Türkiye’de Siyaset Ve Savrulmanın Yönü – Cevat Öneş Bodrum Gündem yazıları…

Cevat Öneş
Cevat Öneş
  • 28.10.2020
  • 4.252 kez okundu

Cumhuriyet’imizin, Bağımsızlık ve Kurtuluşun, 97 nci yıl dönümünü kutluyoruz. Milli Bayramlarımıza getirilmek istenilen yasaklar ve kısıtlamalara rağmen, ortaya çıkabilen münferit sapkın düşünce ve tepkiler dışında, milletimizin vicdanının ve coşkusunun verdiği Türkiye fotoğrafı gurur vericidir.

Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma ve çöküş sebepleri değerlendirildiğinde, Cumhuriyet’in “Kurtuluş, Kuruluş, Gelişim” süreçlerinin temel parametrelerinin ve hedeflerinin hayati önemini, 18 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı ile Cumhur İttifakı döneminin zihniyet ve uygulamalarının ortaya çıkardığı sorunların ağırlığı, açıklıkla göstermektedir. İçerisinde bulunduğumuz Türkiye şartlarında, sorunlarımızın her geçen gün ağırlaşmakta olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız.

Siyasi, ekonomik, sosyal, sağlık, güvenlik, dış ilişkiler, stratejik, psikolojik gibi devletin-toplumun tüm hayati unsurlarında, imkân ve kabiliyetlerinde, zafiyet yaratıcı gelişmeler, ülke potansiyelini küçültmekte ve muhtemel “BEK” tedirginliği tartışmalarına da sebep olabilmektedir.

Bu sebeple, olayların ulusal, bölgesel, küresel gelişmeler bütünlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi zorunludur. Somut rakamlar ve istatistiki bilgileri, uzmanlık alanlarına işaret ederek, önemli görülen bazı Türkiye gerçekleri üzerinde değerlendirmelerde bulunulması, Türkiye siyasetinde görülen savrulmaların yönünün tespiti bakımından yararlı olabilecektir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü…

Tarihimizin önemli bir parçası olan Osmanlı, Dünya’nın bilim, sanat, teknolojik gelişmelerini takip edememiştir. Siyasi, ekonomik, askeri çöküş şartları süreklilik kazanmıştır. Din*mezhep, etnik farklılıklar, milliyetler ayrışmalarının önlenemeyişi, parçalanmayı getirmiştir.

Hanedanı’n kurtuluşunu yabancı (emperyalist) güçler bağlantılarında arayışı, dağılma sürecini ortaya çıkarmıştır. AKP iktidarlarının bayraklaştırmak istediği Abdülhamit döneminde, en çok toprak kaybı verilirken, vatanını İngiliz savaş muhribinde terk eden ve Kurtuluş için Anadolu’ya geçen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün idam fermanını veren Vahdettin için yapılan güzellemeler, devamlılığını koruya gelen siyasi çizginin niteliğini de açıklar mahiyettedir.

Kurtuluş, Kuruluş, Cumhuriyet…

Kurtuluş savaşı, Hanedanla birlikte çöken İmparatorluğun külleri üzerinde, yeniden doğuşun, 20. Yüz Yılın mucizevi direnişidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşlarının, savaş süreçlerinde de, güç ve yetkilerini toplumsal iradeye (Millet Meclisi) dayandırmaları, yeniden inşanın temeli olarak seçilen çağdaşlaşma ve demokratikleşme (muasır medeniyet) hedeflerinin önemini göstermektedir.

Kurtuluş mücadelesinin: ulusal devlet, din-mezhep, etnik-kültürel farklılıklar kaynaştıran-eşitleyen laik devlet, sosyal-halkçı-devrimci-anti-emperyalist zihniyet ve siyasetleriyle şekillendirilmek istenmesi önemlidir. Keza kuruluş süreçleri, Kapitalizm- Sosyalizm-Faşizm sistemleri karşısında, demokratikleşmeye insani nitelikler de kazandırılarak günümüzde geçerliliği daha güçlü anlaşılmakta olan Nitelikli Demokratikleşme diyebileceğimiz bir 3. yol seçimi, mazlum ülkeler için de, örnek alınan bir model olmuştur.

