enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

CHP Kurultaya Giderken…

02.09.2014
0
A+
A-

cheap Baclofen 10 mg  chp kurultaya giderken
CHP kurultay öncesi Muğla barosu başkanı sayın Avukat Mustafa İlker Gürkan’la yapmış olduğumuz mütalaada aşağıdaki görüşler ortaya çıkmıştır;

İnsanları verdikleri cevaplarla değil sordukları sorularla da değerlendirmelisiniz!…

Türkiye’nin son 12 yılda geldiği yer –sosyo/ekonomik ölçütlerle- tatmin edici midir? Olumlu buluyor musunuz?

Türkiye 12 yıl önce olduğu yer ile kıyaslandığında ve Dünyanın bir çok ülkesinin -o günlerden bu güne gelindiğinde- 12 yıllık gelişmeleri kıyaslandığında; Evet; ülkemizde bir kısım ilerlemeler, düzelmeler ve ıslahatlar yapılmıştır. Ancak… Dünya ile kıyaslandığında gerçekleştirdiğimiz ilerleme; TATMİN EDİCİ değildir. Olumlu da görülemez.

Elektrik –Demir çelik- Kağıt üretimi… Bilimsel ve teknik alanda gerçekleşen yeniliklerin üretimi, Sanat ve Edebiyat da içinde olmak üzere “kültür hayatımızda” gerçekleşen “üretim”… Ve daha bir çok alanda; 2002 de bizle birlikte yola çıkan bir çok ülke yada halk; Dünya Uluslar ailesi içinde bizden oldukça ileride yer almışlardır . Bir Ülkenin/Ulusun gelişmişlik düzeyinin değerlendirilmesinde en sağlam ölçü O’nu dünya ailesi içinde gelişen/ilerleyen Ülkeler/Uluslarla kıyaslamaktır. 2000’li yıllardan bu yana Rusya 7 kat büyüdü ama Türkiye 3,5 kat büyüdü. Biz geri kaldık. Bizim son 10-15 yılda büyümemiz muadil ülkelere göre geri 2002 öncesine göre ileridir.

Yaşam ve üretim kalitesi de bir ülkenin gelişmişlik ölçütüdür. Özellikle 1970’li yılların ortasından itibaren yaşam ve üretim kalitesinde yaşanan ciddi bozulma bazı ülkelerdeki rakamların dilini dahi anlamsız kılmıştır.

Burada bir “ön tahmin” yapalım: CHP’nin hedefi GSMH’yı 20-30 bin doların aralığına çıkarmak olmalı ve bu ilan edilmelidir. Bunun için bir şey yapmamıza gerek yok… “Olacak” çünkü!.. Ve o zaman kim iktidardaysa, O kazanacak…

Bu tablonun Türkiye’deki etkilerini nasıl tanımlayabiliriz?

Bu tablo “Türk Elitlerinin/Aydınlarının” düşünmesine yol açtı. Komünistler; düşünsel

faaliyetlerini “sisteme karşı tavır almak” biçiminde sonuçlandırdılar. Bunu eylemli olarak da ifade ettiler.

Ama anti-komünizmi temel çizgisi olarak benimsemiş faşist yada totaliter unsurlar ise düzenin “paramiliter” güçleri olmak yolunu seçtiler.  Şüphesiz bu “kontra-seçimde” emperyalist merkezlerin doğrudan müdahalesi olmuştur. Zaten o dönemlerde ortaya çıkan yada çıkarılan istihbarat/istihbaratçı bağlantıları da; emperyalizmin “istikrarsızlaştırma” siyasetini açık biçimde sergilemiştir.

Belirtmeliyiz ki; Sol’un bir ekonomik model oluşturması ve adını koyması lazım. Bu modelin köşe taşları zaten kendini hissettiriyor. Cesurca “adlandırmak” ve ifade etmek/ilan etmek/sahip çıkmak gerekiyor.

buy diflucan cheap Clonidine Hiç kuşkusuz emperyalist sistem egemenliği altındaki Bölgeler/Devletler/Uluslara bir görev biçer. Bizim bunları değiştirme şansımız nedir?

Böylesine büyük güçlerin “plan ve programlarına karşı” başarının ön koşulu; sağlam ve sağlıklı bir düşünsel faaliyeti (entelektüel çözümlemeleri ve giderek stratejik planlamayı) gerçekleştirmektir.

