REZİL DÜNYADA İDEALİM/Ronald Karel Bodrum Gündem yazılar…

Ronald Karel
Ronald Karel
  • 29.05.2018
  • 1.644 kez okundu

Tabiat olaylarını ve yaşamı araştırmayı çok seven bir kişi olarak Dünyamızın galaksinin bir çöp tenekesi olduğuna kanaat getirdim.

Yaşım ilerledikçe düşüncelerimin olgunlaşmasına rağmen ama ruhumun aynı saflığı taşımasından dolayı büyük keşifler yapan insanların yani dâhilerin hayatlarını öğrenme arzusuna kapıldım. Hemen hemen hepsi zorlu hayatlar yaşamışlar, etrafındaki basit beyinlerle mücadele etmişler ama insanlığa bir şeyler bırakmışlar gözüyle bakarak araştırmalara başladım.

Muvaffak olan insanlar beni çok cezbederlerdi. Onların çok zorlu hayatları ve azimli olmalarına hayranlık duyardım. Lakin araştırmalara başladığım zaman bu hayranlığım kayboldu.

Ayrıca dünyamızı idare eden politikacılarımızın kendi halklarını nasıl soyduklarını araştırırken tüylerim diken diken oldu.

Ömrüm boyunca Tarih derslerini hiç sevmedim. Tüm dünyada Tarih dersleri yazıldığı dönemlerde siyasetçi ve din adamlarının etkisi altında kaldıklarına inandığım için sadece sınıflarımı geçmek için bu lanet olası dersi öğrendim. Seneler geçtikçe haklı olduğumu daha iyi anladım. Küçük iki örnek vereyim. Şu Fransa nın meşhur Napoleon u, Fransa da büyük imparator olarak tanıtılırken, İspanyol tarih kitaplarında büyük haydut olarak tanıtılıyormuş. İkinci dünya savaşında Vichy hükümetinin başındaki faşist Philippe Pétain in Nazilerle anlaşıp sadece Yahudileri değil, çocuk yaştaki Fransız Yahudilerini de ölüme götürdüğünü sadece 80 li yıllarda Fransa açıkladı.

Hiç unutmam Fransız gazeteci Alexandre Adler in yer aldığı bir açık oturumda, sözde Ermeni soykırımının gerçekleri yansıtmadığını, Türkiye Cumhuriyetinin Yahudi olan kendi ailesine sığınma hakkı verdiğini canlı yayında açıkladığında Ermeni diyasporası bozulmuştu. Konu açılmışken hemen açıklamada bulunalım. Sözde Ermeni soykırımı tarihi bir olay değildir, siyasi bir olaydır. Bu sebepten dolayıdır ki bir türlü uluslararası camiada bu konuyu halledemedik.

Her neyse konumuz bu değil.

Dünya tarihi, hangi konu olursa olsun yüzyıllardan beri din ve siyaset baskıları yüzünden hiçbir kıtada insan yaşamının gerçeklerini gelecek nesillere doğru bir şekilde bırakamadı.  İşin özeti bu.

Gel gelelim bize dahi olarak tanıtılan listeye bir göz atalım.

Liste uzun, ama ben kısa bir liste çıkardım.

Christofe Colomb 12 Ekim 1492 de Amerika kıtasını keşfetti diye öğrendik, lakin 1000 yılında Viking Leif Erikson ve mürettebatı Kuzey Amerika kıtasını kolinize etmişler. Bugün UNESCO tarafından korunan l Anse aux Meadows a yerleşmişler.

