HAARP ve Gerçekler – Ronald Karel Bodrum Gündem yazıları…

Ronald Karel
Ronald Karel
  • 22.08.2020
  • 5.833 kez okundu

HAARP deyince komplo teorileri gerçek bilim anlayışından fazla havalarda uçuşuyor. Herhangi bir arama motorundan baktığınızda HAARP ın sanki dünyayı yok etmek için kurulduğu zannedilir. Hemen makaleye başlar başlamaz yazalım, HAARP’ı şu an bir üniversite idare ediyor, yani okul olmuştur. Aşağıda da okuyacaksınız ondan fazla üniversite, bilim kurulları da orada araştırma yapabiliyorlar.

Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programının kısaltması olan HAARP, ABD ordusunun 1990’ların başında inşa etmeye başladığından beri komplo teorilerinin konusu olmuştur. HAARP’ın kampüsünde bir çok bilimsel araç ve sensörler vardır, ancak en önemlisi dünyanın en güçlü yüksek frekanslı radyo vericisi olan İyonosfer Araştırma Aracıdır (IRI).

Minnesota’nın eski valisi Jesse Ventura, HAARP’ın bir zihin kontrol cihazı olduğunu iddia ediyor. Diğerleri havayı kontrol edebileceğini söylüyor. Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, bunun yıkıcı 2010 Haiti depremini yaratmak için kullanıldığını söyledi.

HAARP’ı işleten Alaska Fairbanks Üniversitesi Jeofizik Enstitüsü müdürü Bob McCoy, bunların hiçbirinin mümkün olmadığını söylüyor. “Hayır, bu bir silah değil ve olamaz,” dedi yükselen antenlerin altında durarak. “Yüksek frekanslı radyoların çalışma şekli, atmosferin bu sinyallere karşı şeffaf olmasıdır. Bunu 10 kat büyütür ve denesek, yine de havayı etkileyemezdik. Akılları ve zihinler kontrol etmek mi? Zihindeki elektrik sinyalleri çok düşük frekanstır. HAARP çok büyük bir frekanstır, dalgalar metrelerce uzunluğundadır. Dolayısıyla zihinleri kontrol etmelerinin hiçbir yolu yoktur. ”

Hava Kuvvetleri, 2015 yılında tesisin mülkiyetini UAF’a devrettiğinde, üniversite, komplo teorilerini susturmayı umarak, kapılarını açma geleneğini başlatmaya karar verdi. Cumartesi günü, aralarında Gakona yerlileri, Anchorage’dan askeri aileler ve bir Japon film ekibi de dahil olmak üzere yaklaşık 260 kişi katıldı. Tesis büyük ölçüde açıktı ve ziyaretçiler anten dizisinde dolaşıp oradaki personele sorular sorabiliyordu.

HAARP, 1990 ile 2014 yılları arasında Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri (USAF) ve Birleşik Devletler Donanması’nın ortaklaşa yönetilen bir programıydı. Amacı, dünyamızdaki iyonosferin askeri ve sivil iletişim ve navigasyon sistemlerimizi etkileyebilecek fiziksel ve elektriksel özelliklerini araştırmaktı.

HAARP’IN YAPABİLECEKLERİ NELERDİ?

HAARP’ın ana hedefi, atmosferin en üst kısmında iyonosfer adı verilen bölgenin temel bilim araştırmasıdır. Esasen atmosfer ile manyetosfer arasında bir geçiş olan iyonosfer, atmosferin güneşin X ışınlarının ve UV ışınlarının ulaşabileceği kadar ince olduğu, ancak bu ışınları absorbe edecek kadar yeterli molekül bulunacak kadar kalın olduğu yerdir.

Sonuç olarak, iyonosfer, ~ 70 km’de başlayıp ~ 300 km’de bir zirveye ulaşan ve ardından atmosfer tamamen ~ 1.000 km kaybolurken tekrar düşen serbest elektron yoğunluğundaki hızlı bir artıştan oluşur.