Türkiyemiz –ne yazık ki- uzun bir süre, 1990’ların ortasına kadar- “entelektüel çoraklık” içinde kaldı. Bunu önce TSK fark etti ve TSK da değişimde zaten bu sıralarda gerçekleşti. Ama sanayicilerimiz için aynı şey söylenemez. Örneğin; Gümrük birliği anlaşmasına karşı çıkmasına rağmen bu anlaşmadan en çok yararlanan Koç Gurubudur. Ünlü halk deyişimiz: “Nefse ağır gelen hakka hayırlıdır”

Bir noktaya dikkat çekelim; değerlendirmesini okurlara bırakalım. “Almanya’nın Frederic’den beri Türkiye siyaseti” diye bir kitabı var. Bu eser Türkiye’nin, Almanya’nın emperyalist siyasetine ısrarla ve kararlılıkla direndiğini… Direnebildiğini yazıyor. “Nasıl oluyormuş?” diye sorarsanız… Kitabın cevabı şöyle: { ABD ve İngiltere’ye dayanarak. Hatta İsrail dahi burada rol oynuyor}

Evet ciddi biçimde “entelektüel kuraklık”tan kurtulmalıyız. Böylesi bir kuraklık O toplumun kaçınılmaz biçimde iflasını sonuçlar… Polonya örneğinde olduğu gibi!…

Bu tablo karşısında CHP ne nasıl bir kısa vadeli çalışma programı -somut hedefler içerek biçimde- sunar mısınız?

Birinci hedef; “Kurumsallaşmış Parti İçi Demokrasinin gerçekleştirilmesidir.

Son üç seçim:            2011 Milletvekili seçimleri

2014 30 Mart Yerel Seçimleri

2014 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimleri… Bu seçimlerin üçünde de “demokratik mekanizmaların kullanılmamış olması” partili kadrolarda ciddi hayal kırıklıkları yaratmıştır.

Şöyle ki:

a)                         Geniş kitlelerin; kendi görüşlerine/tercihlerine değer verilmeyen, önemsenmeyen yurttaşlar olarak umutları (Partinin geleceğinde söz ve karar sahibi olabileceğine dair umutları) kırıldı. “Toplumsal bakımdan muhalif” İnsanlarımız; kendilerini “sözlerine/tercihlerine değer verilmeyen” sıradan insanlar olarak hissettiler. Soruları şuydu: AKP seçmeni ile CHP seçmeni olarak hatta üyesi olarak benim farkım nedir?

b)                        Partide bütünsellik için öncelikli koşul; üyeler, Ülkemizin hayati sorunlarında dayatmalarla karşı karşıya kalmamalıdır. Oysa CB seçimlerinde Partili üyeler kitle halinde kendilerini bir “dayatma ile karşı karşıya” hissettiler.

Partinin üye kitlesi hatta üst düzey kadrolarında bile görülen “devre dışı bırakıldığı” hissi, parti örgütlerinin büyük ölçüde pasif kalmasına yeterli etkinlikte çalışmamasına yol açmıştır. Açıkça bir “heves kırılması” yaratmıştır.

“Tabanın söz ve karar sahibi olduğu” Demokrasi anlayışı, bir parti içinde “gönüllü seferberliğin” ön koşuludur.

Ders 1:”Tabanın söz ve karar sahibi olması”, Partimiz için zaman ve koşullar gözetilmeksizin vazgeçilemez, ertelenemez yada ihmal edilemez bir mücadele ilkesidir.

 İkinci hedef: Parti egemen güçlerin yarattığı gündemle değil kendisi gündem yaratarak siyaset yapmalıdır. Toplumsal-ekonomik-politik yada kültürel yaşam öylesine “zengin olanaklar” sunuyor ki; Toplumun “günlük aktüel yaşamını ” ilgilendiren projeler oluşturmak ve topluma sunmak için; öylesine yetkin kadrolarımız varki… Toplumun ilgisini çekmek- dikkatini yoğunlaştırmak başarabileceğimiz bir hedef olarak önümüzde durmaktadır. Bütün mesele; en geniş çaplı olandan en dar kapsamlı olana kadar tüm hareket stratejimizi kim ve nasıl belirleyecektir? Üzerinde çalışmamız ve yoğunlaşmamız gereken konu budur.

