enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Dil, Kültür ve Uygarlık 

Dil, Kültür ve Uygarlık 

Eğitim, bilim, sanat, iletişim, etik, devlet, din, dil; bir toplumun sosyal kurumlarıdır. Çeşitli toplumlarda benzer ya da çok farklı özellikler gösteren bu sosyal kurumların tümü toplumsal kimliği, kültürü ve ulusu oluşturur. Ama bunlar içinde dilin pek ayrıcalıklı bir yeri ve görevi vardır. Çünkü dil, bunlar arasında iletişimi ve etkileşimi sağlayan bir sosyal kurumdur ve bir toplumun yaşamını, geleneklerini, ürettiklerini kuşaktan kuşağa taşıyan tek araçtır. Ayrıca toplumda iletişimi de sağlayan tek araç dildir. Örneğin, Edirne’den Kars’a kadar aramızdaki iletişimi, birlikteliği sağlayan, bizleri ortak bir düşüncede buluşturan tek şey kuşkusuz Türkiye Türkçesidir. Eğer bir toplumun dili, egemen dillerden etkilenip onların baskısı altındaysa ve egemen dillerin sözcükleri ve özellikle kuralları, bilim, sanat ve eğitim yoluyla dile çok sayıda girmeye başlamışsa, o dildeki bozulma ve yozlaşma kaçınılmaz olur, dilin mantığı zedelenir. Bu durum iletişime de yansır ve toplumda sağlıklı iletişim kurulamaz. Toplumda bir kavram kargaşası, bir anlam kargaşası ve düşünce bulanıklığı yaşanır. Çünkü dil, “düşüncenin evidir” ve bireyleri en sağlıklı düşündüren, düşünceden düşünceye ulaştıran, içinden düşündürüp içinden konuşturan yabancı dildeki sesler ve sözcükler değil, anadilindeki sözcüklerdir.

Uygar ve çağdaş olabilmek için bir ulusun dilinden, kişiliğinden ve kimliğinde ödün vermesi gerekmez. Zaten hiçbir dil, zengin bir dil olarak doğmamıştır.Tüm diller,ancak zamanla işlenip geliştirilerek ve sözcük üreterek bilim sanat ve eğitim dili haline gelebilirler. Örneğin, “hormon, computer, ithalat” sözcükleri; “içsalgı, bilgisayar, dışalım” sözcüklerinden daha bilimsel değildir. Eğitim, bilim ve sanat dilinin kendilerine özgü terimleri olabilir ama onlar ayrı bir dil olmayıp o toplumdaki genel, ulusal dilin bir bölümüdür ve böyle algılanmalıdır. Zaten bir toplumda devlet dili ayrı, bilim dili ayrı, eğitim ve sanat dili ayrı olamaz. Yani tüm bunlar o çağdaki gelişmiş ulusların dillerine dayandırılamaz. Bilim, sanat ve eğitim dilini, ulusal dil bütünlüğü içinde oluşturma gereğini duymayan ve yeni sözcükler üretme yeteneğini kazanamayan diller çarşı, pazar dili olarak kalmaya ve zamanla yok olmaya mahkumdur. Bir dilin yok olması, o ulusun diğer kültürler içinde eriyip yok olması demektir ki, tarih bunu örnekleri ile doludur. Ayrıca uygarlığa ulaşmak isteyen bir ulusa anadili engel oluşturmaz. Özellikle dil-düşünce arasındaki o bitmez tükenmez ilişkiden dolayı anlama, yaratma, zihindeki belirginliği ve açık seçikliği sağlama ancak anadili ile gerçekleşir. Anadili ile eğitim gören öğrencilerin yaratıcılık yeteneği gelişeceğinden her kuşak, kendinden öncekini rahatlıkla ve doğallıkla aşar. Bilim ve teknolojiyi halka iletmek kolaylaşır. Böylece bilimin halka inen sonuçları, başkalarından özenilip alınmış ödünç nesneler gibi eğreti durmaz.

