Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

TALES’i (Thales) bilirsiniz, şu bizim Milet’li Tales. Didim’in Balat Köyü yakınındaki geniş harabelerin olduğu yerdir Milet. O şehir harabe halinde değilken ve Büyük Menderes Nehri getirdiği alüvyonlarla kilometreler boyunca denizi doldurmadan önce, Milet deniz kenarında görkemli bi ticaret kentiyken doğmuş Tales. M.Ö. 624’te falan doğduğu tahmin ediliyor. Yani günümüzden 2645 yıl önce.
Bir dahi. Aslında tüccar ve öğretmendi. Mısır ve Babil’e gittiği tahmin ediliyor. Mısırlılar hayatlarını Nil’in taşkınlarından yararlanarak sürdürdükleri için, her taşkından sonra sınır işaretleri bozulan tarlaları yeniden işaretleme ihtiyacı duymuşlardı. Bunun için geometri bilgilerini geliştirmişlerdi. Bizim Milet’li bu bilgilerin hepsini kaptı. Daha sonra Mezopotamya’ya gitti. Petrolün kullanım olanakları bilinmediği için Mezopotamyalılar da geçimlerini tarımcılıkla sağlıyorlardı. Dicle ve Fırat, Nil Nehri gibi düzenli taşan ve çekilen nehirler değildi. Onların da ne zaman tohum ekeceklerini, ne zaman çapalayıp, ne zaman biçeceklerini bilmeleri gerekiyordu. Bunu da gök cisimlerinin konumlarına bakarak yapabileceklerini fark etmiş ve astronomiyi geliştirmişlerdi. Bizim Milet’li meraklı tüccar oradan, o zamanki astronomi bilgilerinin de tümünü kaptı.
Tales memleketinde, zeytincilik açısından çok verimsiz geçen bir yılın ardından havaların gidişine bakarak yeni sezonda zeytin rekoltesinin çok iyi olacağını saptadı ve ucuz fiyata çok zeytin ağacı satın aldı ve o yıl voliyi vurdu. (Öyle söylenir). Yine o tarihlerde olan bir güneş tutulmasını da önceden bilmişti.
Mısır’daki bir piramidin yüksekliğini, gölgeler ve hayalinde çizdiği üçgenlerle kusursuz hesaplamak, bir kuleye çıkıp ufuktaki bir geminin uzaklığını ölçmek gibi marifetleri de vardı. Geometri alanında da, bugün de kullandığımız temel teoremleri var. Bunları anlatmaya kalkarsam yine hata yaparım; boş verin. Merak ederseniz internetten bakarsınız.
Ama Tales’in bilime ve felsefeye en, en, en önemli katkısı, doğayı tanrıları işin içine katmadan, gözlem ve akıl yoluyla açıklamaya çalışmasıdır. Bu tarihte ilk defa olan (veya ilk defa etkili olan) çok çok önemli bir devrimdi.
Suyun sıvı, katı ve gaz hallerinde bulunduğunu ve şartlara göre birbirine dönüşebildiğini gözlemleyerek evrenin sudan meydana geldiğini öne sürmüştü. Her şeyde su vardı. Tabii bu yanlış bir bilgiydi, ama akıl yoluyla edinilmişti. İlerde yine akıl yoluyla çürütülecekti.
Bir gün öğrencilerini çağırdı ve “Çocuklar, dünyanın neyin üstünde durduğunu anladım” dedi. Öğrencilerin bazıları “Biz de biliyoruz, bir öküzün boynuzları üstünde duruyor; öküz boynuzlarını salladığında depremler oluyor” diye bağırıştılar. Bazıları da “Hayır, kızdığı zaman Tanrı Poseidon yapıyor depremleri” dediler. Tales, “Hayır çocuklar; öyle saçma şeylere inanmayın” dedi “Dünya sudan meydana gelmiştir. Tepsi gibi yuvarlak bir okyanusun üstünde, katılaşan sudan karalar oluşmuştur. Dünyamız bu kocaman okyanusta yüzüyor. Bazan bu su kitlesi dalgalanıyor ve depremler oluyor.”
Sonra öğrencilerinin gözlerine bakarak, benim “garip değil mi?” diye altını çizeceğim bir şey söyledi: “Haydi bu teorimin üstünde düşünüp beni eleştirin!” dedi. Olacak şey değil, bir üstad ilk kez öğrencilerinden kendi düşüncesini eleştirmelerini istiyordu. Bazıları eleştirilecek bir şey bulamadı, bazıları “hoca saygımızı sınıyor; neme lazım, ben ağzımı açmıyim” diye düşündü. Ama öğrencilerinden en akıllısı olan Anaksimandros parmak kaldırıp “Hocam bence yanılıyorsunuz” dedi. “Birincisi, karalar sudan ağırdır. Dediğiniz gibi olsaydı suya batarlardı. İkincisi de, dediğiniz gibi olsaydı, suyun da bir şeyin üzerinde durması, o şeyin de başka bir şeyin üzerinde durması gerekirdi. Bu böyle sonsuza kadar giderdi”.
Hoca “Peki Anaksis, haklı görünüyorsun. Aferin” dedi, “Peki senin bir teorin var mı?”
Anaksimandros “Var hocam, bu onun üstünde, o da şunun üstünde, şu da ötekinin üstünde gibi sonu gelmeyen açıklamalar doğru olamayacağına göre DÜNYA BOŞLUKTA DURUYOR” dedi.
“Peki Anaksis, söyler misin neden?”
“Başka bir yere gitmesi için bir sebep yok ki hocam!”
İşte bu eleştiriye açık akıl ve eleştirel düşünce sayesinde insanlık dünyanın boşlukta durduğunu o günden beri biliyor. Arada inkâr edenler çıksa da doğru, eninde sonunda galip geliyor.