Üçüncü hedef: Muhalefette, “muhalefet” gibi davranmak; Partinin geniş yığınlarca tanınması-bilinmesi ve benimsenmesi için şu alanlarda ilkesel kararlara varması gerekir.

a)      Toplumsal bakımdan muhalefet gibi davranmak; toplumun sınıf ve katmanlarıyla (ve onların örgütlü ifadeleriyle)sürekli ve güvenilir bir ilişki kurmayı zorunlu kılar. Bunun strateji ve planları yapılmalıdır.

b)      Entelektüel bakımdan muhalefet gibi davranmak; Siyasetin ve Hayatın tüm alanlarında eleştirileri, çözümleri ve bunların iktidarın çözümleri ile farklarını ortaya koymak zorunludur. Neoliberal siyasetin, dinci-ümmetçi düşüncenin ve “Türk Milleti” gerçeğinin reddi biçiminde tezahür eden egemen ideolojik saldırıların karşısında geniş-yığınsal ve yeni bir “Kamucu-Laik-Milli” bir ideo-politik hattın oluşturulmasını zorunlu kılar.

c)      Ülkemizde en önemli ideo-politik sorun “Kürt sorunudur”. Kürt yurttaşlarımızın dil ve kültürlerine saygı ve daha da önemlisi sevgi ile davranmak önümüzde yakıcı bir görev olarak duruyor. Kendisine ilerici diyen her yurttaşımızın bu konuda gereken duyarlığı göstermesi gerekir. Roboski’nin adı Roboski’dir. Oraya “Uludere” demek ve üstelik ısrar etmek… Anlamsız ve yanlış bir inatlaşmadan başka anlam taşımamaktadır. Hepimizin Türkiye Kürtlerinin, diğer parçalardaki Kürtlerle farkını görmesi ve vurgulaması gerekir. Kürtlerin “varoluşları için verdikleri” mücadele tarihinde herkesi üzen hatta vahim ölçekde olaylar olmuştur. Hepimize düşen görev Türklerinde, Kürtlerinde yanlışlar konusunda reddi miras yapmaktır. Bunu yapabilecek gücü- türk-kürt ayırımı olmaksızın-halkımızın göstermesi gerekir.

Dördüncü hedef: Türkiye’nin belirsizliği nedeniyle çok tartışılan bir sorunudur. Avrupa Birliği (AB) konusunda tutumumuz net olmalıdır. Açık ki ya AB üyeliğini reddedeceğiz yada bir “uygarlık projesi” olarak niteleyip ona göre davranacağız. Bu noktaya geldiğimizde “Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye” sloganını sorgulamamız gerekiyor. Bu sloganın sorgulanması tarihsel bir tercihi ortaya koyacaktır.

Beşinci hedef: Komşularımızla ilişkilerimizdir. Bu konuda temel ilke Büyük Atatürk tarafından belirlenmiştir. “Yurtta sulh Cihanda sulh”… Ancak bizim iyi dileklerimiz her zaman olumlu sonuçlar almak için yetmiyor. Gerek bölgemiz gerekse bütün dünya için başlıca tehdit; ABD emperyalizminin özellikle “savaştan beslenen” sermaye gurubudur. Yurtta Barış Dünyada barış ilkemize kopmaz biçimde bağlı kalarak “Devletlerin dostları yada düşmanları yoktur. Menfaatleri vardır” kuralını düstur edinip komşularımızla diyalog ve ekonomik, sosyal, kültürel işbirliği –olmadığı yerde ilişki- içinde olmalıyız. Etrafımızdaki denizler, Türkiye’nin dünya haritasında bulunduğu konum bizim gelişmemizin ilerlememizin temel koşulunun “barış’ı savunmaktan” geçtiğini gösteriyor.

İçinde bulunduğumuz “Ortadoğu” bölgesinde bunu başarabilmenin tarihsel sorumluluğu altındayız.

Yaptığımız tespitler ve saptadığımız hedeflerle dostlarımıza bir perspektif sunmaya çalıştık. Elbette bunun mükemmel olduğu iddiasında değiliz. Ancak; üzerinde tartışılacak bir metin ortaya koyduğumuz kanaatindeyim.