HAARP’ın çeşitli yönleri, iyonosferin tüm ana katmanlarını inceleyebilir.

HAARP ın yapabileceklerini aşağıda sıraladım.

Ororal elektrojetin modüle edilmiş ısıtması ile çok düşük frekanslı (VLF) radyo dalgaları oluşturmak, VLF dalgaları oluşturmak normalde devasa antenler gerektirdiğinden faydalıdır.

Tipik olarak görsel altı olan ancak rutin olarak tespit edilebilen yapay Airglow üretiliyor. Belirli jeofizik koşullar ve verici konfigürasyonları altında, çıplak gözle gözlemlenebilecek kadar parlak olabilir.

0,1 Hz aralığında son derece düşük frekanslı (ELF) dalgalar üretme.

Bunların başka bir şekilde üretilmesi neredeyse imkansızdır, çünkü bir antenin uzunluğu, yaydığı veya aldığı sinyalin dalga boyu tarafından belirlenir.

Manyetosfere giren ve diğer yarıküreye yayılan, yol boyunca Van Allen radyasyon kemeri parçacıklarıyla etkileşime giren whistler modu VLF sinyalleri üretmeIsıtılmış iyonosferin VLF uzaktan algılama

Bazı diğer araştırmaları ise şöyle sıralayabiliriz.

Plazma hattı gözlemleri

Uyarılmış elektron emisyon gözlemleri

Gyro frekanslı ısıtma araştırması

Yaygın F gözlemleri (F katmanındaki elektron yoğunluğundaki düzensizlikler nedeniyle radyo dalgalarının iyonosferik yankılarının bulanıklaşması)

Yüksek hızlı izleme çalışmalarıAirglow gözlemleri

Isıtma kaynaklı sintilasyon gözlemleri

VLF ve ELF oluşum gözlemleri

Göktaşlarının radyo gözlemleri

IRI’yi güçlü bir radar olarak kullanarak ve 49 MHz ve 139 MHz’de 28 MHz radar ve iki VHF radarı ile mezosferin araştırılmasıyla kutupsal mezosferik yaz ekoları (PMSE) incelenmiştir.

Hem HF hem de VHF bantlarını kapsayan birden fazla radarın varlığı, bilim insanlarının bir gün bu zor fenomeni oluşturan süreçlerin anlaşılmasına yol açabilecek karşılaştırmalı ölçümler yapmasına olanak tanır.

Dünya dışı HF radar yankıları üzerine araştırma: Lunar Echo deneyi (2008).

Yayılmış Spektrum Vericilerin Test Edilmesi (2009)

Meteor yağmurunun iyonosfer üzerindeki etkileri

İyonosferin güneş patlamaları ve jeomanyetik fırtınalardan tepkisi ve geri kazanımı

İyonosfer kaynaklı bozulmaların GPS uydu sinyal kalitesi üzerindeki etkisi

Dünyanın üst atmosferinde yüksek yoğunluklu plazma bulutları üretir Yeraltı görüntüleme.

25 Ağustos 2018 Cumartesi günü Gakona, Alaska’daki Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı (HAARP) tesisindeki kontrol odasında İyonosferik Araştırma Enstrümanı (IRI) tarafından oluşturulabilen bir ışın modelinin simülasyonu. IRI, iyonosferin belirli bir bölümüne odaklanabilen ve yönlendirilebilen 180 aşamalı antenlerden oluşur. (Loren Holmes / ADN)

 

Alaska’da kurulu HAARP İstasyonu 1993 yılında faaliyete geçmiş olup şu an aktif olan IRI (İyonosferik Araştırma Aracı) 2007 yılında tamamlanmıştır. HAARP’ın 2008 yılı itibarıyla vergi ile finanse edilmiş 250 milyon $ harcaması gerçekleşmiştir. Mayıs 2013’te müteahhit değişikliğinin beklenmesi nedeniyle geçici olarak kapatılacağı bildirilmiş, Mayıs 2014’te HAARP programının bir yıl içerisinde tamamen sona erdirilebileceği belirtilmiştir. Ağustos 2015’te tesis ve tüm ekipmanları Alaska Fairbanks Üniversitesine devredilmiştir.