Alexander Graham Bell

14 Şubat 1876 tarihinde Alexander ın avukatları geleceğin telefonunu ABD deki icatlar listesine ilave edip bunun bulucusunu Bell olarak kaydetmişler. Lakin 2002 senesinde ABD resmen telefonun Antonio Meucci ye ait olduğunu oyladı. Meucci 1850 tarihinde Telettrophon u icat etmişti. 1860 yılında bir Amerikan gazetesinde bu bilimsel buluş yayınlanmış. İşte o sırada Western Union Telegraph şirketinin başkan yardımcısı Edward B Grant Meucci yi davet edip materyelleri bürolarına koymasını istemiş. Merak eden Bell o lokalleri ziyaret edip Meucci nin buluşunu çaldığı ortaya sürülüyormuş. Meucci parası olmadığı için buluşunu resmen kaydedememiş. 1876 yılına kadar para bulamadığı için icat hakkını kaybeden Meucci çalışmalarını böylelikle Bell e kaptırmış.

Henry Ford, Thomas Edison un kulağına fısıldarken. Ford 1896 senesinde Edison İlluminating Şirketinde mühendis olarak çalıştı.

Thomas Edison

Büyük bilimsel hırsızların kralı sayılan Edison parlak lambayı İngiliz Humphry Davy den, elektrikli sandalyeyi Harold P.Brown dan, kamerayı William Dİckson dan, X rayi Wilhelm Röntgen, negatif balmumu kâğıdı Gustave Le Gray , fonografı Edouard – Leon SCott dan esinlenerek kendisine mal etmiş. Ayrıca Nicola Tesla nın bütün buluşlarını takip ederek ‘’araklama’’ rekoru kırmış. Edison General Elektrik şirketinde Tesla nın buluşlarını gerçekleştirmiş ve Tesla nın adını bile kullanmamış. Edison öldüğünde yer yerinden oynarken, Tesla fakirlik içerisinde ölmüştür.

O günkü siyaset, ekonomi, paranın gücü ve basit halklar..

Bugün dünyada değişen bir şey yok, dünyanın dört bir yanında iki ayaklı aynı dangalaklar yer kaplıyorlar.

Aynı hırsızlığı Marconi yaptı ve Tesla nın bütün bilgilerini ve araştırmalarını toplayarak 1895 senesinde Londra da radyoyu icat ettiğini belirtiyor. Tesla birkaç sene önce bu konuda birçok makaleler yayınlamış. Ama Marconi bu bilgileri arkadaşından çalmadığına dair cümleler sarf etmiştir. Tesla telsiz telgrafın babası kabul edilse dahi bugün dünyada kendisinin varlığını bilen çok az kitleler mevcuttur.

Orville ve Wilbur Wright

Wright kardeşler ABD de Kuzey Karolina da 17 Aralık 1903 senesinde ilk motorlu uçak ile uçtukları kabul edilmiştir. Ama asıl gerçek 31 Mart 1903 senesinde Yani Zellanda da Richard Pearse aynı performansı hem daha da modern bir motorlu uçakla gösterdi. Lakin kimse Richard ı tanımıyor.

Thomas Hunt Morgan

1933 senesinde Tıp Nobeli kazanan Thomas efendi, ABD de jenetik ve embriyoloji bilgini olup insanlığa büyük faydası dokunmuştur. Belirli kalıtsal özelliklerin kromozomlarda dizili özgün genler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarıldığını ortaya çıkaran çalışmalarıyla çağdaş katılımbilimin kurucusu olmuştur.  Ama bir şey unuttu, yanında çalışan Nettie Stevens 1905 senesinde çocuğun seksinin kromozomlardan meydana geldiği yani dış etkenlerden gelmediğini keşfetti. Lakin kendisi kadın olduğu için ödül patronuna verildi.. İşin acısı hem de bile bile..

Alexander Fleming

Bu adamcağız da penisilini buldu diye tarihe geçti hâlbuki penisilin Afrika kıtasında 1897 de kullanılıyordu. Fransız Doktor Ernest Duchesne o tarihte ‘’penicilliem glaucum’’ ile hayvanları iyileştiriyordu.  O tarihte Fransız askeri Ducshesne e para vermediği için kendisi hiçbir laboratuvara ayağını basamadı ve 48 sene sonra Alexander Efendi Nobel I aldı.