Sevgilerim ve Saygılarımla.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Necdet Çelikhan dedi ki:

    Bir soru da bende;
    Bu kadar çok(ibadullah!)laf ürettiğimiz ama icraatı bulunmayan bir kavramı nasıl değerlendirirsiniz?

    1. Necdet Çelikhan dedi ki:

      Ekleme;
      Burada “kavram”dan kasıt sol jargon çeşitliliği ve politika olarak nitelendirildikleridir.

  2. Necdet Çelikhan dedi ki:

    Bulunduğu ortamlarda bozguncu anarşist gibi sıfatlara layık görüldüğü ima edilmiş bir adam Necdet Çelikhan salt ve en özetinden aslında şınu demek istemişti, syn Öztürk;
    O bildiğimiz “sol”kavramları delik deşik etmiş,laf üretmekten öteye hiçbir ameli olmayan ama kahve benzeri ortamlarda sıklık ile iktidardan şikayet eden kendisine artık muhalefet dahi denilemeyecek bir oluşum,bugün şikayet ettiklerimizin baş sorumlusu vede devam edenin de keza asıl suçlusudur!

    Zira,laf üretme ötesi herhangi bir eylemi yoktur! Muhalefet beklentilerimize cevap verme sorumluluğunu ve yeteneğini taşıyamayacak durumda ise görevini yapamıyor demektir.
    Diyalektik yaklaşımların hiçbir getirisinin olmadığı,lafınızın hiçbir kıymeti harbiyesinin bulunmadığı,gözlerimizin içine bakarak gayrı meşru tüm eylemleri gerçekleştiren bir iktidar için başka nasıl bir çare düşünülüyor ki?

    Adam kendini zorla aklatıyor,vıdı vıdı
    Adam Biraz önce kendisi tercih edilmedi diye kızdı ve Yargı törenlerini iptal etti,vıdı vıdı
    Hangi birini sayalım?
    Adam tank gibi geçti tüm yasa ve kuralların üzerinden geçmeye de devam ediyor,vıdı vıdı.
    Demokrasi diyerek meclise soktuğun adam aslında “tramvay benzetmsi ile”demokrasi anlayışını ortaya koymuş ,ve seninde birinci görevin rejimi korumak olduğu halde “Demokrasi”aldatmacası ile adamı içeri sokmuştun ya!Suçlusun o nedenle!
    Anayasa mahkemesi “odak noktası”olarak adam ve şürekasını mahkum ilan ettiğinde,TBMM ini bu gayrımeşrular ile paylaşmaya devam ederek yine suç işledin!

    Adam şimdi tüm devlet kurumlarını ele geçirdi,artık olanı kadar dahi Demokrasi yok,sen hala,vıdı vıdı!

    Özetle biz muhalefeti bugün içinde bulunduğumuz şartlarda ,yani iktidarın tüm yasa ve temayüllerin üzerinden tank ile geçerken laf üretme yerine,baştan beri gayrı meşru olan bu iktidar ile TBMM ini paylaşıyor olmayıp,meydanlara inmesi ve düşün peşime demesini bekleriz. Gerisi laf’ü güzaftır.Bahis konusu eylemin de “Demokratik yasallığı” tescillidir.Sadece bir miktar yürek ister!
    Eylemden kastımız budur bizim syn Öztürk.”Bursa nutkudur” Demokratik olduğu kesin olan mesela!

    Öyle kendimizden menkul “politika” ve “siyaset” adını verdiğimiz,gerçeği ile hiç alakası olmayan “büyüklere oyunlar” polemiği değil bizi ilgilendiren kısımları.
    Kendimizi ifade edebildik umut ederim!

  3. DURAN ÖZTÜRK dedi ki:

    Belden aşagı , bilği kirliliği yapan ve kişiselleştiren yorumculara yorumla cevap vermiyorum.
    Sayın yorumcu Nejdet Çelikan kişiselleştirmeden düşünsel ve kavramlar üzerine yorum yapmıştır…Katkısından dolayı kendisine teşekkür ederim. Nejdet beyin Yorumunun ana teması “sol” ve“Ben lafa değil, icraata bakarım” …
    Tarikatların sivil toplum örgütlenmesi olduğunu söyleyenler CHP’nin ötesindeki soldan çıktı; AKP’nin devrimci bir parti olduğunu keşfedenler ve CHP’yi faşistlikle itham edenlerdi onlar…
    Yine onlar RTE Anayasası’na kalkan olanlar hem devrim hem de işçi sınıfı adına konuştuklarını ileri sürmektelerdi.
    Ben “bu kadar kirlenen sol kavramı tez elden terk edile”cilerden değilim. Bu bir ideolojik mücadeledir, kavramları terk ederek, alan boşaltarak bu işle baş edilmez. Çıkılacak, “sol budur