Dilin hepimizin ortak malı, kimsenin tekelinde olmayan, partiler ve politikalar üstü bir sosyal kurum olduğu gerçeği önemsenmediği için Cumhuriyetin ilk yıllarında uyandırılan anadili bilinci, çeşitli siyasal ve toplumsal çalkantılar, biraz da bilinçli olarak uygulanan kültür sömürüsü sonucu örselenmiş, engellenmiştir. Özellikle son yıllarda ülkemizde dilimizi geliştirmek ve zenginleştirmek adına çok ciddi ve sürekli çalışmalar yapıldığı pek söylenemez. .Son yıllarda Batı Dillerinin, özellikle İngilizcenin terim, sözcük ve kuralları dilimize akın akın girmekte, bilim sanat eğitim ve çeviri yoluyla giren bu sözcükler ve onları kuralları basın yayın yoluyla ve iletişim araçlarıyla konuşma diline büyük bir hızla yerleşmekte yalan yanlış kullanılmaktadır. Toplumda bir kavram kargaşası ve bireyler arası iletişim kopukluğu yaşanmakta, söyleyen, dinleyen birbirini anlamamakta, dildeki yozlaşma her geçen gün dozunu artırmaktadır. Öyle ki bireyleri ne yazılı basında, ne kitle iletişim araçlarında kullanılan dilin garipliği ne de günlük konuşma dilindeki yozlaşma artık rahatsız etmekte neredeyse iş çığırından çıkmaktadır. Yurt sevgisi, bayrak ve ülke konusunda son derece duyarlı olan bir toplumun “ses bayrağı” olan diline neden sahip çıkmadığını da anlamak olası değildir.

Günümüzden yirmi altı yüzyıl önce yaşayan Çin düşünürü Konfiçyüs’a,  “Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?”  diye sorduklarında şu yanıtı vermiştir: “Hiç kuşkusuz işe, önce dili gözden geçirmekle başlardım. Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gerekenler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki, bir toplum için hiçbir şey dil kadar önemli değildir…”

Gerçekten de bir toplum; siyasal, ekonomik tüm sorunlarını zaman içinde şöyle ya da böyle çözümleyip bir çıkış yolu bulabilir. Ama aile yapısı, ahlak anlayışı, dil… gibi çok önemli sosyal kurumlarında bir bozulma bir yozlaşma olmuşsa bu, ne yazık ki güç sezilir; bazen geri dönüşü de olanaksızdır. Tıpkı insan bedenini sinsi sinsi saran kanser hücrelerinin ölümcül bir hastalık olarak ortaya çıkması gibi. Unutmamak gerekir ki, her çağdaki tarihsel konumumuz ve uluslararası onurumuz bir yerde dilimize verdiğimiz öneme ve değere de bağlıdır. Ulusun geleceği açısında ivedilikle ele alınması gereken bu konuda toplumdaki her bireye de en azından dilini korumak ve doğru kullanmak adına büyük sorumluluklar düşer.

Çünkü bir toplumu ulus yapan, ulus olma bilincini canlı tutan, onu öbürlerinden ayıran, topluma kişilik ve kimlik kazandıran tek olgu dildir. Dil kültürümüzün aynasıdır.

 

KONU İLE İLGİLİ YAYINLAR

1-Dr. Arslan Tekin,Türk’ün Tarihi:Kariyer Yayınları,2012

2- Aydın Köksal, Dil ile Ekin Ankara:TDK Yayınları,1980

3-Doğan Aksan. Her Yönüyle Dil, Ankara: TDK Yayınları,1980.

4-Doğan Aksan,Türkçenin Bağımsızlık Savaşı, Ankara:Bilgi Yayınevi,2007.

5-Feyza Hepçilingirler. Türkçe “Off”, İstanbul: Remzi Kitapevi,2001.

6-Feyza Hepçilingirler. Dedim  “Ah” ,İstanbul:Remzi Kitapevi,1999.

7-Jean –Paul Roux. Türklerin Tarihi,Kabalcı Yayınları,2007

8-L.N.Gumilev.Eski Türkler,Selenge Yayınları,2003

9-Mehmet Kaplan. Kültür ve Dil, İstanbul:Dergah Yayınları,1983

10-Emre Kongar. Kültür Üzerine, İstanbul:Remzi Kitapevi,1999.

11-Sevgi Özel,Dil Kiri, El Kiri, Ankara: Bilgi Yayınevi,2000.

12-Sevgi Özel. Dilimde Tüy Bitti,Ankara: Çınar Yayınları,2006.

13-Sinan Meydan.Atatürk ve Türklerin Saklı Tarihi,İnkılap Yayınları,2007

14-Nadiye Sarıtosun. Bilim ve Öğretim Dili Olarak Tükçe,İstanbul,İTÜ Yayınları1995

15-Nadiye Sarıtosun, Terim Hazırlama Kılavuzu, İstanbul:İTÜ Yayınları1992

16- Oktay Sinanoğlu, Bye-Bye Türkçe,İstanbul:Otopsi Yayınları,2002.

17-Kemal Ateş, Öğretemediğimiz Türkçe, İstanbul: Cumhuriyet Kitapları,2005.

18-Rüştü Erata, sachmalama Türkçe de neymiş!,İstanbul:Yapı Yayınları2004

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.