Okudum da okudum, yanlışlık olmasın diye yabancı dilde daha ciddi kaynaklarda okudum ve bugün bana kimse ‘’gerçek bilim’’ adamı sözcüğünü inandıramaz. Artık dünya insanlara güvenim kalmadı.

DÜNYANIN EN KÖTÜ İDARE EDİLEN ÜLKELER VE RÜŞVET ALAN DEVLET BAŞKANLARI

Dünyamıza kuş bakışı ile bakmaya devam ediyoruz ve milyarlarca insanı idare eden ülkelerin başkanlarının zimmetlerine geçirdikleri meblağları görüyoruz. Aşağıdaki sadece birkaç örnek veriyorum. Bu kişiler kanunlar üretmiş ve insan kitlelerini disiplinli bir şekilde idare etmeye çalışmışlardır. Bu kişiler idare ettikleri ülkelerde yaşayan insanları refah ve barış içinde yaşamalarını sağlamakla görevlendirildiler.

Uluslararası Şeffaflık Organizasyonuna (International Trensperancy Organization) göre dünyada en çok üç kâğıt ve sahtekârlık yapılan 11 ülke şöyle sıralanmış

Somali, Güney Sudan, Kuzey Kore, Suriye, Yemen, Sudan, Libya, Afganistan, Yeni Gine, Venezüella ve Irak.

Dünyanın en üçkâğıtçı siyasetçilere gelince ki aşağıdaki liste birkaç yabancı kaynaktan alınmıştır sadece mahkûm olanlar listesiymiş. Hayret Berlusconi daha listeye girmemiş, birkaç satır yazalım.

2013 senesinde senatodan atılıp Milano yakınlarındaki yaşlılar evinde çalıştırılmıştı. Tabii ki ondan önce de hapis cezasına çarptırılmış ama hapiste yatmamıştı.

Fransa nın siyasette skandalları da meşhurdur. Yetmişlerin sonunda Pazar günü parkta koşarken vurulan Adalet bakanından tutun, 1 Mayıs toplantısında ailesinin yanından ayrılıp tabancasıyla intihar eden Beregovay  a kadar hapse giren bakan ve milletvekilleri olmuştur.

Ama bunların arasında en çok güldüğüm Paris Büyük Şehir belediyesinde yaşandı. Chirac gittikten sonra Paris te belediye başkanlığı yapan Jean Tiberi de seçimlerde oy alabilmek için boş arazide hayali binalar inşa etmiş ve yakalanmıştı.

Şimdi gelelim listeye.

Spiro Agnew, Nixon un yardımcısı olup 1983 yılında Maryland eyaletine 270 000 dolara yakın para aktardığı için 3 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Spiro arkadaş bu kadarcık parayla yetinmiş.

Randy Duke Cunningham,

ABD li politikacı 2.4 milyon dolar rüşvet yemiş ve o parayla kendisine yat, Rolls-Royce ve bir de malikane almıştı. 8 sene hapis cezasına çarptırıldı ve 1.8 milyon doları da iade etmişti. Randy Spiro ya bin basar.

Budd Dywer,

Bu beyinsiz, zavallı politikacı da 1960-1980 yıllarında özel bir şirketten 300 000 dolar rüşvet almış bunun karşılığında da 4 milyon dolarlık devlete ait kontratları yapmıştı. Bir basın toplantısında intihar etti. Budd, beceremeyeceğin işlere ne burnu soktun ya?

Alberto Fujimori,

90 lı yıllarda Peru nun cumhurbaşkanıyken rüşvet yüzünden Japonya ya kaçtı. Üçkağıtçılıkları ortaya çıktı, cinayetler işlediği kanıtlandı, adam kaçırma gibi suçlardan dolayı 2007 senesinde Peru ya geri gönderildi. Adamın kaçtığı ülkeye bak!