    “…Son yılların belki de, en pervasız, en “etikdışı” propagandasıdır şu AKP’nin tv reklamları. “Ben icraata bakarım” cümlesiyle sonlanan bu reklam filmlerinin sadece sonuca işaret eden, ona giden yolları, yöntemleri sorgulamayı devre dışı bırakan, muhatabına “faydayı”anımsatarak onunla yetinmesini öneren bir içeriği var.

    Nejdet bey Küçük emekçi mantığının baktığı yerden yakalamış meseleyi. “Önündeki lokmana bak, gerisine karışma”yı bu kadar allayıp, pullayıp sunmak bu bereketli topraklarda yararcılığın her zaman pirim yaptığını bilen uyanık bir zihniyetin işi olabilirdi elbette. “Ben lafa değil, icraata bakarım” kadar korkunç, bunu diline dolayını sevimsizleştiren başka bir cümle var mıdır, bilemem? AKP, bu filmlerle, kendisine yönelik, başta yolsuzluk olmak üzere tüm yüz kızartıcı suçları dolaylı da olsa kabul ettiğini duyurmuş oluyor hepimize. Çalınıp, çırpılıyor olsa da“hastanede sıra beklememeyi”seçmenine hatırlatarak, kusuru, sözümona “hizmetle”kapamak bu dinibütünlerin politika yapma tarzı. Hep böyle olageldi aslında. İçine sokuldukları mahrumiyet durumundan çıktıklarını sanmalarınıa yol açacak küçücük “ihsanlar”dan yoksun kalmamak için yapılanı, edileni görmemeyi tercih eden bir seçmen oluşturdular bunlar. Başarılı olduklarını biliyoruz…”

  4. Yavuz YILDIZ dedi ki:

    YAPILACAK ÇOK İŞ VAR, HEMEN BAŞLAYALIM !
    Türkiye 12 yılda uçan kuşa borçlanmış, varını yoğunu satmıştır. Sanayi üretimi çok azalmış ve rant ekonomisi yaratılmıştır. Bu ekonomik model bir krizde Yeni Türkiye denilen ucubeyi ve AKP’yi alıp götürecektir. Onların bir krizlik ömrü vardır.
    Bu 12 yıl içerisinde ülkenin bütün değerleri, kurum ve kuruluşları, parti ve bazı kişilerin çıkarı için darmadağın edilmiştir. Ayakta dimdik duran bir CHP kalmıştır.
    Ülkeyi AB standartlarına ulaştırmalıyız. AB’de NE VARSA BİZDE de OLMALI !
    Bireysel özgürlükleri çok önemsiyorum. Başta etnik ve inanç sorunları olmak üzere, sorunları bireysel özgürlükler kapsamında çözebiliriz.
    Partimin katılımcı demokrasi, cinsiyet kotası… gibi çağdaşlığın vazgeçilmezleri üzerine eğilmesi istiyorum.
    Yoksul – varsıl arasındaki makas çok açıldı. Köle gibi çalıştırılan asgari ücretlilere sahip çıkmalıyız. Çok kazanandan çok almalıyız.
    Üyelere / halka güvenmeliyiz. Partim benim ne düşündüğümü sormalı. Biz kardo değil, kitle partisiyiz. Gereğini yapmalıyız.
    CHP olarak elimizde; 90 yıllık deneyim, kadro zenginliği, program ve projeler var.
    Öyleyse; DURMAK YOK ! SEFERBERLİK BAŞLAMALI…