İlk işlevsel tesis 1994 kışında üç pasif, teşhis cihazı ve 360 kW net yayma gücüne sahip 18 anten elemanından oluşan bir değerlendirme prototipi HF vericisi ile tamamlandı. 1999 yılına gelindiğinde, HAARP, teşhis takımına birkaç ek cihaz ve 48 anten elemanı ve 960 kW’lık net yayılan güç kapasitesine sahip gelişmiş bir HF vericisinin eklenmesiyle yüksek kaliteli iyonosferik araştırma yapabilen orta düzeyde bir seviyeye geliştirildi. 2003 ve 2006 yılları arasında tesise, bir UHF iyonosferik radar ve optik gözlemler için teleskopik bir kubbe dahil olmak üzere yeni cihazlar eklendi. HF vericisi artık 3.600 kW veya 3.6 MW’lık net yayılan güç kapasitesine sahip 180 anten elemanından oluşmaktadır.

HAARP insan yapımı, suni aurora yapabilir. Bütün komplo teorileri yanlıştır, zaten HAARP artık kapanmıştır ve okul olmuştur diyor Elle Fournier. Zaten ben Silikon vadisinde 3 ay kaldığımda bir tek bilim adamı HAARP  hakkında komplo teorilerinden bahsetmemişti.

Şimdi şu HAARP meselesine herkesin anlayacağı bir dille açıklık getirelim.

HAARP NEDİR?

Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı (HAARP), iyonosferin incelenmesi için dünyanın en yetenekli yüksek güçlü, yüksek frekanslı (HF) vericisidir. Ana araç İyonosferik Araştırma Aracıdır (IRI). HAARP’daki araştırmanın amacı, atmosferimizin en yüksek kısımlarında, termosfer ve iyonosfer adı verilen, zaten aktif olan fiziksel süreçlerin temel çalışmasını yapmaktır. Bu araştırma, İyonosferik Araştırma Enstrümanının kullanılmasını gerektiren (1) aktif ve yalnızca izleme araçlarını kullanan (2) pasif olmak üzere iki kategoriye ayrılır.

En önemli yanını şöyle izah edebiliriz. İyonosfer, yaklaşık 60 ila 80 km yükseklikte başlar ve 500 km rakımın üzerine kadar uzanır. İyonosferde radyo dalgalarının etkileşime girebileceği serbest elektronlar ve iyonlar vardır. HAARP radyo dalgaları elektronları ısıtır ve doğada meydana gelen etkileşim türlerine benzer küçük karışıklıklar yaratır. Doğa olayları rastgeledir ve gözlemlenmesi genellikle zordur. HAARP ile bilim insanları, tedirginliklerin, yani iyonosferdeki anormalliklerin ne zaman ve nerede meydana geleceğini kontrol edebilir, böylece etkilerini ölçebilirler. Ek olarak, ölçümlerin gerçekten araştırmacıların düşündüklerini gösterdiğini doğrulamak için deneyleri tekrarlayabilirler.

HAARP ta kimler araştırma yapmaktadır?

Araştırma yapabilecek bilim adamları, üniversite fizikçileri ve mühendisleri, öğrencileri, devlet bilim adamları ve iyonosfer ile iletişim ve radyo bilimi teori ve uygulamalarına ilgi duyan ticari firmalardan bilim adamlarıdır. Alaska Üniversitesi, Stanford Üniversitesi, Penn Eyalet Üniversitesi, Boston Koleji, Dartmouth Üniversitesi, Cornell Üniversitesi, Maryland Üniversitesi, Massachusetts Üniversitesi, MIT, Üniversite de dahil olmak üzere, başlangıcından günümüze kadar birçok üniversite HAARP’ta önemli bir rol oynamıştır. California Los Angeles, Clemson Üniversitesi ve Tulsa Üniversitesi.

