduğum dokuz kangal yavrusundan, nazardan korunmayı üzerime her sabah alt komşumuz Yayam tarafından üfürülen isus kristuslardan ve öğleden sonra sokakta durduranların maşallahlarından, birlikte üretmeyi zihinsel engelli ablalarımda ve abilerimden, ağaçların, denizin, bulutların ve hayvan kardeşlerimin dilini doğa annemden öğrendim.

    Tartıştığınız konuyla uzaktan yakından ilgim var mı sizce? Din mi, o da nedir? Şu küçücük hikayeden bile anlamış olmalısınız ki ben sadece ?ben?im ve çok mutluyum. Bunun annemin feryat figan kavgaları sonucu kafakağıdımda din hanemin boş bırakılmasıyla da bir ilgisi yok. O kendince beni korumaya çalıştı; ama bilmiyor ki ben kendi yöntemlerimle kendimi korurum. Annelik işte? Hiçbir felsefi tartışmanıza karışamam (o kitaplar kitaplığın üst rafında? ) Ama büyüklerin felsefi tartışmalarına özne olamayacak kadar 7 yaşındayım. Ve üç yıl sonra da felsefi tartışmalara özne olamayacak kadar 10 yaşında olacağım.

    Biliyor musunuz denize daldığınızda aslında anne rahminde gibi hissedersiniz ve oradaki herkes sizin kardeşinizdir, hatta ikizinizdir?

    Biliyor musunuz bir ağacı kucakladığınızda kalbi kalbinizde atar.

    Biliyor musunuz; bir kangal köpeğinin 9 yavrusuna rağmen sizin için ayırdığı bir memesi illaki vardır?

    Biliyor musunuz bir çocuk bissürü, bissürü şeyi ve kişiyi sever ve onların dini yoktur!

    Din mi? O da ne?

    Sevgiler?

  4. Peter pan dedi ki:

    7 yaşındayım. Okumayı annemin mizah dergilerinden, eski tenten ve asterikslerinden 4,5 yaşında söktüm. Elbette o zamanlar yaptığım şeyin ‘okumak’ olduğunu bilmiyordum ama internette james browndan sex machine’i, dick dale’den miserlouyu, sevdiğim o klipteki comandante che guavera’yı, candan erçetinden zeytinyağlıyı, dario’dan deniz ve mehtabı daha kolay bulabiliyor olmanın hayatımın yepyeni, bağımsız ve ışıklı bir yoluna girdiğimin göstergesi olduğunu farketmiştim. Artık istediğim her bilgiye ‘bakabiliyor’ ve baktığım şeyin ne olduğunu anlayabiliyordum.