  5. Ayla Gürpınar dedi ki:

    Sn.Öztürk sormuş, Sn. Gürkan kendisine düşünülerek sorulan sorular üzerinden entellektüel değerlendirmesini, son cümlede belirtildiği gibi tamamlanmasa da, başarıyla yapmış. Kendi adıma teşekkür ederim. Yorumlar kısmında Sn. Çelikhan kısaca ” lafları uzatmayın, ülke elden gitti, CHP olarak TBMM yi terk edin, halkın gücü bize yeter – demiş (anladığımı kendi sözcüklerimle ifade etmeye çalıştım). Hepsine saygı duyuyorum ama sormadan da edemiyorum. Merkeze veya TBMM ye gidene kadar önce herkes neden kendi bölgesine bakmıyor? Bodrum Yarımadası benim ve bizlerin bölgesi. 1998 yılından beri bu bölgenin CHP yönetimini-yapısını gayet iyi bilirim. Delege ağalığını, sahiplenilen koltuklardan vazgeçilememeyi, örgütlenmenin ve CHP için gönüllü çalışmak isteyenlerin engellendiğini ve hatta “sizin hesabınız nedir” diye yönetimce soruların sorulduğunu, seçimlerde gönüllü olarak görev almak isteyenlere “size verilecek görevimiz yoktur ” dendiğini, ilçe-belde binasına gelen ve farklı görüşlerini ifade eden üyelere tahammül edilemediğini, yönetimlere sunulan projelerin, raporların gözardı edildiğini, yerlisin-yabancısın ayrımcılığının yapıldığını, çalışan-gelişen değil-küçük olsun ama benim olsun zihniyetinin hakim olduğunu, üyelerin konulara dahil edilmediği, tavlanan delegelerle siyasetin yönetim kadrolarının oluşturulduğunu, sanki bilmiyorsunuz Sn.Öztürk. Sanki burada bunca zaman içinde AKP güçlenmedi, sanki AKP ve AKP yanlısı iş adamları burada kıyıları talan etmedi, ormanları yok etmedi, hazine arazilerini, sit alanlarını ele geçirmedi, meralıkları imara açmadı, taş ocaklarına izin vermedi, 11 belde-11 imar planı olması gerekirken sanki “kişiye özel” planlamalarla 57 imar planı bu bölgede yapılmadı, sanki bunların hiç biri CHP li belediyelerce onanmadı…..!!!!!! Bütün bunlar olurken sanki Bodrum Yarımadası CHP yönetimleri tümüyle bunlara itiraz etti ve kamu haklarını korudu ve sağlam bir muhalefetlik yaptı!!! Bütün bunlar gerçek yaşamdan kesitler. Hiç kimse bana demesin ki biz heryerde eylemdeydik. İnandırıcı ve yeterli değil. Eğer CHP yönetimi olarak CHP den seçilmiş belediye başkanlarını CHP nin ilkeleri-tüzüğü ve programı yönünde yönlendiremediyseniz, halkı arkanıza alıp buradan iktidara kafa tutamadıysanız…..başarıyı çok ararız. Söylenenler de kağıtta kalır. Her zaman söyledim, gene söylüyorum. CHP ilkeleri doğrultusunda örgütlenip, halkın çıkarları doğrultusunda halkın partisi olmadıkça, seçim barajı düşürülmedikçe, siyasi partiler yasası değişmedikçe, delege hakimiyeti kaldırılmadıkça, CHP iktidar olamaz. CHP nin yeni bir “lider” e değil, “sol budur” a değil (bunlar zaten var) , kendisinin bireysel çıkarlarını dışlayıp, toplum için çalışan özverili ve çalışkan ” daha çok ” üyelere, yönetimlere, belediye başkanlarına ve millet vekillerine ihtiyacı vardır. Türkiye genelinde aynı amaç için tek yürek olmuş, hep bana değil, hep bize diyen örgütlenme zihniyetine ihtiyacı vardır. Eğer CHP de “kişiler” üzerinden siyaset yapılmaya devam edilirse-yok şu kişi partiye alınmış, yok bu kişi- bölgesel siyaset üretilmez, sağlam bölgesel çalışmalar yapılmaz ise, Türkiye genelinde sadece lider suçlanırsa, Türkiye bu iktidar zihniyetine mahkum edilir. Ve olan da budur. Geç kalınmıştır. Ama 2015 seçimleri çok önemlidir. CHP nin bu kurultayı isterdim ki, örgütsel çalışmaların pekiştirildiği, daha güçlü olmak için örgütlenildiği bir kurultay olsun, lider değiştirmek talepli değil. Eğer bazı bölgesel CHP yönetimleri bu gidişata dur demez, bildikleri ” yanlış” yolda devam ederlerse, yarın bugünümüzü de arar olacağız.

