Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
“Şubat güdüktür; ama cürmü büyüktür.” Nerelerden kaldı böyle bir söz aklımda anımsamıyorum.
Başka yıllar neyse de bu şubatın cürmü sahiden çok büyük. Daha yarılanmadan yaşattıklarından el aman dedik.
“Çözülen ud teli gibiyim, Mızrap vursalar sesim çıkmaz, Sanki arafta yüreğim, Koparıp alsalar göğsümden, Ne kanım akar, ne aman dilerim.”
Bugünlerde içim dışım tıpkı böyle. Facebook ardı ardına ölümleri anımsatıyor. Şadan Gökovalı, Ali Rıza Ertan, Cenap Tezer, Ayhan Çıkın, Erhan Yürüt… Uzayıp gidiyor saramızdan ayrılan güzel insanlar listesi.
Bu toprakların yetiştirdiği müstesna insanlardan ressam Turan Erol da üç yıl önce bugün sonsuzluğa göçmüştü.
Ne mutlu ona ki 97 yıl yaşadı ve geride kendisini yaşatacak eserler bıraktı.
Turan Erol, her evrensel usta gibi esinlerini, hep kendi coğrafyasından ve tarihinden aldı. Özellikle doğup büyüdüğü Milas, ömrünce sanatını besleyen bir damar olarak kaldı.
Sodra, Balavca Deresi, çınarlı meydanlar, daracık sokaklar, cumbalı evler, karaya vurmuş kayıklar onun tuvallerinde sonsuza dek – benek çizgi; ışık – gölge danslarına devam edeceklerdir.
Onu, yıllar önce kendisine adadığım “Paletinde Dağlar” şiirimle bir kez daha anıyorum.
Ne mutlu bana ki onunla aynı çağda yaşadım. Ne mutlu bize ki böylesine cömert bir coğrafya beslenerek var olduk.
Paletinde Dağlar
Turan Erol’a
Sırtlayıp ebedi meltemleri
Yelken basarken
Adalar Denizi’nde süngerciler
Sizin de tuvalinize
Güneşli yağmurlar yağar mıydı
İki bulut arası
Paletinde dağlar
Dağların dibinde evler
Hangisinde otururdu satrap
Kıl çadır mıydı
Meskeni beylerin?
Ya köleler, ırgatlar
Ve tütüncü
Ve sığırtmaç
Ve babasız çocuklar
Nerelerde uyurdu geceleri
Dans ederken tuvalinde
Leke ve benekler.
Bu bizim çınarlar
Ahrazıdır meydanların
Gün sarısı duvarlar
Kirini saklarken ebedi beyazın
Yorgun saçaklardan
Kırlangıç telaşları akar
Fırtınalar geçer üstünden
Toprak damlı evlerin
Sevgiden başka sese kulak vermez.
Pirina kokardı sokaklarımız
Babam, Austin Morris’i
At arabalarına yüklemekten yorgun.
Ruhu dağlarda bir adam
Köprüler çizerdi suya hasret
Zeytinler resmederdi ölümsüz
Savranlar masallara karışırken
HAT