Varlığımın Farkındayım, Ya Kimliğimin?

Dr. Metin Aycıl
Dr. Metin Aycıl
  • 18.01.2019
  • 659 kez okundu

 

Uyuduğunu fark eden insan

Uyanmaya başlamış demektir.

  1. D. OUSPENSKY (1878 – 1947)

 

Geçen yazımda da sözünü ettiğim gibi, bu aralar, uzun yıllar önce okuduğum kitaplardan esinlenerek günümüzdeki bazı gelişmeleri görmeye ve değerlendirmeye çalışıyorum.

Bu konuda da kendimi sorguluyorum: “Malzemen kalmadı, kendini üretemiyorsun ve yenileyemiyorsun, onun için mi bohçanı açıyorsun?” Aslında soru soruyorsam, cevabının da o soruda gizli olduğunu düşünürüm. Samimiyetle ifade etmem gerekirse, belirttiğim gibi düşünmüyor değilim. Nedenini bilmiyorum, üzerinde de fazla durmak istemiyorum; ancak zaman böyle bir zaman, onu da yaşıyorum. Hayatı fazla kurcalamak ve kavga etmek yerine, mevcut durumu kabullenmek galiba en sağlıklısı.

Neyse, şimdi konumuza gelelim. Geçtiğimiz günlerde, yine Varlık Yayınları tarafından yayınlanmış, Albert Camus’ya ait “Uyumsuz Yaşama” kitabını karıştırıyordum; üzerinde aldığım notlara ve altını çizdiğim satırları okudum tekrar. İlginç bir yolculuk oldu benim için.

Kitabın bendeki baskısı Aralık 1974 tarihini taşıyor. Bu kitabı alıp okuduğumda yirmi yaşındaymışım. Hatıralarım canlandı, tekrar elime alıp sayfaları çevirdiğimde. İlk okumaya başladığımda sıkılmıştım, itmişti kitap beni; konusu değildi iten, kullanılan dildi. Bu yüzden geç bitirebilmiştim kitabı. Bahsettiğim dönemde, dilimizi yabancı kökenli kelimelerden (yerleşik Osmanlıca kelimeler dâhil) arındırıp, yerlerine öz Türkçe kelimeleri kullanmak âdeta moda olmuş ve sanki aydın olmanın bir göstergesi olarak kabul görmeye ya da gösterilmeye başlanmıştı. Neyse ki bu uzun sürmedi; ancak o dönemden günümüze kalmış ve toplum tarafından kabul görerek dilimize yerleşmiş güzel kelimeler de mevcut.

Aldığım notlardan biri de yazımın başlığını taşıyor. Albert Camus’nun bir paragraftaki yazısından bu anlamı çıkartmışım. Evet, ‘Var Olmak’ biyolojik bir konu; yani yaratılmış ve fiziksel olarak varız. Bu bir gerçek; istesek de istemesek de. Ancak bir insan için fiziksel olarak var olmak, kimlik olmaya yetmiyor tabii ki, aksi takdirde koyun sürüsündeki herhangi bir koyundan ayırt edilemeyiz. Oysa her insan bir dünyadır ve eşsizdir; o halde bu söylemin ışığında yol almak gerekmez mi? İnsan olmanın belirleyici özelliği de bu değil midir; sıradan ve sürüden olmamak?

Ben yine zamanda yolculuğuma devam edeyim. Bu sefer on, on beş yıl öncesinde bir soluk alacağım. Bir işim nedeniyle İstanbul’un biraz dışında bir yerdeydim. İşim bitti, karnım da acıkmıştı; yakındaki bir alışveriş merkezinin yemek katına çıkıp bir şeyler alıp oturdum. Yakın masamda da genç bir çift oturuyordu. Genç adam yüksek sesle ve duyulmasını istercesine, alaylı bir tavırla konuştuğu için dikkatimi çekti. Yanındaki kız arkadaşına ‘hava attığını’ anladım.

Konu Darwin idi. Genç adam; “Ya Darwin de son zamanlarda iyice saçmalıyor” diye Darwin’i eleştirmeye başladı. O dönemde, malum olduğu üzere bir Darwin karşıtlığı başlatılmıştı. Sonra Dünya’nın şekli de bundan nasibini almıştı.

Bu özgüvene hayran kaldım. Bir an kalkıp yanına gitmek ve şunu söylemek istedim: “Akşam buranın salonunda Darwin’in söyleşisi var, istersen gidip değerli görüşlerini kendisiyle de paylaş, eminim ki çok mutlu olur.” Bu düşüncede kaldı tabii ki.

Albert Camus’nun Uyumsuz Yaşama kitabının söz konusu bölümlerini okurken, alışveriş merkezindeki o manzara canlandı gözlerimin önünde. Bu yazımda bir örnek veya sembol ya da bir metafor olarak kullandığım bu genç adamın varlığının hepimiz farkındaydık, kimliğini de fark ettirmişti bize; hem de yüksek sesle. Ne diyor Emerson:

Kim olduğun o kadar bağırıyor ki, sesini duyamıyorum.”

Çok ve boş konuşmak arasında doğrudan bir ilişki olduğuna inanıyorum ve diyorum ki:

Konuşma alışkanlığı güçlendikçe, düşünme alışkanlığı olmadan yaşamaya alışılıyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