  6. Yavuz YILDIZ dedi ki:

    Benim yorum neden eklenmiyor? Ta başından beri şu yazı çıkıyor: Tekrar edilen yorum bulundu; görünen o ki bu yorumu daha önceden zaten yapmışsınız !

  7. Yavuz YILDIZ dedi ki:

    Sansür vaarrrr…. Yazım denetimden geçmedi ! Yayınlasanız da millet öğrense sansür nedenini…

    1. Bodrum Gündem dedi ki:

      Sayın Yavuz Yıldız,
      Bodrum Gündem’de sansür olmaz merak etmeyiniz.Sadece bizden kaynaklı bir gecikme nedeni ile yorumlarınız onaylanamadı.Yorumların geç onaylanmasından dolayı sizden ve okurlarımızdan özür dileriz.
      Fatih Bozoğlu Bodrum Gündem Genel Yayın Yönetmeni

  8. Taşkın Atılgan dedi ki:

    Nasıl çıkarız bu kısır döngüden acaba? Şu beğenmediğimiz “ağaların delegeleri” yapılan kurultaylarda Kılıçdaroğlu’nu ve ekibini seçip duru; seçilenler de seçenleri seçip duru; Kılıçdaroğlu ve yönetimi de seçim kaybedip duru. Biz CHP’li partililer de, ellerimiz, kollarımız bağlı ve etkisiz ve eylemsiz, bu yaratıcılıktan yoksun, kısır hale dönüşmüş partinin bu felçli durumuna bakıp duru(ruz). Durup duru olmanın kimseye faydası yok! Yetti gari! Partiye dinamizm getirecek, yerelden merkeze tüm parti yöneticilerini seçme yetkisi ve gücünün CHP üyelerine (tüm güç halka!), ÖN SEÇİMLER aracılığıyla verilmesi gerektiğini aklı başında herkes yıllardan beri söyleye söyleye dillerinde (ve dillerimizde) tüy bitti ve bu, Kılıçdaroğlu’nun en önemli vaatlerinden biriydi: tüm üyelerin katılımıyla yapılacak önseçimler!!!! YANİ: ÖN SEÇİM OLMADAN PARTİ İÇİ DEMOKRASİ OLMAZ, PARTİ İÇİ DEMOKRASİ OLMADAN SOSYAL DEMOKRASİ OLMAZ ve SOSYAL DEMOKRASİ olmadan da, halkının büyük çoğunluğu yoksulluktan, açlıktan, sefaletten, işsizlikten ve adaletsizlikten kıvranan ve kan ağlayan bir ülkede, bugünkü durumuyla CHP’ye, ilelebet, iktidarı kimse vermez! SOSYAL DEMOKRAT siyasetler, yoksulluğun, işsizliğin çaresidir ve özgürlüğün, fırsat eşitliğinin, toplumsal dayanışmanın, refahın, barışın ve gerçek demokrasinin yoludur. ÖNSEÇİMLE gelmiş parti yönetimi ve bunları gönülden destekleyen ve seçen tabandaki üyelerinin, hep beraber seferber olarak, ülkenin dörtbir köşesinde, köylerde ve varoşlarda, sosyal demokrasiyi anlatmaları CHP’ye İKTİDAR yolunu açacaktır! Çalışmayana ekmek yok! Ve aynı şekilde de, çalışmayanlara iktidar da yok!

  9. Necdet Çelikhan dedi ki:

    Syn Ayla GÜRPINAR,esasen benim “politika” olarak adlandırdığım o “kitap” da olmayan ama uygulamada farklı bir çeşidi zaten olmayan “büyüklere oyunlar” kısmından bahis ediyorsunuz yine.Benim de vurgulamaya çalıştığım farklı bir şey değil.Ve bu oyun üzerinden “mış” gibi olan tüm diyalektik görünümlere “VETO” benden!
    Ayrıca o “mış” gibi bir diyalektik anlatım çabasını ilgisi olmyan bir yorumlama ile şans adderek benim üzerimden de kimse serdetmeye kalkışmasın lütfen.
    Zira ben nedemek istediğimi çok açık,net ve 12 yıldır tekrar ediyorum.
    12 yıl sonrası da nerede olduğumuz aynı netliktedir artık.
    Saygılarımla,