29 Ekim 1923, Kuruluştan, Geleceğe…

Cevat Öneş
Cevat Öneş
  • 27.10.2018
  • 295 kez okundu

29 Ekim 1923, Cumhuriyet’in ilanı, Cumhuriyet İdaresine geçiş sürecinin başlangıç tarihidir.

Birinci Dünya Savaşının paylaşım, çıkar, sömürü sistemi yaratan sonuçları karşısında, Cumhuriyet; emperyalizmle mücadelenin, siyasi-ekonomik bağımsızlığın, muasır medeniyet hedeflerinin, akıllı, vicdanlı hür nesiller yetiştirilmesinin, barış içinde yaşayan bir millet-devlet olunmasının somut örneği olarak, 20’inci YY. mucizesidir.

29 Ekim 2018, 95 inci yılında, Cumhuriyet’i anlamak, yaşatmak, yüceltmek için görev ve sorumluluklarımızın hatırlanması, süreçler içerisindeki bazı önemli gelişmelerin tekrarlanması, değerlendirilmesi önem kazanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu; öncesi ve 600 yıllık varlığı ile tarihimizin, maddi ve manevi dünyamızın, medeniyetimizin, zenginliğimizin ayrılmaz bütünlüğünün, çok önemli gerçekliği ve yaşanmışlığıdır.

Osmanlı İmparatorluğunun DURAKLAMA ( 1579- 1699 Karlofça antlaşması ), GERİLEME ( 1699-1792 ), DAĞILMA ( 1792-30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması ) dönemlerinin, Devleti fiilen sonlandıran başlıca sebeplerini şöyle özetleyebiliriz:

  • Giderek padişah ve ailesinin kararlarıyla yönetilen devlet yapısında liyakattan uzaklaşılması ve yozlaşma,
  • Askeri teşkilat sisteminin bozulması,
  • Pozitif bilimlerin ihmal edilmesiyle, eğitim sisteminin çökmesi,
  • Bozulan devlet yapısı ve süreklilik kazanan kötü yönetimlerle adalet ve maliye sistemlerinin işlemez hale gelişi,
  • Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleriyle sıçrama yapan, zenginlik yaratan gelişmeler karşısında, bilimde. Teknolojide, sanat alanlarında meydana gelen olumsuzluklar, gelişim-değişime karşı kapanma,
  • Kapitülasyonlarla ekonomik bağımsızlığın da kaybedilişi,
  • Farklı din-mezhep ve milliyetler topluluğunda, uzlaşı ve bütünlüğün sağlanamaması,
  • Haçlı ve Şark meseleleri zihniyetinin Avrupa’da yarattığı dayanışma,
  • Anadolu’nun jeopolitik ve jeostratejik öneminin yarattığı çekicilik,

gibi sonuçlar, Osmanlı Devleti’ni parçalayan, işgal eden Sevr Antlaşmasının imzalanmasına ( 10 Ağustos 1920 ) imkân veren padişah Vahdettin’in 17 Kasım 1922 tarihinde İngiliz zırhlısına binerek İstanbul’u, Vatan’ı terk etmesiyle, yeni bir süreci başlatmıştır.

2018 Türkiye’sinde; ekonomik kriz, ciddi soru işaretleri yaratan ABD şirketi McKinsey olayı, topyekûn eğitim sisteminin içerisinde bulunduğu durum, adaletine güvenilemeyen yargı sistemi, sosyal-siyasal-demokrasi meselelerinin, dış politika yanlışlarının yarattığı problemler gibi sorunlarımız tartışma konusu olurken, Osmanlı’nın çözülmesine ve dağılmasına sebep olan hususların hatırlanarak değerlendirilmesi yararlı olacaktır.

Tüm varlığı ve kurumsal yapılarıyla çökertilen, işgal edilen Osmanlı İmparatorluğu’ndan, yeniden doğuş, kuruluş şartlarının yaratılabilmesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsında ve öncülüğünde oluşan, MİLLİ İRADENİN başkaldırışı ve KURTULUŞ SAVAŞI ile mümkün olmuştur.