    4,5 yaşında İnternette gezindiğime bakmayın. Hayatımın ilk bir buçuk-iki yılında hiç ekran görmedim. Bunun yerine 10 günlükten itibaren ömrümün bir kısmı uzuuuuuuuun Istanbul gezileri, tarihi yarımadada her taşa oturup her yaprağı ve çeri çöpü ağzımla tanımak, Yaya?mdan Rumca ve Ermenice ninniler, masallar ve onun çocukluğundaki Bakırköyü dinlemek, sonrasında annemin benim için Istanbul sevdasından vazgeçerek taşraya taşınmasıyla keçilerin arkasından koşup boklarını sıcak sıcak ceplerime doldurmak, balkonumuzda annemle yan yana uzanıp yıldızlara isim vermek, iskelede oturup denize taş atmak gibi önemli işlerle geçti?
    Bu sırada bir sürü zihinsel engelli abim ve ablam oldu annemin işi (ve işiyle özel yaşamını pek ayırdedememesi ) (ne demekse!) nedeniyle? Hepsini çok sevdim, bazılarını daha çok sevdim? Onların olduğu gibi iken mutlu olduklarının farkındaydım ve birlikte gülmekten, espri yapmaktan hiç gocunmadım.
    Eğitim hayatım mı? Tam bir fiyasko!!! Aslında doğduğum günden itibaren bir öğrenme uzmanıyım ben. O kadar çok anım, o kadar çok öğrenme yaşantım, o kadar çok düşüm var ki? ?DUR! Sen öğrenmeyi bilmiyorsun, şimdi ben sana öğreteceğim? diyen hiç kimseye kulak asmadım bu yüzden? Tabii bu zavallı anneme küçücük bir taşra kasabasındaki bütün kreş ve anaokulu ve anasınıflarını koltuğunun altında ?aykırı? çocuğu ile gezdirdi? hiç de içine sinmediği halde benim gitmek istediğimi düşünerek bu işkenceye katlandığını anladığımda 3 yaşındaydım. Yüzünü ellerimin arasına aldım ve O?na dedim ki; ?artık kendini yorma! Ben zamanı gelince doğrudan üniversiteye gideceğim!? Çok ağladığını ve bana ne kadar çaresiz, ne kadar yalnız hissettiğini anlattığını hatırlıyorum? Elbette kötü deneyimler ikimiz için de devam etti ve sonunda annem beni okuldan ve eğitim sisteminden kaçırmaya karar verdi. Ta ki?
    Bu uzuuuuuun hayat hikayemden küçücük kesitleri neden anlattığıma gelince? Ben 7 yaşında bir bireyim. Sevdiklerim ve sevmediklerim benim seçimlerim. Ebeveynlerimden tek bir beklentim var: beni her türlü saçma sapan bilgi bombardımanından, inanç kirliliğinden, istemediğim halde bulunmak zorunda kalacağım yapay ortamlardan, nedeni açıklanmayan yasaklardan korumaları. Ben kendi halimde ve kendi hızımla herşeyi öğrenebilirim, büyüklerin büyüttüğü gibi bir şey değil öğrenmek. Hiç alçak gönüllü olmayacağım; bütün arkadaşlarım ve ben birer öğrenme uzmanıyız. Eğitimin ?eğmek? ve ?itmek? ten ibaret olmadığını bilen ehiller etrafımızda bulunursa ne ala?
    Ben bir öğrenme uzmanıyım. Okumayı okumaktan çocuk gibi zevk alan annemden (o farketmeden) toplamayı ve çıkarmayı cebime doldurduğum sıcak keçi boklarından, ?acıtmayan aşı? düşünü Dr. Che?den, dostluğu kulübelerinde birlikte uyuduğum dokuz kangal yavrusundan, nazardan korunmayı üzerime her sabah alt komşumuz Yayam tarafından üfürülen isus kristuslardan ve öğleden sonra sokakta durduranların maşallahlarından, birlikte üretmeyi zihinsel engelli ablalarımda ve abilerimden, ağaçların, denizin, bulutların ve hayvan kardeşlerimin dilini doğa annemden öğrendim.
    Tartıştığınız konuyla uzaktan yakından ilgim var mı sizce? Din mi, o da nedir? Şu küçücük hikayeden bile anlamış olmalısınız ki ben sadece ?ben?im ve çok mutluyum. Bunun annemin feryat figan kavgaları sonucu kafakağıdımda din hanemin boş bırakılmasıyla da bir ilgisi yok. O kendince beni korumaya çalıştı; ama bilmiyor ki ben kendi yöntemlerimle kendimi korurum. Annelik işte? Hiçbir felsefi tartışmanıza karışamam (o kitaplar kitaplığın üst rafında? ) Ama büyüklerin felsefi tartışmalarına özne olamayacak kadar 7 yaşındayım. Ve üç yıl sonra da felsefi tartışmalara özne olamayacak kadar 10 yaşında olacağım.
    Biliyor musunuz denize daldığınızda aslında anne rahminde gibi hissedersiniz ve oradaki herkes sizin kardeşinizdir, hatta ikizinizdir?
    Biliyor musunuz bir ağacı kucakladığınızda kalbi kalbinizde atar.
    Biliyor musunuz; bir kangal köpeğinin 9 yavrusuna rağmen sizin için ayırdığı bir memesi illaki vardır?
    Biliyor musunuz bir çocuk bissürü, bissürü şeyi ve kişiyi sever ve onların dini yoktur!
    Din mi? O da ne?
    Sevgiler?