Aşkı Yüceltenler mi, Aşkın Yücelttikleri mi?

Dr. Metin Aycıl
Dr. Metin Aycıl
  • 01.09.2020
  • 3.947 kez okundu

Uzanıyorduk sahilde, akşam güneşinde

Ben güneşten sakınırken

Sen güneşle kucaklaşıyordun

Ayrıştık güneşle birlikte

Sen doğduğu yönde

Ben battığı yönde…

Güneş doğduğu yerde seni ısıtıyor

Battığı yerde beni yakıyordu

Bizimle eğlenircesine…

Çelişiyordu sanki hayat

                               kendi içinde…

Döndüm sana baktım

                               bana bakıyordun…

Sen kendi ışığında parlıyordun

Ben seninle aydınlanıyordum…

Uzanıyorduk sahilde, akşam güneşinde

Büyüyorduk sanki her şekilde…

AKŞAM GÜNEŞİ – Metin Aycıl (14 Ağustos 2020)

Geçen yazımda belirttiğim gibi, ben terazinin sürekli Aşk kefesine odaklanıyorum. Aşk kefesine odaklanma gereğini ve inancımı da yine geçen yazımda anlatmaya çalışmıştım.

Terazinin Kefesi” deyince, geçenlerde birden aklıma geldi ve kendi kendime gülümsedim. Kefeli teraziler kullanımdan kalkalı herhalde kırk yıla yaklaşmıştır; bu zaman dilimi, yörelere göre farklılık göstermiş olabilir. Bu nedenle söylediklerimin ve anlatmak istediklerimin, özellikle genç nesil tarafından anlaşılamayacağı düşüncesi beni tedirgin etti. Kendimi daha iyi ifade edebilmek için, bu yazımda kefeli terazi görseline yer vermeyi arzu ettim.

Herkesin gönlündeki terazide, Aşk kefesinin her zaman dolmasını ve ağır basmasını diliyorum.

Yazının başlığı, tarihteki ünlü insanların, Aşk hikâyelerini düşününce aklıma geldi. Bu insanlar, Aşkları olmasalardı o kadar ünlü olurlar mıydı ya da ünlü oldukları için mi Aşkları da ünlü oldu? Tarihi değiştiren adımları atmalarında Aşkları ne kadar etkiliydi? Bazı hikâyelerde bu sorulara kolayca cevap vermek mümkün oluyorken, bazılarında ise mümkün olmuyor.

Kendi tarihimizde de ölümsüzleşmiş Aşk hikâyelerinin sayısı az değil. “Muhteşem Yüzyıl” TV dizisinin ana konusu olan Kanunî Sultan Süleyman ile Hürrem arasındaki büyük Aşka değinmeye gerek bile duymuyorum; zira çoğumuz izledik bu diziyi. İkilinin Aşkı o kadar büyüktü ki, Kanunî kendisine gazeller yazmış, her fırsatta değerli hediyeler vermiştir. Osmanlı İmparatorluğu hanedanında bu kadar büyük bir Aşka tanık olunmamıştır. Hürrem Sultan’ın doğduğu Rutenya’da (Ukrayna) heykeli bulunmakta, evi de birçok kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Yine tarihin en ünlü Aşıklarından Marcus Antonius ile Kleopatra’yı ayırmak için üzerlerine ordular gönderilmiş; ancak iki sevgili ayrılmak yerine birlikte intihar etmeyi seçmişlerdir (İ.Ö. 30)

Ünlü Aşklardan bazılarını hatırlayalım: Napolyon Bonapart ve Josephine, Voltaire ve Emilie du Chatelet, Prens Rainier ve Grace Kelly ve daha niceleri…

Tarihte bu tür örneklerin sayısı az değil. Tarihin eski sayfalarını karıştırıp, sorumuza cevap aramak yerine, Aşk konusunda kendi tarihimizi yazmak ve yaşamak en güzeli diye düşünüyorum.

Başlıktaki   “Aşkı Yüceltenler mi, Aşkın Yücelttikleri mi?” sorusuna kim ne cevap verebilir bilemiyorum; ya da herkes kendince bir cevap bulacaktır. Peki, benim bu soruya cevabım nedir?

Önceliklendirmek o kadar da kolay değil sanki; belki o kadar da önemli değil. Hani, iki paralel ayna arasında durduğumuz zaman görüntü sayısı sonsuz oluyor ya. İki ayna arasına, gönlümüzde Aşk ile girelim, hayat tepeden tırnağa Aşk olsun ve Aşkımız sonsuz olsun.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