Seni Abacha,

1998 de ölen Seni amca da Nigeria yı 1993-1998 yılları arası idare etti. Devletten kendisi, arkadaşları ve akrabaları 458 milyon dolar çalmışlar.

Saddam Huseyin,

Bizim meşhur Saddam mımız da birinci Irak çıkartmasından önce Irak merkez bankasından 1 milyar doları kendi hesabına aktarmış ayrıca petrolden elde edilen 21 milyar doları da zimmetine geçirmiş. Şu an yukarda Seni Abacha ile gucuk gucuk para ve varlık içerisinde oturuyorlardır.

Slobodan Miloseviç,

Meşhur kasap da 2.1 milyar doları devlet kasasından çalmış.

Mabutu Sese Seko,

Kongo nun cumhurbaşkanı 1965- 1997 yılları arasında Paris e yaptığı resmi ve gayrı resmi seyahatlerde 4 ile 15 milyar doları beraberinde getirmiş. Halk Kongo da sürünürken o da Paris te paraları değişik bankalara yatırıyor veya ailesi adına yatırımlar yapıyormuş.

Ferdinand Marcos,

Bunun da Mabutudan farkı yoktu. 1965-1968 yılları arasında Filipinlerin cumhurbaşkanı iken ülkesinden 5 ila 10 milyar doları zimmetine geçirdi. O esnada da ülkenin borcu 1 milyar dolardan 25 milyar dolara fırladı. Öldüğü zaman sadece 4 milyar dolar elde edilebildi.

Mohamed Suharto,

Bu en çok yürüten cumhurbaşkanı olmuş. 1967-1998 senelerinde Endonezya yı idare ederken 15 ile 35 milyar doları yürütmüş.

II nci dünya savaşı esnasında ve sonrasında kaçırılan sanat eserlerinin, meblağların hesabını yapmanın imkânı yoktur.

Şimdi neden bütün bunları yazdığımı da siz, sevgili okuyuculara itiraf edeyim.

İDEALİM

Çoğunuzun bildiği gibi 17 yaşından bu yana hayatım deprem-atmosfer ilişkisini araştırmak ve bu teorilerimi ispat etmek için uluslararası çapta verdiğim mücadeleler olmuştur. Bu mücadeleler esnasında Cenevre deki Dünya Meteoroloji başkanlığından tutun, Paris teki UNESCO, Londra Emperyal Üniversitesi, Paris teki Jussieu üniversitesinde, Fransa Meteoroloji Genel Müdürlüğünde, Tokyo Meteororoloji Ajansında, ABD, Boulder-Colorado da  NOAA da, New York Üniversitesi Yer Bilimleri bölümünde ve  nihayet NASA da kendimi ve düşüncelerimi kanıtlamak için büyük mücadeleler verdim. Bu mücadeleler arasında Türkiye yi saymıyorum. İster inanın, ister inanmayın insancıl yaklaşımı, sadece doğduğum ve gençliğimin ilk yıllarını yaşadığım ülkede yani Türkiye de gördüm. Hala görmeye devam ediyorum.

Tanıdığım uluslararası bütün kurumlarda, mevkiler yükseldikçe insanların egolarının arttığını, alttakilerini dinlemediklerini, sizi ezmeye çalıştıklarına şahit oldum. Din ve Siyaset mevhumlarının altında ezilen Bilimin sadece maddiyat ve menfaatler üzerinde ilerlediğine şahit oldum. Buluşunuz acilen para getiriyorsa tamamsınız. Eğer buluşlarınız veya araştırmalarınız insanlığa hizmet ise kibarca konuşmak gerekirse babayı yediniz.

Bu araştırmalarımı anlatabilmek için sarf ettiğim çabalar sayesinde dünya insanlarını daha yakından tanımaya başladım. Böylelikle sosyoloji dalı da benim araştırma konum olmaya başladı.

En başta şu konuyu ele alayım, sadece birkaç satır ile.. Hani bir makale yazmıştım. Yaratan ve Yaratılan ve epey övgü almıştım. Bu makaleyi hala okuyabilirsiniz. Yahu, insan kendi var oluşu hakkında hiç araştırma yapmaz mı?

