enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

DOĞAN YUVANÇ

Ben Doğan Yuvanç. 10 Ağustos 1953’te Akyarlar Hüseyin Feneri’nde doğdum. Babam o zamanlarda süngere giderdi. Taaa Marmara Denizi'ne, Gökçe Adadan, Bozcaada'ya kadar denizlerin derinliklerinde sünger avlarlardı. Aylarca gelmezdi babam. Annem de dedemin fenercilik yaptığı fenerde kalırdı bu uzun dönemde...

Denizin Tuzu –  Doğan Yuvanç Bodrum Gündem yazıları

       Çocukluğumuzda teneke Gayıglar yüzdürürdük Kumbahçe sahilinde, Paşa Tarlasında denizin o güzel sevdasına. Deniz tuzunun tadını ilk yüzmeye başladığımızda çok iyi öğrendik yuttuğumuz deniz suyu ile. Yavaş yavaş büyüdük ve delikanlı olmaya başladık babalarımızın balıkçı teknelerine ağ çekerek, balık temizleyerek. O zamanlar kollu motorlar vardı, kollarımız kopardı avuçlarımız kızarırdı çalıştıracağız diye. Kendimizi Turgut Reis sanırdık babamızın balıkçı gayıglarının dümenini tutarken. Kolay değil dümenini tutmak gayığın, her şeyin bir kuralı var dümen tutmanın da kuralı vardı elbette ki. Onu da zamanla öğrendik rüzgâra, fırtınaya karşı giderken. Üzerimize gelen serpintilerle hem tuzunu tattık, hem ıslandık hem de öğrendik denizin öğretilerini. Yalnız deniz tuzuyla kalsa iyi. Dalmayı öğrendik balık ve ahtapot yakalamak için. İşte en güzel tarafı buydu denizin. O gizemli maviliklerin güzelliğini gördük gözlerimizle mavinin tonlarında. En koyusuna ürpererek baktık hep, çünkü orada en büyük gizem saklıydı. O saklanmış gizemlerin hikâyelerini dinledik süngercilerden. Onlar ki, bizden daha ileri gidip daha derinlerde gizemleri keşfettiler, kimileri canları pahasına olsa bile. Denizi, denizde yasamayı öğrendik büyüklerimizden zamanla.

     Dediğim gibi her şeyin bir yolu yordamı vardı öğrenmek için. Öyle kolay olmuyordu bu işler. Önce karada başlıyordu serüven deniz tuzu için. Tekneyi hazırlamakla başlıyordu işler. Boyası, macunu, zımparası derken, önce gayığına sevdalanıyorsun bu işlerin. Bunları daha ilerde tersanelerde yaparken daha iyi öğrendik biz denizciler. Gözümüzde gemi idiler bizim sezon hazırlıklarını yaparken İçmelerde ve diğer tersanelerde. Zımpara tozu dolardı gözlerimiz, saçlarımız.  Boya, macun kokardık tekneler denize ininceye kadar. Tersane muhabbetlerimiz vardı teknelerin kıç üstlerinde. Kahve sigara molalarında. Sigara dumanlarında hayallerimiz uçuşurdu bizlerin. Ve en bitirici an gelirdi bunca zahmetten sonra. Gayıklar kızakların üzerinde beklerken kimilerimiz kazasız belasız geçsin diye sezon, kurban keserdi. Lokumsuz olur mu bu işler, en kıytırık lokum bile tatlandırırdı bizim günümüzü.  Sonra gacırtı gucurtularla tekne ızgaranın ( kızağın denizin içindeki bölümü ) başına gelirdi. Irgatcılar telleri boşlardı son hamle için. Emirler havada uçuşurdu ün kıyamet o anda. Bize milyon yıl gibi gelirdi o anlar. Sabırsızlık tavan yapardı bizde. Her şey hazırlandıktan sonra önce bir sarsıntı hissederdik altımızda ve denize doğru kanatlanmış uçuyoruz. Biraz sonra kızak teknenin altında kurtulmuş, teknede özgürlüğüne kavuşmuştu. Ya Bismillah, kontağı çevirip motorun sesini duymak en güzel duygulardan birisiydi bizim için. Limana gelip demir atmak ve gelecek günlerin hazırlıklarına başlamak yeni uğraştı bizlere.

