enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Yangın, Çaresizlik ve Bodrum Duruşu

Yangın, Çaresizlik ve Bodrum Duruşu

Aileler, kişiler ve toplumlar bazen çok ciddi sınavlardan geçerler. Sanırım biz de böyle bir süreç içindeyiz. Bu süreç de bazen, sevdiklerimiz, değerlerimiz için risk almayı, bedel ödemeyi, kendinle yüzleşmemizi sağlayan günleri getiriyor.

Yaklaşık üç aydır salgın hastalığın da var ettiği stresli günlerin yanı sıra, dünyanın en iyi kalpli insanlarından birisi olan ana yarım ablamla bir hastane odasında karşılıklı yatıyoruz.

Canım çok yanıyor…

Acılarına derman olamıyorum, çaresizlik içinde kıvranıyorum. Göz pınarlarım kurudu, artık ağlayamıyorum da. Ruhsal, fiziksel sağlığımızla birlikte yaşadığımız topraklar, güzel yurdumun dört bir yanı da ciddi anlamda tehdit altında. Tıpkı Bodrum’un da eski Bodrum olmadığı gibi bizler de artık aynı değiliz.

Değiştik, dönüştük…

Böylesi bir süreçte, Bodrum’dan uzakta yerel gazetelerimizden ve sosyal medyadan gelen haberler kanımı dondurdu. 14 şehirde ve yüzlerce noktada kimilerinde sabotaj kokan yangınlar başlamıştı.

Her yer feryat figan, acı ve hüsran doluydu. Bense sadece uzaktan izlemek zorunda kalıyordum.

Çaresizlik, umutsuzluk…

Hastane odasında alevlerin sıcaklığını yüzümde hissediyordum. Canhıraş alevleri söndürmeye çalışan yurdum insanları ile yoruldum, terledim, dumandan nefessiz kaldım. Alevlere teslim olan çam ağaçlarımız, kekliklere, tavşanlara, kaplumbağa, börtü, böcek binlerce canlıya yuva olan makilerimiz, zeytinlerimiz gözümüzün önünde cayır cayır yandı. Onlarca orman hayvanı çığlıklar içinde yanarak can verdiler.

Göz pınarlarımdan alev döküldü, isyan ettim…

Torosların eteğinde, su kenti olarak bildiğimiz Manavgat’ta 7 insanla birlikte evler, hayvanlar, ormanlar hepsi yandı.

Yananlar anılarımızdı, geleceğimizdi…

Çaresizliğimle yalnız başıma isyan ediyordum. Bu yaşananların bir sorumlusu mutlaka olmalıydı. Sadece Takdiri İlahi ile açıklanamazdı. Olanlar sadece doğal afet deyip geçiştirilemezdi. Elbette yangınlar, seller her ülkede oluyor. Ama bizdeki yangınların %97’sinin insan kaynaklı olduğu tespit edilmiş. Sigara izmariti, çöplük, piknik mangalı, kundaklama, rant için kasıtlı yakma, enerji nakil hatları gibi insan ihmallerinden kaynaklanıyor. Sadece %3 ünün doğal olduğu istatistiklerce tespit edilmiş.

O nedenle çaresizliğimin yanı sıra yeter artık bitsin bu körlük, sağırlık, duyarsızlık diyorum. Neden bu kadar kaderciyiz, neden bu kadar çaresiziz diye adeta öfkeyle doluyorum.

Hep ağlıyoruz. Manavgat, Mersin, Milas, Kıyıkışlacık, Çökertme, Osmaniye yandı yine ağlıyoruz.

Ben artık hesap sormak istiyorum!

Ancak bir avuç insanın hesap sorması yetmiyor. Sevdalısı olduğum ülkemin güzel insanlarının topyekun hesap sormasını istiyorum.

Kuran kurslarına verilen önemin onda birini orman köylerimizin eğitimi için vermeyenlerden hesap sormalarını istiyorum.

Dolmayan camilere her gün bir yenisini ekleyen, Atatürk ün kurduğu T.H.K hangarlarında yatan uçakların bakımını yapmayanlardan hesap sormalarını istiyorum.

Artık Marmaris Çam balı, sığla yağı, üretemeyecek olan insanlarımızdan anılarını, hayallerini çalanlardan hesap sormalarını istiyorum.

Cumhurbaşkanlığı filosunda 13 uçak varken, koskoca Türkiye de 2 tane yangın uçağının görev yapıyor olmasının hesabı mutlaka sorulsun istiyorum.

