enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

DOĞAN YUVANÇ

Ben Doğan Yuvanç. 10 Ağustos 1953’te Akyarlar Hüseyin Feneri’nde doğdum. Babam o zamanlarda süngere giderdi. Taaa Marmara Denizi'ne, Gökçe Adadan, Bozcaada'ya kadar denizlerin derinliklerinde sünger avlarlardı. Aylarca gelmezdi babam. Annem de dedemin fenercilik yaptığı fenerde kalırdı bu uzun dönemde...

Balıkçı Kasabası

Öykülerin en güzeli balıkçı kasabalarında yazılmıştır namına uygun dingin, huzur verici. En güzel aşk hikâyeleri burada yazılmıştır. Ve aşkla yaşanan her güzellik, hasret, acı, sevinç, özlem bu küçük kasabada daha da değer bulmuştur. Romanlar bile kıskanmıştır balıkçı kasabalarının aşk hikâyelerini. En uzun ve her sayfası aşkla işlenmiş yüzlerce sayfada anlatmıştır yazarlar. Belki de kendisi yasamıştır o güzel aşk hikâyesini bu balıkçı kasabasında.

Kendi hikâyesidir aslında anlattıkları bizlere. Herkesin vardır böylesi bir aşk hikâyesi… Belki de o aşkın içinde yaşamayı hayal etmiştir balıkçı kasabasında. Daracık sokaklarında çocuklar oynar ve oyun aralarında nefeslenmek için durduklarında denizin hasretinden konuşurlar akşamları lüküs (Bodrumca) fenerinin ve gaz yağı gandilinin ışığında babalarının anlattıklarını dinlerken öğrendikleri hikâyelerden. Rüyalarında bile denizi görürler ve denizle yaşarlar… Babalarının dönüşünü beklerler iskelelerde gayıklara atlamak için. Kim bilir gayığa atlarken denize bile düştükleri olur kendi kendilerine gülecekleri. Sanki kırk yıllık balıkçılar gibi ağları temizlemeye çalışırlar babalarının öğrettikleri ile. Kimileri de ilk acıyı tadarlar adını bilmedikleri balık türünün ilk sokmasıyla. Denizin ilk acısıyla tanışmış olurlar böylece. Büyüyüp geliştikçe balıkçı kasabasının gerçekleri de onlarla beraber büyür. Sokaklarında oyun oynadıkları kasaba onlara hayatın gerçeklerini öğretmeye başlar. Tıpkı babalarının annelerinin onlardan evvel yaşadıkları döngüyü kopyası gibi onlar yaşarlar. Bilinen hikâyedir aşk hikâyeleri fakat her zamanda o kazanır. İlk bakış ilk ateş kalplerde ve ilk dokunuş. Önemli olan aşkın kimyasının ruhlarda beden bulması. Kuytu köşelerde buluşmalar, konuşmalar, bakışmalar ve de öpüşmeler… Denizlerin fırtınası gönüllerde kopmaya başlamıştır artık. Kavuşana kadar fırtınalar ardı ardına patlar gönüllerde. Limanlar bile tekin değildir artık. Geceleri balığa çıktıkları zaman fenerleri ararlar ışıklarında yavuklularının yüzlerini hayal etmek için saniyeler süren ışık huzmelerinde fenerlerin. Sabah limana döndüklerinde onları görünceye kadar Poseidon’la savaşırlar… Günün birinde gönüllerdeki fırtınalar geleneksel kız istemeyle biraz olsun diner… Ta ki düğün dernek kuruluncaya kadar. Bir gün meydanda düğün hazırlıkları başlar ve fırtına son sağanakları ile gönüllerdeki ateşi yeniden güçlendirir. Aşk şarkıları bir anlamlı olur bu düğün derneklerde. Herkes yavuklusuyla hayallere dalar müziğin melodilerinde. Aşk hikâyesi, çoluk çocuğa karışınca bir başka evreye geçer ve bu döngü bu sefer doğacak çocuklar için hazırlıklara başlar. Dedik ya öykü, hikâye veya roman içinde küçük balıkçı kasabası ve aşk hikâyesi olunca bir başka güzel oluyor. Balıkçı kasabasının balık ve deniz kokan sokaklarında dolaşırken bir başka dünyada yürüyorsunuzdur sanki. Fırtınaları yaman bile olsa dingin günlerinde denizin durgunluğu ruhunuzu dindirir sizi alıp götürür olmak istediğiniz yerlere.

Küçükken elimizdeki bir dilim şekerli ekmekle deniz kenarında otururken hayaller kurduğum günler geldi aklıma. Fırtınalarda eriştelerin karaya vurduğu ve biz çocuklara oyun sahası olduğu günler geldi aklıma… Zaten balık kokuyorduk şimdi de hepten balık kokuyoruz eriştelerin içinde yuvarlanırken. Kıyılarında iskeleler vardı hayallerimizin denize doğru uzandığı. Balıklar yakalardık o balıkların çocukça sevinçlerimize ortak olurcasına ve yine balık kokardık yakaladıklarımızla. Bak yine voli ağlarını dokuyor balıkçı ekmek kavgası için hayatla. Biraz sonra denizi tokmaklayacak ağlarına daha fazla balık doldurmak için. Sokak balıkçıları balıkları satmaya çıkacak biraz sonra bağırarak e zaten herkes balık yiyor bu kasabada… Yine masalar kurulacak, balıklar, kavunlar peynirler hazırlanacak akşam ki güzellikler için ve rakılar içilecek fırtınaları sarhoş etmek için gönüllerde… Bir köşede bir yabancı oturuyor bütün bu olanları seyrederek. Belki de hayaller kuruyordur kendi kendine. İşte tam bu yer benim hayallerimin ve hayatımın yeni ortağı olacak diye. Bu hayallerle küçük balıkçı kasabasının yeni serüveni başlar.

Deriz ya hep “Bir gün tası tarağı satıp küçük bir balıkçı kasabasına yerleşeceğim” veya “Emekli olunca hayalimdeki balıkçı kasabasına demir atacağım”  Evet; sen, ben, o ve çoğumuz öyle yaptık ve balıkçı kasabasına yerleştik ve bir fırtına kopardı ki evlere şenlik. Fırtına değil mübarek tufan. Hayallerle beraber balıkçı kasabasını da yok ettik. Şimdilerde o fırtınanın denizleri çekiliyor ve zararı görüyoruz. Ne yazık ki hayallerle birlikte kasabayı da silip süpürmüş…  Ve yeni bir balıkçı kasabası yaratacağız yeniden hayallerimiz ve aşklarımız için kim bilir…

Yazarın Diğer Yazıları