Daha hala, HAARP şunu yapıyor veya bunu yapıyor diyemeyiz herhalde. Bu kadar üniversitenin ve onlarca bilim adamlarının araştırma yaptıkları HAARP ta muhakkak duyulurdu.

Ama şöyle diyebiliriz. HAARP göstermelik ama başka bir bölgede gizli bir araştırma merkezi olabilir ve bütün gayrı resmi denemeler oradan yapılıyor. İşte herkese yeni bir malzeme.

HAARP ın araştırmaları gizli midir?

Hayır, HAARP sınıflandırılmamıştır. Ulusal Çevre Politikası Yasasına uygun olarak 1992-1993 yılları arasında bir Çevresel Etki Çalışması (ÇBS) yürütülmüştür. Çevresel etki süreci belgeleri her zaman kamuya açık bir kayıt konusu olmuştur ve şimdi de öyledir.

HAARP iyonosferi uzun süre ısıtabilir mi?

Hayır. İyonosfer, doğası gereği, güneş tarafından hem karıştırılan hem de yenilenen türbülanslı bir ortam olduğundan, yapay olarak indüklenen etkiler hızla yok edilir. Etkinin orijinal olarak üretildiği iyonosferdeki yüksekliğe bağlı olarak, bu etkiler artık bir saniyeden az ila 10 dakika arasında değişen sürelerden sonra tespit edilemez.Bu sürece iyi bir benzetme, hızlı hareket eden bir akıntıya bir taş atmaktır. Taşın neden olduğu dalgalanmalar, hızla hareket eden suda hızla kaybolur ve biraz daha aşağıya doğru tamamen tespit edilemez. Bir UAF Jeofizik Enstitüsü bilim adamı, HAARP’ı “Yukon Nehri’ne bir daldırma ısıtıcısı” koymakla karşılaştırdı.

HAARP meteorolojiyi etkiler mi?

Hayır. HAARP’ın ilettiği frekans aralıklarındaki radyo dalgaları, ne troposferde ne de stratosferde – Dünya’nın havasını oluşturan atmosferin iki seviyesinde – absorbe edilmez. Etkileşim olmadığı için havayı kontrol etmenin bir yolu yoktur.HAARP sistemi temelde büyük bir radyo vericisidir. Radyo dalgaları, elektrik yükleri ve akımları ile etkileşime girer ve troposfer ile önemli ölçüde etkileşime girmez.Dahası, güneşin neden olduğu iyonosferik fırtınalar yüzeydeki havayı etkilemezse, HAARP’ın da etkileme şansı yoktur. Elektromanyetik etkileşimler yalnızca atmosferin nadir bulunan, ancak iyonosfer olarak bilinen yaklaşık 60-80 km’nin (45 milin biraz üzerinde) üzerindeki elektrik yüklü bölgesinin yakınında meydana gelir. İyonosfer, güneşin radyasyonu Dünya atmosferinin en yüksek seviyeleriyle etkileşime girdiğinde yaratılır ve sürekli olarak yenilenir.

HAARP VLF veya ELF dalgalar üretebilir mi?

Evet. Ancak HAARP tesisi, VLF / ELF frekans aralığında doğrudan sinyal iletmez. Bunun yerine, iyonosferde yaklaşık 100 km (62 milden fazla) yükseklikte VLF / ELF sinyalleri üretilir. 1 Hz’nin altından yaklaşık 20 kHz’e kadar değişen frekanslar, bu iyonosferik etkileşim süreci ile oluşturulabilir.

HAARP deprem yapabilir mi?