Ben kimim? Nasıl doğdum? Ölüm var mı?  Yüce yaratan, kainatı öyle bir yaratmış ki yıldızlar, güneş, ay yüzyıllardan beri belli bir yol çizgisi izleyerek hesaplanmış bir şekilde var olmuşlardır. Gemi kaptanları yıldızlara bakarak yollarını bulurlardı.

Ee, canlılar? Ölüm gerçek olsa bütün bu hesaplar, ki,taplar kimler için?

Bir ufak anket yaptım. Soru basit.. Ölüme inanıyor musunuz? Ölümden sonra bir şeyler olacak mı?

Sonuçlar şöyle..

  1. Öldüğümüz zaman göreceğiz
  2. Ölümden korkulduğu için ölümden sonra yaşam aranıyor
  3. Yok öyle şey, bilimsel değil!
  4. Ben gördüğüme inanırım
  5. Vallahi, bir şeyler var ama çıkaramıyorum
  6. Duydum, sağda solda konuşuluyor ama ben bilmiyorum.

Klasik cevaplar. Yahu kardeşim, arkadaşım. Görüyorsun dünyada insan elinin tuttuğu hiçbir şey çalışmıyor. Dünyanın altını üstünü yerle bir ettik. Atmosferi bile kirlettik. Petrol ararken bile deprem yaptık. Okyanusları plastiklerle kirlettik. Be kardeşim, iki ayaklı canlı kardeşim, neden yaşamayı bilemiyoruz. Allah, yüce yaratıcı bizlere muazzam bir dünya vermiş. Her şey var.. Dinler yaratılmış, barış ve sevgi için. Biz insanlar ‘vay senin dinin bu’ diye birbirimize girdik.

Her neyse, artık kafamın tası attı. 48 senelik uluslararası deneyimlerden sonra canıma tak etti ve üçüncü kitabımı yazmaya karar verdim. İlk kitabımı 1983 senesinde Paris te Fransızca olarak yayınlamıştım. Les Yeux Jaunes (Sarı Gözler). Sebebi, Mitterrand 1981 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nankör Chirac ın partisi olan RPR in oylarıyla Cumhurbaşkanı olmuştu. Ama ikinci tura Giscard ı eleyerek geçtiğinde, Sosyalist partisi çoğunluğu alırsa tek başımıza hükümet kuracağıma söz veriyorum demişti. Tek başına iktidar olmasına rağmen komünist partisinde 4 bakan seçmişti. Kafamın tası attığından ve ben de Giscard cı yani UDF olduğumdan kitapta düşündüklerimi yazmıştım.

İkinci kitabım Aralık 2012 de Destek Yayınları tarafından Türkçe olarak basılmıştı. Deprem Habercisi Bulut.

Şimdi yazmakta olduğum kitap bu sefer İngilizce ve adı FAITH yani AZİM!

Tamamen dünya görüşlerimin anlatıldığı, yeryüzündeki yaşam tarzı hakkında, bilimin ne hallere düştüğü, insanların siyaset ve din anlayışı, reenkarnasyon, aşkın paçavra hale getirildiğini anlattıktan sonra, NAÇİZANE, aynı konularda düşüncelerimi, dünya politikasında yeni bakanlıkların açılması gerektiğini, dünya insanlarının Yeni Hayat Düzeni başlığı çerçevesinde nasıl barış ve sevgi içerisinde POZİTİF düşüncelerle yaşamaları gerektiğini, deprem ve doğal felaketleri ne gibi tedbirler alınarak en az zararla karşı koyabileceğimizi anlatmaya çalışıyorum.