Ben bu sefer bu hesabın sorulacağından eminim…

Yangın söndürme çalışmalarına seferberlik ruhu içinde koşan gençlerimizin, evlerinde çaresizlik içinde yürekleri yangın yerine dönenlerin, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen özgürlükleri elinden alınan 65’liklerin hesap soracağından eminim…

Çocukluğumda ve gençliğimde tüm eleştirilere rağmen özgürce yaşadım. Ancak şimdi yaşadığımız değerlerin her geçen gün hızla tükendiğini görüyoruz. Küçücük bir alanda sadece kendi huzurumuz ve mutluluğumuzla yaşanmayacağını da COVİT-19 bizlere çok net anlattı. O nedenle hesap soralım, sorarken de herkes için adil ve ekolojik bir dünyanın mümkün olabileceğini anlatmaktan vazgeçmeyelim. Bizim kuşağın bizden öncekilerin yaşadığı yeşil, temiz, sürdürülebilir bir dünyada yaşamanın çocuklarımızın hakkı olduğunu, bıkmadan, vazgeçmeden, yorulmadan anlatması gerekiyor. Anlatalım, soralım, sorgulayalım ki; bu dünyayı bize ve çocuklarımıza dar eden içimizi dışımızı alev alev yakan siyasetçilerden ve anlayışlardan bir an önce kurtulalım.

Bu hafta Bodrum da yandı. 2007 de Güvercinlik’te çıkan yangın sonrası yetkililer tarafından söz verildiği halde, oralara oteller yaptılar ve betona boğdular. Yanan alanlara otel yapılmaması için verdiğimiz mücadele dün gibi hafızamda. Ama başaramadık…

Basiretsiz siyasetçiler yüzünden plansız, programsız vizyonsuz uygulamalarla vahşice talan edilmiş, sahipsiz bırakılmış bir Bodrum var şimdi. Aslında Bodrum da yangın 1980’lerden itibaren yanmaya başladı. Eğer gelenek ve göreneklerinizi yozlaştırır yitirirseniz, yangınların en büyüğü ile karşı karşıya kalırsınız. Yanan alanları tekrar küllerinden yeşertmek mümkündür. Ancak yanan yok edilen bir Bodrum kültürünü tekrar canlandırmak mümkün olamayacaktır.

Bodrum yangını içimi çok acıttı. Ancak Bodrum duruşu ve sevdasıyla yangın terörünün evlerini, ocaklarını, canlarını, almalarına izin vermeyen Bodrum yerel yöneticileri, STK’lar, özellikle gönüllü gençlerimizin Bodrum ve yarınları için verdikleri çabayı ayakta alkışlıyor, her birinin alınlarından öpüyorum.

Bugünler Bodrum ve ülkemizin değerlerinin önünde göğsümüzü siper etme zamanlarıdır. Ben Medrese eğitimi görmüş, Kuvayı milliye ruhuna sahip, Cumhuriyete inanmış, Bodrum müftüsü Yakup Öneş’in torunuyum. Dini öğretilerimizi, kültürümüzü yaşayarak yaşatarak büyüdük, bugünlere geldik. Babam ramazan aylarında her gün başka bir ağacın altında kılardı namazını. “İbadetin en güzeli doğada yapılandır, en büyük ibadethane doğanın kendisidir…” dermiş müftü dedem. Toprağımıza, havamıza, suyumuza, denizlerimize, ormanlarımıza, kültürümüze sahip çıkmanın namus ve vatan borcu olduğunu öğrendik onlardan. O yüzden isyan ediyorum, reddediyorum büyük oteller için doğanın özelleştirilmesini. Bodrum kimliğine hiç yakışmayan projeler ve yapılarla tepeden inme planlarla Bodrum kültürünün yok edilip, yozlaştırılmasına isyan ediyorum.

Bodrum sevdalıları, Bodrum da yaşayanlar, Bodrum’a hizmet için görev almış atananlar ve seçilenler, Bodrum’da geçinenler, Bodrum’da ruhunu, aklını, bedenini dinlendirenler unutmayalım başka bir Bodrum yok. Başka bir Türkiye yok. Hangi görüşte, ırkta, dinde, renkte olursan ol, bugün ortak değerlerimizde “Bodrum Duruşu” ile kenetlenmek zamanıdır.

NURAN YÜKSEL

Yorumlar

  1. Filiz dedi ki:

    Öncelikle gecmis olsun acil şifalar dilerim .sizin her zaman bu duruşunuzu takdirle karşılıyorum. Düşüncelerinizi , endişelerinizi, isyanınızı’acınızı çok iyi anlıyorum aynı duygu ve düşüncelerime tercüman oldunuz çok üzgünüz hepimize geçmiş olsun .icim yanıyor hiç bişey yapamıyorum.Rüyalarıma diriyor ormandaki canlıların çığlıkları 😥Güzel yurdunun güzelliklerini tek tek yok edilişini sadece seyrediyorum aciz olmak ne kötü bisey…….😣😥Nuran hanım hesap soralım bunların hesabını sebep olanlara soralım ama hangi adalet sistemine soralım? cok guzel dile getirmissiniz çok duygulandım inşallah bundan sonra bu tür acıları yasamayiz.saglikli mutlu günler dilerim.tekrar geçmiş olsun.sevgiler.😘

    1. Nuran dedi ki:

      Bugün her Türk aydın kadının mustafa kemal e cumhuriyete borcu vardır.bu değerlerimiz için mücadele etmek 1. Sorumluluğumuzdur. Bunu bir damla olsun gosterebiliyorsam ne mutlu bana. Umutlarımızı karartmayalim ve mücadeleye devam edelım. Sevgilerimle