Kuruluşun evrensel ilkeler ve ekonomi-politiğin çerçevesi, Covit-19 Pandemi süreciyle de genişleyen tartışmalar içerisinde. Türkiye’nin yeniden çıkış yolu olarak da önemini artırmaktadır. Ancak siyaset üretiminde zamanın şartları, konjonktürel gelişmelerin etkileriyle ortaya çıkan savrulmalarla, Cumhuriyet’in nitelikli demokratikleşmelerle taçlandırılamayışını, temel ülke sorunlarımızın çözümsüzlüklerinin sebebi olarak gösterebiliriz.

1950 Milletvekili seçimleri çok partili demokratikleşme süreci bakımından önemlidir. Fakat Demokrat Parti’nin (DP) feodal, toprak ağalığı, köylülüğe dayanan gücü ile NATO sistemi içerisinde gelişen, emperyalizme bağımlı, karakol ülke olma gerçekliğinin yarattığı sosyo-politik, sosyo- ekonomik yapı, günümüze kadar uzanan siyasal savrulmaların temel eksenini oluşturmuştur.

Kuruluş sürecinde de var olan Cumhuriyet karşıtı, Karşı Devrim ekseninin, konjonktürel, göreceli değişikliklere rağmen, 2002 seçimleriyle AKP’de somut hale gelişi, temel sorunlarımıza derinlik ve devamlılık kazandırmıştır.

1950-1960, 1960-2002 süreçlerinde çoğunlukla iktidar olan sağ muhafazakâr-milliyetçi partilerin emperyalist güçlere bağımlı ekonomi politiğinin sonuçlarıyla, iç politikada Cumhuriyet-Demokrasi karşıtı güçlerin, Tarikat ve Cemaatlerin yollarını açmaları, Cumhuriyet’in ışıklı yol ve hedeflerinde, ciddi engeller, barikatlar oluşturmaktadır.

Sürekli eleştirilen, bürokratik, askeri, yargı vesayetlerinin gerçekliği karşısında, sivil iktidarların, demokratikleştirme zafiyetlerinin yarattığı sonuçlarla birlikte, meselenin değerlendirilmesi isabetli sonuçlar verebilecektir.

Cumhuriyet’i destekleyen demokrat, sol, sosyalist, ulusalcı her kesimden örgütlü yapıların ve aydınların, Karşı Devrim etkinliği karşısında, yeterli mücadeleyi verememiş olmalarının sebepleri üzerinde, yapıcı değerlendirmeler yapmaları ihtiyacı da, Türkiye siyasetlerinin öncelikli görevleri arasındadır.  Özellikle, ülke milli çıkarları yönünden öncelikli olan Türkiye Demokrasi İttifakı çalışmalarındaki başarı, yapılacak eleştiri ve özeleştiri sonuçlarıyla da doğrudan bağlantılıdır.

AKP İktidarı Dönemi…

1998 Küresel ekonomik krizi, ABD’nin 1. Körfez Savaşı ile Irak Harekâtı ve Başat Güç ABD’nin Küresel Güçler Dengesini şekillendirme arayışları içerisinde AKP’nin iktidar oluşu önemlidir. İç ve dış dinamiklerin yarattığı konjonktür, AKP’nin meşruiyetini güçlendirme çalışmalarına öncelik verdirmiştir.

Muhafazakâr iktidarın demokratikleşme görüntüsüyle iktidar oluşu ve öncelikle Avrupa Birliğinden (AB) aldığı desteğin yarattığı iklimle sağlanan siyasi-ekonomik istikrar, geçici olarak siyasi-sosyal-ekonomik yönleriyle olumlu vasatlar yaratabilmiştir.

AKP’nin askeri-bürokratik-yargı vesayetleriyle bağlantılı, örgütlü algı oluşturulması çerçevesinde başlatılan Ergenekon, Balyoz, Casusluk Davaları ve türevleriyle bağlantılı olarak Gülen Cemaati (FETÖ) ile olan işbirliği ve ortaklığının sonuçları, Cumhuriyet’in, Devlet kurumsal yapılarının, ülke potansiyelinde yarattığı zafiyetlerin ve meydana gelen çürümenin boyutlarının derinliğini ve genişliğini de sergilemiştir.

Gülen Cemaati ve benzerlerinin geçmişi de olan hikâyelerine rağmen, AKP iktidarları döneminde yaratabildikleri etkinliklerin sebepleri arasında, öncelik ve hayati olanın, doğrudan siyasi iktidar desteği ve himayesi olduğunu söyleyebiliriz.