Hayır. 1995 yılından önce yani daha HAARP faaliyete geçmeden dünyamızda yüzlerce ölümcül deprem meydana geldi. HAARP ın depremlerle yakından ve uzaktan alakası yoktur. Yok efendin HAARP sismik dalga yaratıyromuş. Yahu HAARP ın yaydığı radyasyon nedir ki? Cehaletin de bir sınırı vardır. Bizim araştırmalarımızda ki  defalarca kere yazdım, birçok ön sinyaller gerek NASA Goddard Space ve gerekse NASA Ames laboratuvarlarında, benim gözümün önünde, Dr Freund ve ekibi tarafından defalarca denenmiştir. Deprem Ön Sinyallerinin 90% ı litosferde stres başladıktan sonra meydana gelirler. Lakin sadece güneşte delik açıldıktan sonra ‘sunspots’ daha güneş fırtınaları başlamadan önce güneş ile dünyamızın ‘gravity’ dediğimiz yer çekimi ilişkisi göze çarpmıştır. Uzun vadeli ıstatistikler göstermektedir ki o ilk 72 saat içerisinde gerek kutuplara yakın bölgelerde, gerekse zaten büyük stres altında olna faylarda depremler oluşmaktadır. Biliyoruz ki bu olayların arkasındaki fiziği ispat edemedikten sonra sadece teori olarak kalacaktır.

Ama çalışmaya ve araştırmaya devam ediyoruz.

Durmak yok ve son nefesime kadar deprem ön sinyalleri konusunda araştırmalarıma devam edeceğiz.

Lakin kabul etmek lazım ki, yukardaki bütün bilgiler sadece basit insanların değil gece-gündüz çalışan araştırmacıların da kafasını karıştırıyor.

Zaten kendilerini uzay bilimine vermiş bir çok araştırmacı şunları söylüyorlar.

Uzay fiziği kolay bir çalışma alanı değildir. Tıpkı karasal hava (sıcaklık, nem, yağış, rüzgar, görünürlük vb.) gibi kısa vadeli atmosfer değişikliklerinin etkilerini deneyimlediğiniz gibi, güneş ve dünya’nın da bizi etkileyen kendine özgü etkileşimleri vardır.

Uzay havası, bu bağlantıların anlaşılmasına ve güneş patlamalarının, manyetik fırtınaların ve diğer uzayla ilgili olayların tahmin edilmesine adanmış nispeten yeni bir bilim alanıdır. Bu etkileşimleri ne kadar çok anlarsak, etkilerine o kadar iyi hazırlanabiliriz.

Güneş patlamaları, radyo karartma fırtınaları olarak bilinen olaylar sırasında radyo iletişimi için kullanılan yüksek frekanslı radyo dalgalarını bozan veya engelleyen güçlü X-ışınları üretebilir.

Güneş enerjili parçacıklar (enerjik protonlar) uydu elektroniklerine nüfuz edebilir ve elektrik arızasına neden olabilir.

Bu enerjik parçacıklar ayrıca güneş radyasyonu fırtınaları sırasında yüksek enlemlerde radyo iletişimini engeller.

Koronal kütle püskürtmeleri (CME’ler) Dünya’da jeomanyetik fırtınalara neden olabilir ve toprakta güç şebekesi operasyonlarını bozabilecek ekstra akımlara neden olabilir.

Jeomanyetik fırtınalar, radyo seyrüsefer sistemlerinden (GPS ve GNSS) gelen sinyalleri de değiştirerek doğruluğun azalmasına neden olabilir. Jeomanyetik fırtınalar da aurora üretir. Uzay havası, bu teknolojilere güvenen insanları etkileyecek.

SONUÇ

HAARP projesi iklim kontrol silahı olması ve yapay deprem, zihin kontrolü yaratabilmesi gibi birçok komplo teorisine konu olmuştur. Bir kısım bilim insanları ve eleştirmenler tarafından bu iddiaların eksik veya hatalı bilgiye dayandığı, iddiaların tesisin kabiliyetlerinin çok üzerinde olduğu ve doğa biliminin kapsamını aştığı iddia edilmiştir. Ben de aynen bu düşünceye katılıyorum.