En önemlisi gerçek aşkın hayata geçebilmesi için ne gibi yaşam tarzı olabilmeli konusuna da değiniyorum. Bu konu hayatın can damarı olduğuna inanıyorum. Öyle ki artık boşanmaların bütün dünyada hemen hemen 60% üzerinde olduğunu istatistiklerle okuduktan sonra bütün bu yanlış yaşam koşullarını önce insanların önüne serip sonra çaresini yazmaya çalışıyorum.

Bir örnek verecek olursam, ki bu örnek 1979-80 yıllarında Paris te bir kız arkadaşımı çok etkilemişti, bir kadın kocasının kendisini gerçekten ruhen sevip sevmediğini ben naçizane anlayabilmesi için bir test buldum. Aynı şey kocalar için de geçerli ama kadınlar için daha fazla geçerlidir. Biz erkeklerin seks yaptıktan ve boşaldıktan hemen ilk 30 saniyeye kadar vücutlarımız artık hiçbir zevk almaz ve işte o sırada hemen sırtımızı dönersek, sigara yakarsak, oflayıp püflersek demek ki karşı cinsinin ruhunu sevmiyoruz.

Çünkü ruh bağı devamlı kendisini karşı cinse doğru çeker, eğer erkek boşaldıktan hemen sonra bile sevdiği kişiyi okşamaya devam ediyorsa, saçlarını okşayıp, başını ve yanaklarını okşuyorsa karşı cins bu durumdan memnun kalmalıdır.

İşte gerçek aşk, gerçek sevgi sadece vücutların birbirlerine seksi yönden dokunulmasıyla değil, ölümsüz ruhların gerçek bağıyla kanıtlanır… Diye düşünüyorum…

Independent gazetesinde yayınlanan ve Dr Sherry Ross imzasını taşıyan içler acısı makalede 30 yaş ile 50 yaş arası olan kadınlarda ve hatta Büyük Britanya da hiç orgazmı tanımayan kadınların yüzdeliği 10 ile 20% arasıymış. Yani hayatında orgazm nedir bilmiyormuş.

Kitap çalışmamda sosyal hayata çok değiniyorum, çünkü sosyal hayatın dengeli olduğu yerlerde yaşam daha güzel olur.

Bugün bütün dünyada insanoğlu yaşamı beceremedi. Para ve menfaat hırsı her şeyin önüne geçti.

Be arkadaşım.. Ateist de olsan, dinci de olsan, hangi ırktan olursan ol, kartezyen de olsan, ölüme inanmazsan veya inansan dahi, öldüğünde öteki tarafa bir şey götürmüyorsun.

Nedir bu para hırsınız?

Çocuklara gösterilen çizgi filmlerinde bile şiddet yer almaktadır. Bilgisayarda kolaylıkla yapılan filmlerde tüfek, tabanca, kan ve ölüm yer almaktadır. Sizler eğer 5 yaş ve üzeri çocuklara bunları beyinlerine koyarsanız işte Norveç te bile katliam yaparlar.

Bu kitap bir haykırıştır. Bir nevi ‘yeter artık arkadaşlar, dünyadaki temel yaşama başka bir açıdan bakalım, yeter, görüyorsunuz olmuyor, biz 7 milyar dünya insanları her konuda, hemen hemen değil, her konuda gittikçe batıyoruz’ demektir.

300 bilgisayar sayfasına ulaştım ama daha birçok alt konu değişecek…

Sevgiyle kalınız

Kaynaklar

BARAN BOZDAĞ
DEAN MAMAS – TRİBUNE LİBRE
JULES BERNARD

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. sevim dedi ki:

    Yazınızı okudum. Çok beğendim. Tebrik ediyorum. Bu yazıda hepsine haddini bildirmişsiniz. Keşke yazılarınız ingilizce de çıksa daha geniş bir kesim yararlansa. Çünkü hala okullarda çocuklara masal anlatmaya devam ediyorlar.

    Belçika’dan Saygılar

  2. Fikret Semin dedi ki:

    Tebrikler Ronald Kardeşim, çok içten yazmışsın.

YORUM YAZ