Hayata Duhuliyeden Bakmak…/ Celal Gürsoy Yazıları

CELAL GÜRSOY
CELAL GÜRSOY
  • 14.10.2019
  • 293 kez okundu

Yeniler bilmez duhuliye nedir? Duhuliye, eskiden Midhat Paşa Stadında tribünlerin altında sahanın çevresinde ancak ayakta durularak maç seyredilebilen bir türlü yer altı tribününe verilen isimdi.

Duhuliyeye giriş ücreti çok düşük olduğundan orada genellikle öğrenciler ve parasını çok hesaplı harcamak zorunda olan kişiler bulunurdu.

Maçı seyretmek açısından çok elverişli bir yer değildi. Daha çok oyuncuların ayakları görülür, stadın tümü görülemezdi. Ancak bir avantajı vardı: duhuliyedekiler sahaya çok yakın oldukları için oyuncuların ve yöneticilerin aralarındaki konuşmaları duyabilirlerdi ki bu bazı kişilerin maçtan daha fazla ilgisini çekerdi. Ancak burada bir problem vardı, seyirciler bu konuşmalardan bir şey anlamıyorlardı. Çünkü antrenör ve sporcusu arasındaki kısaltılmış ve çoğu zaman mecazi anlamlarda kullanılan jargon anlaşılamazdı ama dinlemesi çok zevkliydi. İnsanlar kendilerini işin içinde sanıyorlardı.

Bazen boş zamanlarımda düşünüyorum da (boş olmadığım zamanlarımda düşünmüyorum gibi algılanmasın) galiba ben artık uzatmaları oynadığım yaşantımda hayata duhuliyeden bakıyorum.

Böyle düşünmeme sebep olarak gösterebileceğim birçok olgu var hayatımda. Bunlardan en önemlisi modern teknoloji sayesinde olayları çok yakından takip edip rol alanların aralarındaki konuşmalara kadar her şeyi duymamıza rağmen neticeler beklendiği gibi olmuyor. Çünkü duhuliyeden baktığında büyük resmi göremiyorsun. Sadece oyuncuların ayaklarını görmek ve anladığını sandığın ama gerçekte anlamadığın konuşmaları dinlemek de insana bir fikir vermiyor.

Düşünüyordum da yıllar önce şeref tribününde oturmuş olayları zevkle takip ederken hatırlıyorum kendimi.

Peki neden şeref locasında yaşarken duhuliyeye düştük?

Tabi önce paramız yetmedi şeref locasının masrafını karşılamaya. Gene de tutumlu yaşayarak yerimizi korumaya çalışırken parayı çuvalla kazanan (bu ne demekse) bazı kişiler bizi itekleyerek oraya yerleştiler.

Bazılarımız senaryo yazarak bu düşüşü kendisine destek çıkacak yeterli güçte hısım akraba olmamasına bağladı. Aslında haksız de değillerdi. Devir akraba, ahbap-çavuş ilişkisine dayanmaya başlamıştı. Mevkiiler kesinlikle orayı hak etmeyen insanlar tarafından işgal edilmeye başlanmıştı.

Bir başka sebep de teknolojinin takip edilemeyecek kadar hızlı gelişmesiydi. İnformasyon onu kullanmasını daha iyi beceren kişiler tarafından netice odaklı kullanılınca eski toprak loca sahipleri gelişmelerden yeteri kadar hızlı haberdar olmamaya başladılar ve çağ dışı kaldılar.

Genç sırtlanlar ve çakallar (aslanlar değil) yerleri kapmaya başladılar.

Eski tüfeklerin arasında direnenler, onlar gibi yer kapmaya çalışanlar oldu ama artık sistem hepimizi koyun gibi yaşamaya itmişti.

Sonradan fark ettik ki; bir ülkenin bütçesinden kat kat daha fazla gücü olan dev şirketler yolu böyle çizmişlerdi. Onların duhuliye ile uğraşacak vakitleri yoktu, onlar zamandan daha hızlı olmaya çalışıyorlardı.

Ok yaydan çıkmıştı. Siz bu gün üst katlarda neler olduğu hakkında bilgi sahibi olduğunuzu düşünüyorsanız çok safsınız. Artık duhuliyede olduğunuzu kabul edin.

Acaba bizim bu durumdan kurtaracak bir güç doğacak mı?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