Stanford Üniversitesi profesörü, Türk bilim insanı Umran İnan, Popular Science dergisine verdiği demeçte iklim kontrolü ile ilgili komplo teorilerinin “tamamen yanlış bilgiye dayandığını” belirtmiş ve “Dünya gezegeninin (meteorolojik) sistemlerini ne yapsak bozamayız. Her ne kadar HAARP’ın yaydığı radyasyon çok büyük de olsa, bir şimşeğin gücü ile kıyaslandığında çok küçüktür ve tüm dünyada saniyede 50 ila 100 şimşek çakmaktadır, HAARP’ın yoğunluğu çok küçük” demiştir.

Ben şöyle düşünüyorum.

İnsan beyni yaratıcıdır, lakin her ne kadar pozitif bilim yaratsa dahi eğer bilimini tatbik edemezse, kısacası devletten destek görmez, okuduğu üniversite dinlemez vb, o zaman maalesef kendisini üste çıkarmak ve ses getirmek için abuk subuk fantezilere yönelir…

Sadece Türkiye de değil, Fransa da bile on sene kadar önce, Breton bölgesinin Meteoroloji müdürü, Fransa kıyılarında kasırgayı ancak HAARP yapabilir dediği için görevinden alınmıştı.

Uzay bilimi, atmosfer bilimi, jeolojinin deprem bölümü dünyanın en geri kalmış bilim dallarıdır. Bu bilim dallarının bence ancak 20% si bilinmektedir. Bütün problem bu bilim dallarını araştırmak için yüksek miktarda meblağ lazımdır.

Öte yandan unutmamalıyız ki küçük yaşlardan kendilerini bilimsel araştırmaya adayan kişilere sahip çıkılması gerekir. Dünyada bulunan en önemli fizik kuralları, en büyük keşifler şahıslar tarafından gerçekleşmiştir… Bazen bir şahsın beyni, ruh yapısı, azmi, tutarlılığı, cesareti ve kendisine kattığı değerler yüzlerce akademisyene bedeldir. Tarih şahidimizdir. İstediğiniz kadar ünivsersiteye gidin, iyi talebe olun, ancak okuduklarınızı ve öğrendiklerinizi öğretebilirsiniz ve şahsi araştırmalarınız yoksa geri kalana yani bilmediklerinize ancak ‘’Öyle şey yoktur, bilimsel değildir’ diye abuk subuk cevaplar verirsiniz. Dünyamız bu tip akademisyenlerle doludur maalesef. İçler acısı bir durum.

Bilimsel araştırma, üstelik eğer bu araştırma hayat kurtarıyorsa kutsaldır ve desteklenmelidir. Hepimiz ölümsüz bir canlı atom parçasıyız, eğer tabiata kötülük yapıyorsak bu kötülük geri teper. Öyle bir teperki bu tepkiye karşı koyabilmek için bir milyon akademisyen ve yüz triyon dolar bile fayda etmez.. Bunun bedelini çok ağır öderiz. Bilimsel araştırmanın ülkesi, bayrağı, dini, ırkı ve sınırı yoktur…

Bu kutsal göreve hep beraber sahip çıkmalıyız.

Bilimden, ilimden, sanattan ve spordan uzak bir ülke çökmeye mahkumdur…

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Nasfet iristay dedi ki:

    Frekansların neler yapabileceğini bütün bilim insanları bilir.İsmini ne koyarsanız koyun,sonu bir titreşim ve dalga boyudur.Teslanın yaptığı ve hala buğün amerika tarafından açıklanmayan ama çalışmaları yapılan deneylerin Daha sonuna varılmamıştır.depremlerde sürtünme ve kırılmadan meydana gelen frekansların neticesidir.

YORUM YAZ