enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Demirel’den Özal’a, Özal’dan, Ayvatoğlu’na Türkiye’nin Değişmeyen Gerçeği “Nüfuz Ticareti” – Yılmaz Bozkurt Bodrum Gündem yazıları

Lüks arabasında kokain çektiği sırada çekilen videosu ile bir anda Türkiye’nin gündemine oturan AKP Genel Merkez çalışanı Kürşat Ayvatoğlu’nun inanılmaz yükselişi Türkiye’nin bir gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu gerçek “nüfuz ticareti”ydi. Nüfuz ticareti maalesef Türk siyasetinin bir gerçeğidir. Yönetim gücünü elinde bulunduranların kendilerinin, yakınlarının ve çocuklarının siyasi nüfuz sayesinde zenginleşmeleri ne kadar etiktir, kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Biz bu ticaretle bugün tanışmadık. Demirel’den Özal’a, Özal’dan günümüze hep var olan bir ticarettir “nüfuz ticareti”. Kısaca makam ve mevki kullanılarak kendine ve yakınlarına haksız kazanç elde etmenin adıdır “nüfuz ticareti”.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dört yıl önce Ak Parti grup toplantısında dile getirdiği ”Babamın oğlu olsa bile kapıdan geri koyun” söylemi, o dönem, Türkiye’de 1960’lardan bu yana Türk siyasetinde etkin olan ”Nüfuz Ticareti” kavramı gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermişti.

Cumhurbaşkanı yakın çevresinden bazı kişilerin kendi adına ”Beyefendi böyle istiyor, Cumhurbaşkanımız böyle istiyor ” diye iş bitirmeleri, Cumhurbaşkanını gına getirmiş olacak ki o dönemde böyle bir söylemde bulunmuştu.

”Kendim İçin Bir Şey İstiyorsam Namerdim”

Demirel döneminde ilk nüfuz ticaret bir yolsuzlukla patlak vermişti. Bu yolsuzluk  ”Kendim için bir şey istiyorsam namerdim” diyen Süleyman Demirel’in Başbakanlığı döneminde yapılmıştır. Doğrudur Süleyman Demirel kendisi için bir şey istememiştir. Ama onun döneminde ”Demirel ” adı kullanılarak bütün sülale zenginleşmiştir.

Mobilya Diye Sunta Parçaları İhraç Edilerek! Devletten Alınan 25 Milyon TL Vergi İadesi.

Demirel’in Başbakanlığı dönemindeki ilk yolsuzluk Demirel ailesinden Başbakan Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel tarafından yapılmıştır. 5 Şubat 1976’da Yahya Demirel’in Kıbrıs’a ihraç ettiğini söylediği ceviz yatak odası mobilyalarının gerçekte sunta parçaları olduğu ortaya çıkmıştı. Bu şekilde hayali ihracatla Yahya Demirel devletten o zamanın parasıyla 25 milyon Türk Lirası haksız vergi iadesi alarak devleti dolandırmıştı.

1990’larda banka dolandırıcılığından yargılanan Yahya Demirel 2005’te tutuklanır.2012’de 17,5 yıl hapis cezasına çarptırılır ve aynı yıl 52 yaşında vefat eder.

”Anayasayı Bir Kerecik Delmekle Bir Şey Olmaz.”

Nüfuz ticaretinin yaygınlaştığı bir dönem de Özal dönemidir. Bunda ”Ben zengini severim ” diyen ve çoğunlukla tatillerini zengin iş adamlarının yatlarında geçiren Başbakan ( 1989-1993 Cumhurbaşkanı ) Turgut Özal’ın yaklaşımları etkili olmuştur.

1990’lara kadar yayın tekeli anayasa tarafından TRT’ye verilmişti. Buna göre başka bir özel kuruluşun radyo-televizyon yayın hakkı yoktu.

Nüfuz ticaretinin ne olduğunu bilen iyi bilen Cem Uzan o dönem Türkiye’nin en güçlü adamı olan Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlunu kendisine ”ortak” ederek 1990 Eylül’ünde Türkiye’nin ilk özel televizyonu olan Star TV’yi ( Star 1) Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen kurarak yayın hayatına başladı.

O dönem Özal’ın dile getirdiği ”Anayasayı bir kerecik delmekle bir şey olmaz ”söyleminden sonra anayasa delik deşik oldu. Bunu Show TV ve diğerleri izledi.4 Ekim 1992’de de Ahmet Özal Kanal 6’yı kurarak kendi başına yayın hayatına atıldı.

Türkiye’de Siyaset Zenginleşmek İçin Mi Yapılır?

Son dönemde Türkiye’de sık sık gündeme gelen siyasetçilerimizin mahdum (oğul) ve yakınları ile karar verici mercilere yakın olanların genç yaşta gelen zenginliklerin kaynağında da bu nüfuz ticareti yatmaktadır.

İş bitirici ve kurnaz iş adamları bir takım yerlere bağışlarda bulunarak, ya da ,”Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” mantığıyla kısa sürede iş bitirmek için siyasetçilerimizin adlarını kullanarak bürokrasideki engelleri hızlı bir şekilde aşmak için siyasetçilerimizin mahdumlarını ya da yakınlarını kendilerine açık ya da gizli ortak olarak almaktadırlar.

”Nüfuz ticareti “ sadece bunlarla sınırlı değildir. Karar verici mercilere yakın olan kişiler de iş bitirici, takipçi olarak büyük kazançlar elde etmektedirler. Maalesef bu durum sadece bu döneme özgü bir olaya değil her dönemde yaşanan bir gerçektir. Görünüşte her şey yasaldır ve de kitabına uygundur. Böylece siyaset ve siyasi ilişkiler ve bağlantılar sayesinde “ sınıf atlayan “ yeni bir kesim ortaya çıkmıştır.

Bu şekilde hızlı bir şekilde sınıf atlayan kesim içinde yer alanlar, acaba halktan biri olsalardı aynı seviyeye gelebilirler miydi? Zaman zaman “Bu ihaleye şu kişi girecek siz girmeyin” diye diğer firmalara yapılan üstü kapalı uyarılar ve bu şekilde elde edilen ihaleler ve kazançlar da cabası.

Bu ticaretin son halkası Kürşat Ayvatoğlu gerçeğidir. 2014 Yerel Seçimleri sonunda Kastamonu Belediyesi’ne giren Ayvatoğlu, 2019 seçimleri kaybedilince seçimi kaybeden Kastamonu eski Belediye Başkanı Tahsin Babaş’ın referansıyla AKP Genel Merkezi’nde çalışmaya başlayan Kürşat Ayvatoğlu çeşitli bağlantılarını kullanarak hızla zenginleşmiştir.

Ayvatoğlu gerçeği buzdağının görünen yüzüdür. Her dönem kendi zenginlerini yaratırmış. Ayvatoğlu ve onun gibiler de 19 Yıllık AKP iktidarları döneminin gerçeğidir. “Bir lokma bir hırka felsefesinden, Ayvatoğlu gerçeği” ne gelmek, mevcut iktidarın sorgulaması gereken en büyük konulardan biridir diye düşünüyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.