enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİNİN 13. YILDÖNÜMÜ…

17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİNİN 13. YILDÖNÜMÜ…
16.08.2012
0
A+
A-

Taner USLU

Natrexone order buy Propranolol online
buy Accutane online

TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası

Bodrum İlçe Temsilcisi

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi hafızalarımızda binlerce can ve milyara varan mal kaybının olduğu büyük acılar ve çaresizlik duygusuyla anılan bir tarih olarak yerini almıştır. Deprem sırasında ve sonrasında yaşananlar bir doğa olayı olan depremin bir afete nasıl dönüşebileceğini hepimize çok acı bir şekilde göstermiştir.

Yaşanan bu acının ardından Türkiye?nin bir deprem ülkesi olduğu, topraklarının %92?si, nüfusunun %95?i, büyük sanayi merkezlerinin %98?i deprem bölgeleri içinde yer almakta olduğu ve barajlarımızın %93?ü bu tehlikeli hat üzerinde bulunduğu gerçeği enine boyuna tartışılmıştır. Bilim insanları, Meslek Odaları, sivil toplum örgütleri, acıların tekrar yaşanmaması mal ve can kayıplarının olmaması için, gerçeğe uygun politikaların geliştirilerek hayata geçirilmesi gerektiği yönünde sorumluları uyarmıştır.

Ancak; mevcut yapı stoku geçerli bir şekilde analiz edilmediği için, güçlendirme, onarım ya da yeniden inşa gibi çalışmalar yetersiz kalmıştır. TOKİ ve Kamu kuruluşlarına ait binalar yapı denetim dışında tutulmuştur. Kaçak yapılaşmaya önleyici tedbirler alınmamıştır. Belediyelerce zemin etütlerinde jeofizik çalışmalara gereken önem verilmemiştir. Bu sürede deprem bir doğa olayı olarak sürekli olarak kendisini hatırlatmaya devam etmiştir. En son 2011 yılı içerisinde yaşanan orta büyüklükteki; Simav, Tekirdağ ve Elazığ Depremleri ile büyük Van Depreminden sonra yaşananlar Türkiye?nin depremlere tam olarak hazır olmadığı gerçeğini ortaya koymuştur.

İnsan hayatından daha önemli, daha öncelikli daha kutsal bir şey yoktur. İnsanların güvenli yapılarda yaşamalarını sağlamak için depreme dayanıklı yapı tasarımı içinde mutlaka jeofizik mühendisliği çalışmaları olmak zorundadır. Deprem ve afetle ilgili en önemli konulardan biri, zeminin dinamik fiziksel özelliklerinin yer altı yapısının özelliklerinin bilinmesidir. Bu özelliklerin bulunmasında en önemli bilim dallarından biri jeofizik mühendisliğidir. Jeofizik mühendisliği disiplininin bir alt dalı olan sismoloji(deprem bilim), depremler sırasındaki zemin davranışlarını, zeminlerdeki kayma dalgası hızlarını, zeminlerin hakim titreşim periyotlarını, aletsel olarak ölçen ve inşaat mühendislerine depreme dayanıklı yapı yapabilmeleri için gerekli olan tüm fiziksel parametreleri veren bir uzmanlık alanıdır. Bu uzmanlık alanında eğitim görmüş olan  jeofizik mühendislerinin yapı ve yerleşmelerin yer seçimlerinde mutlaka olması  gerekmektedir. Dünyanın hiçbir yerinde, yerleşme ve yapılaşmalarını, bilime ve akla uygun yapmayan, denetlemeyen, yürütmeyen ülkeler deprem zararlarını azaltamazlar.

Yeraltının dinamik esneklik dirençleri, yerin dayanımı, taşıma gücü, ve davranışı, yerin sarsım özellikleri, su varlığı, yer altı yapısı ve süreksizlikleri, deprem bölgelendirme ve beklentisi, yer kırıklarının diriliği ve işleyişi, oturma, sıvılaşma, yer kayma alanları ve boyutları, statik hesaplara veri olacak yer yapısının fiziksel özellikleri jeofizik mühendislerince bulunmaktadır. Binayı yıkan depremin dinamik elastik parametreleridir. Bu parametreler jeofizik mühendisleri tarafından hesaplanmaktadır. Bundan dolayı deprem dayanıklı binaların yapılmasında, insan yaşamı, can ve mal kayıplarının en aza indirilmesi, deprem zararlarının azaltılması için olmazsa olmaz jeofizik çalışmalardır.

İmar planına altlık teşkil eden jeolojik-jeofizik-jeoteknik etütler yapılmadan yeni yerleşim alanları belirlenmemeli, parsel ve ada bazlı tüm yapılaşmalarda mühendislik hizmeti almayan hiçbir uygulamaya ruhsat verilmemelidir. Tüm belediyelerde jeofizik çalışmaları yapılmamış zemin etüt raporları kabul edilmemelidir. Afet risklerinin azaltılmasında önemli bir rolü olan Yerel Yönetimler; zemin ve temel etüt raporlarının kontrolü ve gerekli durumlarda yerinde kontrolü/takibi amacıyla  jeofizik mühendisleri istihdam ederek kontrol ve denetim görevlerini yerine getirmelidirler.