       Lakin biz Kumbahceli kaptanlar “Mahalle”ye demirlerdik hep. 80’li 90’lı yıllarda Kumbahçe sahilinde iskelemiz vardı. Cevri 2’de çalışırken Penguen Cafe’nin arkasında demirlenirdi Cevri gayıgları, Cevri Hasan’ın evi orada olduğu için. Denizde yeniden hazırlık başlardı bizim için. Yataklar, battaniyeler, çarşaflar ve mutfak gereçleri yerleştirilirdi tekneye sezon hazırlıkları için. Her şey hazırlanıp beklemeye başlardık sezonun ilk kafilesini. Bodrum’dan başlayıp Gökova’ya gitmek, yeniden denizin kokusu ciğerlere çekmek yeniden doğmaktı bizim için. Bazen de Göçek’e, Finike veya Antalya’ya boş gidişlerimiz olurdu ve gurubu oralarda uğurladıktan sonra geri dönüşlerimiz. Denizde hayat zor hayattır biz denizcilere. Denizci, her ne olursa olsun gurbetin cefasını bilir, kısada olsa. Evinden, çocuklarından ayrılıp gitmektir, özlemdir; gurbet.  Yaşam savaşıdır bizlere, ekmek kavgasıdır.

       Bizler teknede guruplara ülkemizi ve kıyılarımızı gezdirirken, önemli bir misyon üstlenmişizdir. Bunu yaparken önce kendimizi eğitmemiz gerekiyor bu konuda. Maalesef, hayat kavgası ve bazı etkenler bu güzel mesleğe ( yatçılığa özellikle) büyük zararlar veriyor son zamanlarda. Buna başka zamanda değinmek üzere şimdilik bu parantezi kapatalım. Koyların güzelliği, denizin mavilikleri, doğanın yeşillikleri ve gecenin yıldızları. Bunları bile bir cümlede kullanmak yetiyor insana. Demirler funda yapılmış, tekne karaya bağlanmış. Herkes bu anı bekliyor güvertede. Mutlu yüzler, mutlu çığlıklar maviliklerde; daha ne istenir ki mutlu olmak için? Aşçı da günündeyse döktürüyordur mutfağında. Teknede en kalabalık yer, mutfak olur aksam yemeklerinden önce. Çünkü aşçı, aperatif faslından önce zokayı atmıştır kıç üstündeki masaya. Sonra, herkes elinde aşçıyı seyrediyordur. Akşam yemekleri bir başka âlemdir teknelerde, ya baş üstünde mangal yapılır ya da fırında pişirilir yemekler. Mangal faslında herkes baş tarafa yayılır. Mangal dumanları ve kokularıyla kadehler devrilir. Bir tatlı curcunadır yemek fasılları teknede. Gecenin karanlığı müziğin tınısıyla başka bir sihre bürünür. Yıldızların haritası çıkarılır parlayan yıldızların yüreklere dokunuşuyla. Gecenin sessizliği kaplar etrafı insana huzur veren.  Bu denizin güzel yüzüdür bizlere. Herkes mutludur denizde bir gün, bir an bile olsa. Ya Poseidon mutlu mudur? Mutlu ise Amphitrite’siyle sorun yok. Değilse o zaman yandı gülüm keten helva. İşte o zaman denizin tuzu daha sert olur dudaklarımızda, dillerimizde. Dalgalar gözümüzde büyür, deniz canavarı olurlar üzerimize üzerimize gelen. Rüzgar kamçı olup tenimizi acıtır. Ve bir mücadele olur bu süreç kazanmak için. Güvenli bir liman ararsın sığınmak için. Yorucu bir uğraştan sonra demiri funda yapıp, arkana yaslandığın zaman anlarsın denizin bunca hırçınlığına karşı onu ne kadar sevdiğini. Hatta âşık olduğunu. Geceleri seyir yaparken fener ışığı arar gözlerin her ne kadar modern cihazların olsa da. Fenerler yoldaşındır gecenin karanlığında, birisiyle muhabbete başlarsın diğerini görünceye kadar bu devam eder gideceğin limana dek. Dersin ki kendi kendine eh şimdi limandayım biraz keyfime bakayım. Acaba? Yatağında sallanırsın evinde yatsan bile. Duymak istersin denizin sesini tekneye küçük dokunuşlarında karaya balık gibi vurduğun zamanlarda. Sabah ilk işin sahile inmek istersin sevgilini görmek için. Deniz orada uzanıyor gözlerinin önünde mavinin bütün tonlarıyla. Seni çağırıyor kollarına kıyısında bağlı olan gayıgı ile. Dalgalarında sallanmak istiyor seninle rüzgârlarında saçlarını savurmak, dans etmek istiyor seninle. Durulup sere serpe uzanıyor önünde bütün cilvesiyle. Sana deniz tuzu, bana baldır öpüşü. Deniz ne aldıysa benden, hasret olarak geri verdi. Şimdilerde arkama yaslanıp dalıp gitsem maviliklerinin bütün tonlarına özlemle, hasretle; dudaklarımda hep tadın vardır, Denız Tuzu…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar