Benim Polisim… ‘’Olur Böyle Vakalar, Türk Polisi Yakalar’’ / Yılmaz Bozkurt Yazıları

Bodrum Gündem
Bodrum Gündem
  • 11.04.2020
  • 918 kez okundu

Köyde doğup büyüdüğüm için polisi ilk olarak 1960’lı yılların ortalarında haftada bir köye gelen(Bodrum Mazı köyü) seyyar sinemadaki Türk filmlerinde görmüştüm. Genellikle filmlerin sonunda polis arabaları siren çalarak gelir ve kötü adamları yakalardı. Bu durum Türk polisinden kaçılmaz anlamına gelen ‘’ Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar ‘’ tekerlemesinin çıkmasına neden olmuştu.

Bu yüzden içimde polise ve polislere karşı bir sempati belirmişti.1960’ların sonlarında babam rahmetli ile birlikte gittiğim Milas’ta kaybolmuştum. Kısa süren aramadan sonra bizim köyün cipinin park ettiği yere ulaştım.

Babam rahmetli bana çok kızmıştı. ’’Ya kaybolsaydın ne olurdu? ‘’ Diye bana çıkışınca ben de ‘’Hemen polisin yanına gider ,ben kayboldum ‘’ diye söylerdim deyince yumuşamıştı. Bu da filmlerdeki mesajın yerine ulaştığının göstergesiydi.

Aynı şekilde İlkokul beşinci sınıfta öğretmenimiz bize piyes için gerekli birkaç materyalin değişik kişilerden sağlanması görevini vermişti. Ben arkadaşlarımdan çok daha fazla materyal getirince öğretmenimiz bana ‘’Sen gizli polis olabilirsin ‘’ demişti.

Köyümüzden orta okul mezunu bir ağabeyimizin Polis olması, sonrasında yeşil üniformalarla köye gelmesi, komşu köyden de polis olan ağabeyimizin düğünlerde havaya silah sıkması polisi ve polisliği gözümde oldukça havalı bir hale getirmişti.

“Fruko ‘’ Diye Anılan 1970’lerin Toplum Polisleri “

1970 ‘li yılların başında toplumsal olayların artmasıyla birlikte yeşil üniformaları ve beyaz kasklarından dolayı o dönemin meşhur Fruko gazozunun yeşil beyaz şişesine benzetilerek ‘’Fruko ‘’ diye adlandırılan toplum polisleri görev yapmaya başlamıştı.

‘’Karakolda doğru söyler mahkeme de şaşar’’ ifadesi 1960’lı ve sonrası yıllarda ‘’Karakol’’un halk nezdinde düşüncesini ortaya koyar. Özellikle 12 Mart ara rejimi döneminde Ziverbey Köşkü gibi bazı sorgu ! merkezlerinde uygulanan yöntemler o dönem ve sonrasında basında oldukça yer almıştı.

48 Yıl önce 8 Nisan 1972 Cumartesi günü, ertesi günü yapılacak İlkokul Sonu parasız yatılı Sınavı için Muğla’ya ilk gelişimde Atatürk heykelinin önünde bulunan Otelcilik Meslek Lisesinin önündeki pankartta ‘’Polis teşkilatımızın kuruluşunun 127.Yıl dönümü kutlu olsun’’ yazmaktaydı.

Bodrum’un Efsane Komiseri Mustafa Yeşilova…

Lisedeyken Bodrum’un efsane emniyet müdürü, aynı zamanda da yazar olan Mustafa Yeşilova büyük beyaz fötr şapkasıyla Amerikan kovboy filmlerindeki şerifleri andırırdı. Bütün Bodrumluların çok sevdiği Komiser Mustafa Yeşilova’nın oğlu Cem bizim yakın arkadaşımızdı ve babasından dolayı lakabı ‘’Komiser’’ di.

Mustafa Yeşilova‘nın yazmış olduğu ‘’Kopo‘’ adlı roman 1975 yılında Milliyet Yılın Romanı ödülünü almıştı. Lise yıllarımda bu romanı okumuş ve Dersim Olaylarını ilk kez o romandan okuyup öğrenmiştim.

1970’li yılların siyasi çalkantılı dönemlerinde polisler ‘’Polder’’ ve ‘’Polbir ‘’ olmak üzere iki bölüme ayrılmıştı. Bu da toplumsal olaylarda suçluların yakalanıp ortaya çıkarılmasını güçleştirmekteydi.

O dönem de bizlerinde sohbet ettiği polis ağabeylerimiz vardı. Onlar bizlere örgütlerinin çıkardığı dergileri verirlerdi.Bizlerde arkadaşlarımıza okumaları için verirdik.

12 Eylül Öncesi dönemde Bodrum’da cinayet ile ilgili olarak karakolda misafir edilmemiz dışında polisle ve polis karakoluyla işim olmadı. Olay da ; adli bir vakaya bizim olaydan önce tanıklık etmemize dayanmaktaydı.

Üniversite öğrencisi olduğum 12 Eylül döneminde Ankara’da okuduğum dönemde tıpkı lisede olduğu gibi babası polis ya da komiser olan arkadaşlarım olmuştu. Aynı şekilde Bodrum Lisesi’nde birlikte okuduğum arkadaşların da bir kısmı Polislik mesleğini seçmişti.

Polisle ilk tartışmam 1985’te Bodrum Kalesi’ndeki hayranı olduğum Barış Manço konseri sırasında olmuştu. Bilet kalmadığı için kapıdaki görevli polis içeriye almak istememişti. Israrlı direnişim sayesinde içeriye girip konseri izleyebilmiştim.

Öğretmenliğe başladım ilk yılda Kahramanmaraş Öğretmenevinde polis arkadaşımızla birlikte kalmıştık. Tuzla Piyade Okulu’ndaki yedek Subay eğitimimiz sırasında benim mangaya dört adet komiser muavini düşmüştü. Sonrasında bu arkadaşlarla kaynaşıp çok samimi olmuştuk. Bir tanesi Muğla’da görev yaptığından onula daha samimiydim.

Öğretmenliğim esnasında çok sayıda polis çocuğu okuttum. İçlerinde İl Emniyet Müdürü, İl Emniyet Müdür yardımcısı, İstihbarat şube müdürü, İlçe Emniyet müdürü olmak üzere çok sayıda polis dostum oldu. Sonrasında çok sayıda öğrencim bu zorlu mesleği tercih edip üst düzey görevler, terörle mücadele, v.b. çeşitli alanlarda görev almaya başladılar.

Bu dönemde öğrencilerim içinde özellikle polis çocuklarına daha yakın ilgi gösterirdim. Bunda belki de görevi gereği ‘’Polis çocuğunu ancak uykuda sever ‘’ söylemi etkili olmuş olabilir.

Polise karşı negatif duygum sadece 12 Eylül’ün işkenceci polis müdürlerine yönelik olmuştur.

1990’lardan itibaren terörle mücadelede, Polis Özel Harekât adı altında polisin de ön safha da yer alması polisimizin değerini daha da arttırmıştır.

FETÖ Belasının Emniyet Teşkilatına Sızması…

Bunda en büyük günah dönemin siyasi iktidarlarınındır. Polis okul ve akademilerinin Fetö’ün çiftliği haline gelmesini 2010’da Hanefi Avcı’nın ‘’Haliç’te Yaşayan Simonlar ‘’ adlı kitabından öğrenmiştik. Sonrasında Ahmet Şık’ın daha basılmadan toplatılan kitabı ‘’Dokunan Yanar’’ın pdf formatını okumuştum. Yine son olarak Sabri Uzun’un ‘’ İn ‘’ adlı kitabında da kirli yüzleri sergileniyordu.

15 Temmuz Askeri Darbe Girişimi’nin ardından Fetö ile ilintili görülen çok sayıda emniyet mensubu meslekten ihraç edilip tutuklandı.

Sonuç olarak polis çocuğu uyurken evinden ayrılır, geldiğinde çocuğu uyumuştur. Çocuğunu uykusunda sever. Polis, devlet erkanı büyükler gelecek diye saatlerce güzergâhlarda ağaç edilir. Doğru dürüst kumanyası dağıtılmaz. Toplumsal olaylarda halkın üzerine sürülür. Camilerde ayakkabı bekçiliği yaptırılır.

Polis her türlü itin, kopuğun, hırsızın, arsızın, ipsizin, katilin, teröristin önünde namlunun ucunda kelle koltukta gezer. Polis diye kiralık ev verilmez. Polis diye kız verilmez. Maçlarda stadyum çevrelerinde fanatik taraftarların arasında kalıp taş yer. Maaşları ve özlük hakları konusunda sürekli oyalanırlar.

Polis teşkilatının kuruluşunun 175.yıl dönümünde evimizin, canımızın, malımızın ve namusumuzun koruyucuları olup ,başımız sıkıştığında ‘’İmdat Polis ‘’ diye bağırdığımız. Başta polis öğrencilerim ve dostlarım olmak üzere, bütün emniyet camiasının Polis Haftasını ve Günü’nü kutluyorum.

Şehit polislerimize Allah’tan rahmet, gazi polislerimize de acil şifalar diliyorum. Terörle mücadelede dağlarda yatıp kalkan polislerimize de başarılar diliyorum.

Allah yardımcıları olsun.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