Bu konuda, 15 Temmuz Meclis Darbe Araştırma Komisyonu Raporu’nun sonuçlandırılması önemini korumaktadır. Ayrıca Millet iradesinin yegâne tecelligâhı olan TBMM’nin, tarafsızlığı ve bağımsızlığının kazanılacağı bir iktidar değişiminde, yetkin üyelerden oluşan bir Komisyon’da, Milli Güvenlik Kurulu’nda yapılan sunumlar ve alınan kararlar üzerinde yapabilecekleri tespitler, Türkiye siyasetlerine ve Devlet yönetimi için önemli katkılar sağlayabilecek mahiyettedir.

Siyaset sadece iktidar olunabilme mücadelelerinin aracı değildir. Siyaset geniş anlamda; ülke, toplum, insan, canlı, doğa gibi yaşam varlıklarını koruma, güçlendirme, birlikte çözüm şartları yaratılabilmesi gibi çabalar bütünlüğüdür.

Silahlı Kuvvetleri, Güvenlik Teşkilatlarını, Devlet İstihbaratını, Yargı-Adalet sistemini bir Cemaate, terör örgütüne, Anayasa dışı oluşumlara teslim edebilen bir siyasetin niteliklerinin sorgulanması kaçınılmazdır. Ayrıca Anayasal yapıya, hukuki sisteme rağmen, kurumsal yapıların çökertilmesinde rol oynayan Devlet görevlilerinin sorgulanabilmeleri meselesi, yeterince ele alınmış ve tartışılmış da değildir.

İç politikadan dış politikaya kadar, yapısal sorunlar yaratan ve hala bağlantıları koparılamadığı görülen FETÖ ve benzeri yapıların, öncelikle dış bağlantılarının zamanında tespit edilemeyişi, siyasi ve kurumsal sorumlulukların devam ettiğini göstermektedir.

Cumhur İttifakı sürecinde de, sorunlar, sorumluluklar devam etmekte olup, iç ve dış tehditler varlıklarını koruyarak gelişme göstermektedir.

Anayasal sistemin fiilen işletilmemekte oluşu, yargı sisteminde tarafsızlık bağımsızlığın kaybedilmesiyle ortaya çıkan güven sorunu, Parti Devleti görüntüsünün güçlenmekte oluşu, evrensel değerlerden-barışçı politikalardan uzaklaşma eğilimi, ekonomi ve sağlıktan tüm yaşam şartlarını etkileyen meselelerde, negatif gelişmeler karşısındaki duyarsızlık, yakın uzun vadeli tehditleri de artırır mahiyettedir. Siyasi iktidarın koalisyon yapısı, zihniyeti ve çözüm pratikleri de, toplumsal bütünleşmeyi sağlayıcı, barış şartlarını oluşturabilecek niteliklere sahip gözükmemektedir.

Cumhuriyet’in kurucu değerleri ve ilkelerinden uzaklaşma ve karşıtlık bilinci ve evrensel değerleri sorgulayan beyanların, siyasi Devlet yetkililerince, üniversite, kurumsal yapılar ortamlarında, çekincesizce yapılmakta oluşu karşısında, Cumhuriyet-Demokrasi savunucularının, hak-hukuk-adalet-barış isteyenlerin, üreten ve emeğe değer verenlerin sorumlulukları artmaktadır.

Sonuç olarak; Türkiye ve Türk Milleti, Kurtuluş-Kuruluş mücadelesiyle kazandığı ilkeler ve evrensel değerler çerçevesinde birlikte, bütünlük içinde yaşam şartlarını oluşturma, insani demokrasiyi gerçekleştirebilme fırsatı ile karşı karşıyadır. Yeniden Kurtuluşun yolu, “TÜRKİYE DEMOKRASİ İTTİFAKI”nın gerçekleştirilebilmesinden geçmektedir. Muhalefet partilerine yönelik manipülasyonlar, muhtemel işbirliği ve ittifak çalışmalarının gelişimini engelleyici mahiyettedir.

PKK’nın silahlı mücadelesinin geçersizliğini, emperyalist güçlerle işbirliğini reddeden, TBMM’nin kararı ve denetiminde, demokrasi-hukukun üstünlüğünün şekillendirdiği ve özümsendiği Anayasal sistem içerisinde, çözüm şartlarının oluşturulmasına destek verebilecek Halkların Demokrasi Partisinin (HDP), ittifak içerisinde bütünlüğünü koruyarak yer alabilmesi, milliyetçi-muhafazakâr-demokrat güçlerin, öncelikli tarihi sorumluluklarındandır…

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