Ülkemiz depremle iç içe yaşamaktadır. Bu gerçek ortadayken; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, il Özel İdareleri, kamu kurum ve kuruluşlarında jeofizik mühendislerine yeterli sayıda kadro verilmemektedir. Tüm alt yapı ve üstyapı yatırımlarında, depreme dayanıklı yapı tasarımında gerek kontrol gerekse yatırım süreçlerinin kamu yararına planlanmasında, yerel kalkınmanın ve kaynakların deprem odaklı doğru yatırımlara dönüştürülmesinde görevlendirilmek üzere jeofizik mühendisinin istihdamı mutlaka gerçekleştirilmelidir.

4708 sayılı mevcut Yapı Denetim Uygulama Yönetmeliğinde belirtildiği şekliyle jeofizik mühendislerinin görevi yalnızca zemin ve laboratuar deneyleri ile sınırlı değildir. Mevcut binalarda ve yeni yapılacak bina yapım süreçlerinde ve ağır hasarlı kararı veya yıkılması istenilen binalarda tahribatsız incelemelerde tamamen jeofizik teknikler ve aletleri kullanılmaktadır. Yapı malzemelerinin jeofizik metotlarla incelenmesi konusu ayrıca jeofizik mühendisliğinde bir uzmanlaşma konusudur. Yapı üretim sürecinden bitimine kadar önemli bir rol oynayan Jeofizik mühendislerinin Teknik Müşavirlik Kuruluşlarında veya Yapı Denetim Kuruluşlarında laboratuar denetçisi görevinden ayrı olarak Yapı  Denetim Kuruluşu ortağı jeoteknik etüt ve yapı tahribatsız jeofizik inceleme proje müellifi ve proje denetçisi olma zorunluluğu getirilmelidir.

18 Mayıs 2012 tarih ve 28296 sayılı Resmi Gazete?de yayımlanan  “Afet Sigortaları Kanunu”, 31.05.2012 tarih ve 28309 sayılı Resmi Gazete?de yayımlanan 6303 sayılı “Afet Risk Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında  Kanun, 15.06.2012 tarih ve 28324 sayılı Resmi Gazete?de yayımlanan “İzmir Expo Alanı Hakkındaki Kanun ve Yüksek Planlama Kurulu tarafından yayınlanan “Köylerin Altyapısının Denetlenmesi Projesi Ödeneğinin İller Bazında Dağılımına, Kullanılmasına, İzlenmesine ve Denetimine İlişkin Esas ve Usullere Dair Karar” mesleğimiz açısından önemli bulduğumuz gelişmelerdir.

Bakanlığı çıkardığı 3030 sayılı Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğine uymayan belediyeler çoğunlukta iken, 03 Nisan 2012 ve 14 Nisan 2012 tarihlerinde Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinde yapılan değişiklikler üretilen hizmetlerin teknik ve yasal standartlara ve Oda Yönetmeliklerine uygun olarak yapılıp yapılmadığının kontrolü ve denetimini ortadan kaldırmaktadır. Ülkemizin deprem coğrafyasında olduğu unutulmamalıdır. İmar planlarına altlık teşkil edecek jeolojik-jeofizik-jeoteknik etütlerin Meslek Odalarının kontrol ve denetiminden çıkarılması ileride onarılması güç yaralara neden olacağı kesindir. Bu nedenle bu kararın tekrar gözden geçirilerek düzeltilmesi gerekmektedir.

Depremlerin afete dönüşmemesi için bilime, bilim insanlarına, ve sivil toplum kuruluşlarına önem vermek, eğitim, planlama ve denetim çalışmalarında görev almalarını sağlamak gerekli ve zorunludur.

Ülkemizde doğal olarak yine yaşanacak olan depremlerde can ve mal kaybetmeden yaşamanın yolunun bilimsel esasları benimseyen denetim ve kontrolü yapabilen  toplumsal bir yapıdan geçtiğini herkesin anlamış olmasını umuyoruz.

Depremlerin herhangi bir irade ile durdurulması mümkün değildir. Doğanın bir gerçeği olan depremler önlenemez ancak alınacak bilimsel önlemler, bilinçli eğitim ve planlı yerleşim deprem zararlarını azaltabilir. Birer doğa olayı olan depremlerin afete dönüşmesi, felaket olarak yaşanması halkımızın yazgısı olamaz, olmamalıdır.

Yaşadığımız depremlerde yaşamını yitiren vatandaşlarımızı saygıyla anıyor, depremzede yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı diliyoruz.

Saygılarımızla.

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.