Mustafa Kemal’in 16 Mayıs 1919’da Bandırma gemisi ile Samsun’a yola çıkışı, 19 Mayıs’ta Samsun, 22 Haziran 1919 Amasya Tamimi, 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi, 4-11 Eylül 1919 Sivas Kongresi, 17 Şubat 1920 Meclis-i Mebusan’ın Misak-ı Milli’yi kabul edişi (ilk taslağı Mustafa Kemal, ikinci taslağı İsmet paşa yazdı. ), 23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi (BMM)’nin açılışı, 18 Temmuz 1920 Mustafa Kemal tarafından Türk Ordusuna Sakarya’nın doğusuna çekilme emrinin verilişi, 02 Ocak 1921 Anayasa’nın kabulü, 26-30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi, 09 Eylül 1922 İzmir’in kurtuluşu, 17 Kasım 1922 Vahdettin’in Türkiye’den ayrılışı, 24 Temmuz 1923 Lozan antlaşmasının imzalanışı süreçleri sonucu, 29 Ekim 1923 tarihinde CUMHURİYETİN İLANI, milli sınırlarını topyekûn gücüyle çizen, bağımsızlığını ilan eden ve çağdaş bir devlet olarak, 20’inci yy. mucizesini yaratan, Türk Milleti’nin, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının eşsiz serüvenidir.

20’inci Y.Y.’ın paylaşım, sömürü savaşları, faşizmin, reel sosyalizmin ideolojik, otoriter rüzgârlarının hâkimiyet kurduğu şartlarda, Cumhuriyet-Demokrasi-Bağımsızlık-Çağdaşlık-Halkçılık-Aydınlanma-Laiklik temellerinde kuruluş temelleri atılan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu ilkeleri ve vizyonunun geliştirilerek korunması, gerçek “ BEKA “ sorunumuzdur. Günlük fırsatçı politikaların sahte beka oyunlarıyla, Cumhuriyet’in temel düşünce ve pratiğinden uzaklaştırılması çalışmalarının tespiti ve teşhiri, öncelikli vatandaşlık görevlerindendir.

Tanzimat’la başlayan çağdaşlaşma gelişmelerine uyum çalışmalarına rağmen, Cumhuriyet döneminin kuruluş yıllarının, siyasi-ekonomik-sosyal-kültürel-eğitim-sağlık gibi toplum-insan ihtiyaçlarıyla bağlantılı her konuda, korkunç yetersizliklerle karşılaşılmıştır.

1911’den itibaren savaşlar içinden gelen Türk halkı perişan durumdadır. Okuryazarlık, okul, öğretmen bakımından çok fakir bir ortam mevcuttur. Cehalet ve bilinçsizlik, her kademede ve vasatlarda yaygındır. Şehirlerde bile tıbbi imkânların çok yetersiz olduğu şartlarda, bulaşıcı hastalıklar yaygındır.

Çökmüş durumda olan ekonomik yapı, 1881 yılında kurulan Duyun-u Umumiye ile birlikte, emperyalist ülkelerin mali denetimine bırakılmıştır. ‘ Uğranılmış başarısızlıkların temelinde, iktisadi sorunlar vardır ‘ sözünün, tarih içerisindeki en canlı örneğini Osmanlı İdaresi vermiştir.

Cumhuriyet, siyasi bağımsızlığını, ekonomik bağımsızlıkla taçlandırmak için 20.08.1924 tarihinde İş Bankasını kurmuştur. Osmanlı’nın yaklaşık 85 milyon altın lira faiziyle 107 milyon altın liralık borcunu da ödemiştir.

Kalkınmanın merkezine sanayi ve tarım sektörü konularak, üreten ekonominin temelleri atılmıştır. İçerisinde bulunduğumuz ekonomi krizde, Cumhuriyet’in özelleştirilerek, değerlerinden düşük fiyatlarla satılan ve üretimden uzaklaştırılan fabrikaları sebebiyle, ekonomik sıkıntıların derinlik kazandığı gerçeğini görebilmeliyiz.

Cumhuriyet döneminin yerleştirmeye çalıştığı eğitim sisteminin MİLLİ ( birleştirici, bütünleştirici ), ÇAĞDAŞ ( ülkemiz ve çağın gerçeklerine uygunluk ), LAİKLİK ( milli bütünlüğün sağlanması, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirilmesi) ilkelerinden uzaklaştırılması düşünce ve uygulamaları ise olumsuz gelişmelerin öncelikli ve en önemli tehdit unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır.

Cumhuriyet döneminin, bazı yetersizliklerinin ve yanlış uygulamalarının sonuçlarının, zamanın şartları içerisinde değerlendirilmesi de önemi haizdir. Öncelikle laikliğin yozlaştırılması, istismar edilmesi meselesi ile kimlikler üzerinden, oportünist siyasetler yapılmasının yarattığı sonuçlar, 2018 Türkiye’sinde de yakın tehditler olarak varlıklarını korumaktadırlar.

Çok partili hayata geçiş, 1950 seçimleriyle değişen siyasi iktidar döneminde ve 2018’e gelen süreçlerde, genellikle muhafazakâr-milliyetçi-dinci zihniyetin ve kadrolarının, Devlet yönetiminde ağırlıklarının bulunduğunun tespiti, mevcut sorunlarımızın çözümleri bakımından da önemlidir.

Bahse konu süreçlerde;

  • ABD, Batı Bloku, NATO ilişkilerinde siyasi, ekonomik, askeri bağımsızlığımızda meydana gelen zafiyetler,
  • Askeri darbeler ve müdahaleler ile sürekliliğe sahip vesayet şartlarının yarattığı kırılganlıklar,
  • Üretmeyen, adil paylaşım yaratmayan politikaların sonuçları,
  • Her konuda, öncelikle laiklik ve kimlikler üzerinden yapılan siyasetin neticeleri,
  • Eğitim ve öğretim sisteminde sürekliliğe sahip yozlaşma,
  • Siyasette ve Devlet yönetiminde Liyakat ’tan uzaklaşılması,
  • İdeolojik, oportünist dış politika uygulamaları,
  • Nitelikli demokratikleşme çalışmalarında meydana gelen kesintiler ve geri dönüşler,

gibi temel meseleler, içerisinde bulunduğumuz sıkıntılı, krizli “köşeye sıkışma” sonucunu yaratmıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi ( AKP )’ nin 16 yıllık iktidar dönemi, ifade etmeye çalıştığımız sıkıntıları, riskleri önemli derecede artırmıştır. Yüzde 40-50 bandında sahip olunan oy potansiyelinin gücünü, temel sorunlarımızın çözümleri için AKP yönetim kadroları kullanamamışlardır.

İçerisinde bulunduğumuz sorunlardan ve ekonomik krizden çıkış yolu, alternatifsiz şekilde, Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin zorunlu kıldığı, nitelikli demokratikleşme ve zihniyetinin içselleştirilmesi, politikalar üretimine yansıtılması, hukukun üstünlüğünün şekillendirdiği kurumsal bir devlet sisteminin oluşturulması ve ulusal-küresel barış şartları için planlı-kararlı çalışmalar yapılmasıdır.

Nitelikli demokrasilerin güvencesi ve vaz geçilemez bir değer unsuru da, nitelikli demokratik muhalefetin, zihniyeti-örgütsel yapısı-kadroları ve örgütlü toplumsal, kurumsal ilişkileriyle, ihtiyaç duyulan şartları gerçekleştirebilmeleridir.

Cumhuriyet’i Türk milletine armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’e, kurucu kadrolarına, Vatan Şehitlerine, Gazilerine saygı ve şükranla…

Cevat Öneş

Ekim 2018 BODRUM

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Filz vural dedi ki:

    Bu kadar gerçek ve doğru anlatilan bir savaşın özetini hiç bir yerde okuyamazdık .Cumhuriyet e tam da böyle kavuştuk.Şu anda oynanan oyun da ifade edilen gerçekler emperyalistlerin niyetlerini açıl olarak gösteriyor Sağolun CEVAT ÖNEŞ bey

YORUM YAZ